Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


DİN VE DEĞİŞİM

Din hakkında konuşurken dinin değişmez ve değişkenlerini birbirinden ayırmak gerekir. Vahiyle bildirilen ilkeler dinin değişmezleri yani iman ilkeleridir.


Din hakkında konuşurken dinin değişmez ve değişkenlerini birbirinden ayırmak gerekir. Vahiyle bildirilen ilkeler dinin değişmezleri yani iman ilkeleridir.

Kur'an ve Sünneti temel alarak üretilen ve içtihada ait bilgiler ise değişkendir. Siyaset ile ilgili düşünceler büyük ölçüde içtihat alanına aittir. Bu yüzden içtihat alanındaki bu bilgiler dinin değişmez ilkeleri gibi değerlendirilemez ve bu bilgiler üzerinden kişiler tekfir edilemezler. Çünkü içtihat alanına ait bilgiler ontolojisi gereği bilgisi sınırlı, hataya açık insan tarafından üretilmiştir ve mutlak kesinlik değeri taşımazlar. Dolayısıyla konumu, bilgisi, birikimi, ilmi düzeyi ne olursa olsun insan tarafından üretilen bilgiler yanılgıya açık olduğundan mutlaklaştırılamaz. Bu tür bilgiler dinin nihai yorumu gibi kabul edilemez.

Öte yandan bir cemaatin, grubun, partinin, mezhebin görüşlerini reddeden dini reddetmiş gibi algılanıp değerlendirilemez. Böyle davranmak Harici bir yaklaşımdır. Bilindiği gibi haricilik, kendi yorumunu dinle eşitlemiş ve onun üzerinden insanları kafir olmakla suçlamıştır. Nitekim Hariciler, kendi yorumlarını kabul etmediğinden Hz. Ali'yi küfürle itham etmişlerdir. Bu tavır çağdaş radikal İslami örgütlerde(İŞİD, Bako-Haram, FETÖ) hayli yaygındır.

Bir bilgi katmanı olarak vahiy(din) ve dini düşünceyi birbirinden ayırmak gerekir. Vahiy, Allah'tan gelen, içinde hata olmayan inanılan veya reddedilen bir bilgi türüdür. Dini düşünce ise insan tarafından üretilen, doğası gereği eksik, hataya açık tarihsel bilgilerdir. Bundan dolayı metin(Kur'an) ile yorum asla eşitlenemez. Metin inanç konusudur, yorum ise beşeri düzeydedir ve tartışmaya açıktır. Bireyler, konumu bilgisi birikimi ne olursa olsun beşer olan insanın ürettiği bilgiye karşı çıkabilir ve eleştirebilir. Bu kişiler, bu eylemlerinden dolayı tekfir edilemezler

Herhangi bir iktidarı İslam'la eşitlemek sağlıklı bir analiz yöntemi değildir. Bu yüzden İslami iktidar olmaz; Müslümanların iktidarı olur. Müslümanların iktidarı insanın ontolojisi gereği hatalı, eksik, yanılgıya açıktır. Bu durum onun eleştiriye açık bir yapı olduğunu gösterir. Hiçbir iktidar deneyimi İslam ile eşitlenemez. Çünkü iktidarı İslam'la eşitlemek kilise misali bir anlayış doğurur. Oysa İslam inancında, Tanrı'nın yeryüzünde temsilcisi olan, onun adına hareket eden ve uygulamalarını onunla eşitleyen bir kişi ve kurum yoktur. Bundan dolayı İslam teokratik değildir. İslam'ın ilk halifesi olan Hz. Ebubekir'in "Allah'ın halifesi" sıfatını bu gerekçe ile reddettiğini bilmemiz gerekir. Hz. Ömer de "Allah'ın halifesi" kavramını kullanmamış, onun yerine "Resulün halifesi" kavramını kullanmıştır.

Bu tercihin kelami anlamı şudur: Hiçbir iktidar eylemlerinin sorumluluğunu ilahi yazgı( kader) üzerinden ifade edemez. Her iktidar yaptığı uygulamalardan sorumludur.

Öte yandan, “Atalar dini” kavramsallaştırması üzerinden geleneğin tümden dışlanması da önemli bir sorun alanıdır. Bazı yorumlarda "atalar dini" diye bir kavramsallaştırma üzerinden, geleneği ve ona ait formları bütünüyle dışlayanlar var. Son derece genellemeci ve yanlış bir bakış açısıdır bu. Oysa Hz. Peygamber geleneği tümüyle dışlamamıştır. Hz. Peygamber gelenek karşısında üç tavır takınmıştır:

1- Geleneğin bazı formlarını tümüyle reddetmiştir. ( Kız çocuklarının gömülmesi)

2-Geleneğin bazı formlarını kabul etmiştir.( Arap geleneğindeki eman olayı)

3- Geleneksel uygulamaların bazılarının formunu değiştirerek devam ettirmiştir. ( Cahiliyede çıplak olarak yapılan tavafı giyinik olarak sürdürmek. Tavaf devam etmiş, çıplaklık yasaklanmıştır.)

Kur'an'da ki ataların davranış kodlarına ait uyarı onların tevhit karşısındaki olumsuz tutumlarına ilişkindir. Zaten İslam hukukunda geleneğin özel bir formu olan örf delil kabul edilir. Örf, geleneğin tevhide uyumlu ya da aykırı olmayan uygulamalarıdır. "Atalar dini " üzerinden kültürel bütün değerlere dışlayıcı yaklaşım, bireyi içinde bulunduğu toplumun değerlerine yabancılaştırdığı gibi, din adına büyük bir yanlışlığın da tarafı yapar. Mutlakçı ve genellemeci bakışın en büyük zaafıdır bu. Fanatik, entegrist, Harici dini hareketlerin genel tavırdır geleneğin bütün formlarını reddetmek.

İçtihadın kapalı olması, dini gündelik sorunların çözümünde uzaklaştırmaktır. Bu durumda din hayatiyetini, sorun çözme yeteneğini kaybederek metafizik bir sisteme dönüşür. Hayata müdahil olmayan, yaşanan aktüel sorunlara çözüm üretmeyen bir dinin yaşaması mümkün değildir. Bugün din İslam dünyasının eğitim, hukuk, ekonomik hayatına müdahil değildir. Geleneksel fıkıh ve kelam anlayışı da yetersizdir. İşin daha da vahimi Müslüman zihnin eğitim, hukuk, ekonomi gibi alanlarda, İslam ahlakına dayalı bir modelin üretileceğine olan inancını büyük ölçüde yitirmiştir. Bu durumda İslam antropolojik bir bilgiye dönüşme tehlikesiyle yüz yüzedir.

 

Kaynak: Her Taraf



YAZARLAR