Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nezir ERGENÇ


DİL CANLI BİR ORGANİZMA GİBİDİR; DOĞAR, BÜYÜR VE ÖLÜR PEKİ, YA KAVRAMLAR! 

Nezir Ergenç'in yeni yazısı;


 

Dil bilimciler Dil’in de canlı olduğunu; dolayısıyla dillerin doğduklarını, gelişip büyüdüklerini ve zamanla da ölüp insan hayatından çıktıklarını söylerler. Elbette bu sıralama bütün diller için geçerli olmayabilir; zira kimi diller var ki gelişme ve büyüme safhalarına geçmeden ölüverirler.

Malum olduğu üzere İbn Haldun’un “Devlet” tezi de böyledir; devletler de tıpkı insanlar gibi doğarlar, büyürler ve ölürler, der.
Dillerin gelişimi, yaygınlığı ve egemenliği elbette pek çok unsura bağlıdır; yüzlerce unsur sıralanabilir. Bununla beraber onu en çok etkileyen herhalde içinde yaşadığı coğrafya ile komşu veya rakip diller olsa gerek. Buna ek olarak dili konuşanların dillerine olan sadakatleri de çok önemli diye düşünüyorum; bazen bu o kadar önemli olabiliyor ki bir inanç, bir ideoloji, bir duruş mesabesine dahi çıkarılabiliyor.

Eğer, dil canlı bir varlık ise- mecaz anlamında- başka dilleri etkileyebileceği gibi kendisi de başka dillerden etkilenebilir demektir. Bunun anlamı şudur: diller hem kelime/ ham madde ve hem de kavram/ ürün anlamında bir taraftan ithal edilip içeri alınacaklar, bir taraftan da dışarıya ihraç edilerek onlara bir katkıda bulunacaklar. Her iki durumda da dil gelişir ve büyür. Burada önemli olan husus tıpkı ekonomilerde olduğu gibi hayatî olan “gerekli” ise; yani yerine kullanacak ikame ham madde veya ürün yoksa ithal edilmesi gerektiği yaklaşımı olmasıdır; aksi takdirde dilde yozlaşma ve sunî büyüme olur ki bu aslında yok olmanın/ölmenin de başlangıcı anlamına gelir.

Burada asıl vurgulamak istediğim “kavram”ların ithalinde nasıl bir usul takip etmemiz gerektiğine dairdir. Malum kavramlar ham madde gibi değildir; dönüştürülmesi/ güncellenmesi veya indirgenmesi zordur hatta kimi kavramlar için bu imkansızdır. Çünkü kavramlar sadece birer kelime değiller; onların arkaplanları vardır, doğmalarını sağlayan ve gerektiren kendilerine özgü nitelikleri vardır ve bir bağlam veya felsefe üzerine kurulurlar. Bu yüzden de kimi kavramlar sadece söz konusu bağlamlarıyla kullanılabilirler. Mesela traktörü birçok işte ve amaçla kullanabiliriz ama pulluğu sadece tarla sürme işinde kullanabiliriz. Burada dikkat edilmesi gereken kavram icad edenin maksadının ve bağlamının yanında onun işlevselliği ve farklı alanlarda kullanılabilirliliğinin olup olmamasıdır.

Kiliseyi veya Havrayı rahatlıkla camiye dönüştürme imkanına sahibiz; zira her üçünün de bağlamı “ibadet”tir, üçü de mabettir. Kilisedeki sıraları kaldırır mihrap ve minare eklersek orası artık cami olur. Peki, ama bir meyhaneyi veya bir kumarhaneyi camiye çevirebilir miyiz? Evet mi diyeceğiz yoksa evet ama mı diyeceğiz?

Ben ilkesel olarak –bilginin İslamileştirilmesi fehvasınca zira bilgi aslı itibariyle zaten islamdır: El ilmu indellah- kelimelerin ve kavramların ithal edilip inanç, edep ve geleneğimize göre uyarlanabileceğini kabul ediyorum. Bu anlamda kilisenin mahiyetini değil, uygunluğunu- şekilsel şartlar- sağladıktan sonra cami olarak kullanılabileceğini kabul ettiğim gibi kimi kavramların da uygunluğu sağlandıktan sonra rahatlıkla kullanılabileceğini söylüyorum.

 Biz kendimize yetmez miyiz? Hayır! Hiçbir dil kendi kendine yeterli olma kapasitesine sahip değildir. 

Dikkat! Kimi kavramlar “amasız”, kimi kavramlar ise “ama” ile birlikte ithal edilir. İthalinin zehirlenmeye sebebiyet vereceği kavramlar ne olacak? Denirse şifalı ve doğal besinlerimiz varken zehirli olanları alıp kullanmak aptallığa delil olmaz mı?

YAZARLAR