Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Enes TARIM


Din Direniştir

Yazarımız Enes Tarım'ın, Özgün İrade Dergisi 2020 Aralık (200.) Sayısında yayımlanan yazısı..


“Onların susmaları, susmak zorunda kalmaları yetmez. Evet demedikleri, başlarını eğmedikleri, dalkavuklar ve hizmetkârlar sürüsüne katılmadıkları için varlıklarını hala sürdürmeleri onlar için bir kızgınlık sebebidir…” 

“Vicdan Zorbalığa Karşı”  Stefan Zweıg

Eleştirmek, muhalif duruş sergilemek her yüz yıl egemenlerin baş ağrısıdır ve onlar hiçbir zaman muhalifleri sevmez.

Muhalif olanlar diz çökene, aman dileyene, zillet içerisinde yalvarana kadar baskılardan, işkencelerden geçirilip nemli ve karanlık zindanlarda ömür tüketene kadar kinleri bitmez onlara.

Tüm bunlara rağmen muhalif olmak bir kimliktir.

Ve kimileri sonlarının ölüm olacağını bilse bile dik durur, karşı çıkar, eleştirir yaşadığı her çağda.

Tek başına kalsa dahi, tüm zamanları delecek haykırışlarla inancını davasını haykırıp ötelerden mesajlar gönderir istikbaldeki yarenlerine…

Çığlık çığlığa direniş mesajları yollar onlara serin esen meltemlerle…

Bedenleri yok edilse de onurlu direniş destanları yankılanıp durur her daim dillerde, gönüllerde, yüreklerde…

***

Her toplumda yönetenler sayısal olarak azken, sessiz mütedeyyin kesimler çoğunluğu oluşturur.

Ancak onlar ezici üstünlüğe sahip olmalarına rağmen örgütsüz olma ve yönetimde söz sahibi olamamaları yüzünden kurulu düzene bağımlıdır her daim.

Ve maalesef sessiz yığınların itaat güdüsü kötülerin de gücünü oluşturur, iktidarlarını onarıp, tesis eder.

Yığınların sessizliği her zaman muktedirlerin en büyük desteğidir.

Bu anlamda belki biraz abartarak ta olsa kötülüğün kaynaklarından biri olarak muhafazakar/mütedeyyin halk topluluklarını da zikredebiliriz sanırım.

Çünkü insanlar yaptıkları kadar yapmadıklarından da sorumludur. “Aramızda salihler olduğu halde yine de helak edilir miyiz?” sorusuna Nebinin verdiği cevap, kötülüğün egemenliğine boyun eğmenin de bir kötülük çeşidi olduğu gerçeğini kanıtlarken; bunun yine de İslam toplumlarınca tarih boyu pek anlaşılmadığını bizlere gösteriyor.

Çünkü elçilerin yaşamı onurlu ve ilkeli muhalif bir tavrın izdüşümüdür.

Kur'an Müslüman bireylerin Allah’ın dininden ayrılmamaları ve Ondan başka kimseden medet ummamalarını salık verir:  “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O'nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (En’am, 153).

Allah’ın Kitabı birçok ayette: “onlara katiyen meyletme, uyma, itaat etme!” diye söze başlar.

“Artık seni yalanlayanlara itaat etme…” (Kalem 8)

 “Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların hevalarına uyma…” (Maide 49)

“ … Sen de onlardan yüz çevir ve Allah a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa 81)

Tüm bunlardan sonra o halde din, dünyevi iktidarlarla ilgili müminlerin nasıl bir tavır geliştireceklerinin temel kurallarını açıklar.

O, referansını Allah’ın öngördüğü sınırlardan almayan her yapıya karşı çıkmayı emreder ve her konuda egemenliğin ve üstünlüğün mutlak sahibinin ancak Allah olduğunun altını çizer.

Çünkü hak adalet ve özgürlük temelli olmayan her yönetim ve sistem sadece zulüm, fesat ve şirk üretir.

Hak ve hakikatin yanında olmak geçmiş tüm zamanlarda nasıl ki tevhidi bir gelenek ise, tüm zamanlar için de önemli ve değerlidir.

Elçileri takip etme iddiasında olmanın en önemli delili haksızlığa, adaletsizliğe ve zulme başkaldırmak yanlarında ve saflarında yer almamaktır.

Zira din haksızlıklara karşı çıkmaktan, razı olmamaktan başka bir şey değildir...

***

tiraz etmek, karşı çıkmak, iyi olana destek vermek Kur ani bir tavırdır.

Bu tavrın referansı, iyiliği emredip kötülükten nehyeden kitabın buyruklarıdır.

İnsanlar fıtraten iyi olarak doğarlar.

Yaşadıkları onları kötülüğe sürükler ve bu kendi tercihleridir.

Ve yaşam içerisinde iyilerin çoğu, sahip oldukları statüyü koruma adına ya da başka nedenlerle muhafazakârlaşırlar.

Aslında güce tapıcılık kadim bir sorun.

Ve bu meyil her dönem, zulüm düzenlerini sahiplenmeye, peygamberleri ya da onların takipçileri olan davetçileri sapkınlıkla, yalancılıkla, bozgunculukla suçlamaya, kurulu düzenleri muhafazaya, gücü kutsamaya zorlar onları.

Bugün de aynı süreçleri yaşıyoruz.

Kısa bir dönem bağımsız davranan ve bir iyilik hareketi olma görüntüsü veren toplulukların şimdilerde serveti ve gücü elinde tutanların yanında durup, egemenlere kayıtsız şartsız itaati bu muhafaza güdüsünden kaynaklanıyor.

Yeryüzündeki her kötülükle mücadeleyi emreden bir kitabın bağlılarının yaşadıkları her ülkede kötülüklerin öznesi olma ithamları, sergiledikleri performansın hiç de iç açıcı ve yüz ağartıcı olmadığını ortaya koyuyor.

Dindarların iktidarında ötekilerden farklı bir davranış geliştirememesi, adalet ve özgürlüklere olan kayıtsızlıkları aslında dine muhalif bir tutumdur ve dini ifsat edici, bozucu, dini olanı kötü göstericidir.

Bu durumun ortaya çıkmasında içi boşaltılmış teslimiyetçi bir anlayışın asırlardır bu coğrafyada hüküm sürmesi fail olarak gösterilebilecekken; beraberinde bu bozulmayı gözlerden gizleyerek dini sadece bir ritüeller yığınına çeviren ulema sınıfının payı da önemli bir etken olsa gerek.

Dolayısıyla ifsad edilmiş bir din ya da dindarlığı kötülüğün kaynaklarından bir diğeri olarak görmek mümkün sayılabilir.

Zira dinin mücadeleci, muhalif ruhunu yok etmek, dini sadece tesbih tıkırtılarına indirgemek diğer tüm haramlardan daha bir kötülüktür…

***

Elçilere en güçlü tepki her daim o toplumun egemenlerinden gelir.

Elçiler onlar için daima bir tehdittir.

Çünkü elçiler muhaliftir ve inananlarla egemenler arasında her çağda bir mücadele yaşanır.

Bu sünnetullahtır.

O halde tüm yeryüzünde Müslümanlar eğer gerçekten tevhidi olma iddiasında iseler, bulundukları toplumlarda hangi tarafta yer aldıklarına bir bakmalılar samimiyetlerini görmek istiyorlarsa.

Bir toplumda inananlar eğer egemen sınıfla yani iktidarla, yönetenlerle, kapitali elinde bulunduranlarla iyi geçiniyor ve müttefiklik ediyorlarsa bilsinler ki tevhid üzere değildirler.

Çünkü gücün, güçlünün yanında değil; kimliği ne olursa olsun ezilen mazlumların yanında olmak, mustazafların sesi olmak, adaletsizlik ve sömürüleri protesto etmek, reddetmek, kabullenmemek, eleştirmek, itiraz etmek imani bir zorunluluktur.

Eğer bir toplumda kötülükler iman edenlerin desteği ile egemenliklerini devam ettiriyor iseler, bilsinler ki o toplumda iman iddiasında olanlar sıratı müstakim üzere değildirler.

İnananları mevcut şirk yönetimlerine itaate sevk eden, gayrı İslami sistemleri meşrulaştıran din adamları bilsinler ki, kendileri artık o toplumdaki egemen sınıfın etrafında kümelenen ekâbir taifesinin birer ferdi olmuşlardır.

Öyle ki gayrı İslami bir toplumda mülkü, serveti ve gücü elinde tutan kesim dindarların oluşturduğu cemaatler, tarikatlar, şeyhler, abiler, hocalardan oluşuyorsa bilsinler ki artık o toplumun yeni zalimleri, yeni firavunları, yeni bel'amları o kendini tevhidi zanneden muvahhid sanan zavallılardır ve bu hikâye de onların bir büyük dönüşüm hikayesidir…

Selam ve dua ile…

 



YAZARLAR