Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Muhammet YETİŞ


DİJİTAL ÇAĞ, SMS VE İNSANLIĞIN ZOR İMTİHANI

Yazarımız Muhammet Yetiş'in "yeni" yazısı...


Yukarıdaki başlıkta muallakta kalan SMS kısaltmasını açarsak (Sosyal Medya Silahşorluğu) diye tarif edebiliriz. Bu yazımızda Dijital devrim ve ona bağlı olarak gelişen sosyal medyanın hayatımıza etkileri ve bunlardan korunma yolları incelenecektir.

Batıda gerçekleşen Rönesans ve reformlardan sonra ulaşılan Sanayi Devrimiyle insanlığın yaşamında önemli değişiklikler meydana getiren Batı medeniyetinin üst aklı Modernizm’i üretip kurumsallaştırarak önce kendi toplumlarının kılcallarına kadar yayıp kalıcı hale getirdi. Daha sonra da diğer toplumlara transfer ederek sömürünün kalıcı bir aracına dönüştürdü. Özellikle 19. Yüzyıldan itibaren de dünyanın direksiyonuna iyice yerleşti.  3. Dünya ülkeleri ise Batı toplumlarını 50-100 yıl geriden gelerek takip etmeye ve onların yaşadığı süreçlerden geçerek sömürülmeye devam etmektedir. Bu yol ve yöntemlerle dünyayı yönetip sömüren Batı tabii ki orada da durmayacaktı. 20. Yüzyılın sonları 21. Yüzyılın başlarında Batı, sessiz ve derinden yepyeni bir devrim yaptı: Dijital devrim. Ulaşım ve iletişimin gelişmesi ve hızlanması, bilişim teknolojilerinin baş döndürücü bir hızla ilerlemesi sonucunda insanlığın yaşayışında köklü değişiklikler meydana geldi. Akıllı telefonlardan görüntülü görüşmelere; insansız hava araçlarından dijital paraya pek çok alanda ortaya çıkan gelişmeler toplumların yaşamlarının her alanında (askeri, sosyal, psikolojik, ekonomik, biyolojik, estetik… ) hayal edilemez değişikliklere yol açtı. Bütün bu gelişmelerle birlikte ortalama 50 yaşındaki bir insanın tarihte 500-1000 yıl zarfında maruz kalabileceği değişikliklere günümüz insanı bu kısacık ömründe fazlasıyla şahitlik yaptı. İletişimle beraber sosyal, siyasal, askeri, ekonomik vb. alanlardaki etkileşimlerin büyük oranı sanal ortamlara kaydı. Özellikle sosyal medya uygulamalarının toplumların hayatlarında yaygınlaşmasıyla beraber değer, ahlak, erdem, din vb. kavram ve değerlerde büyük erozyon meydana geldi. Bazı değerler tamamen buharlaştı; bazıları anlamını yitirdi. İnsanlık; değerlerinden, tarihinden ve fıtratından koparıldı. Her birey, bu teknolojik araç ve ortamlarını kurgulayıp kullanan patronların elinde bir kuklaya dönüştü. Biz bu yazımızda özellikle sosyal medya üzerinden kendisine yabancılaşan insanın serüvenini ve bunlardan kurtulup fıtratına dönmenin yollarının izini süreceğiz.

Her şeyden önce bilgisayar ve akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla kendimizi bir anda içinde bulduğumuz sosyal medya platformları: whatsapp, twitter, facebook, instagram, telegram, signal, bip vb. neden icat edildi, bizim hizmetimize neden sunuldu, bize kattıkları ve bizden götürdükleri arasında bir denge var mı, bu ortamların sahipleri kimler, bunlar mahremimize nereye kadar nüfuz edebiliyorlar, bu ortamların sınırının olması gerekir mi; gerekirse var mı; varsa ne kadar kontrol edebiliyoruz?... Sorular çoğaltılabilir. Asıl problem bu programları kullanırken nedense hiçbir soru sormadık!...  Bunları birlikte biraz irdeleyelim:

En önemli soru; yüzyıllardır bizim varlığımıza bile tahammül edemeyen ve bulduğu her fırsatta bize zarar vermekten geri durmayan Batı insanı nasıl olur da bu programları geliştirip hiçbir ücret talep etmeden hizmetimize sunar? Bizi çok mu seviyorlar, sanmam. Cemil Meriç’in deyimiyle Olimpos dağının çocuklarıHira dağının evlatlarını asla kabul etmeyecektir.” Öyleyse neden? Bu sorunun cevabını şimdilik okuyucuya bırakıyorum.

Gelelim bize kattıkları veya bizden götürdükleri konusuna: Kuranda alkollü içecekler ve kumardan bahsedilirken şöyle der:  ‘’Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Bu ikisinde insanlar için büyük zarar ve bazı faydalar vardır; zararları da faydalarından büyüktür.’’(Bakara-219) Bu konuyu en iyimser bakış açısıyla böyle değerlendirebiliriz. Zararları kesinlikle faydalarından daha büyük. Detaylandıralım: Yukarıda zikrettiğimiz sosyal medya platformlarının yararları: hızlı ve çoklu haberleşme ve/veya mesajlaşma; hızlı görsel ve belge paylaşımı; anında dönüt imkanı. Sosyal medya platformlarından etkinlik ve ürün tanıtımı, pek çok eğitim çalışmasının bu yolla yapılması, para transferi ve bankacılık işlemleri vb. sayılabilir. Gelelim zararlarına: Her şeyden önce yaptığımız her beğeni, yorum ve paylaşımla bu programları kurgulayanlara veri üretmiş oluyoruz. Sinan Canan’ın deyimiyle ‘’bilişim firmaları eğer size bir hizmet sunup sizden hiçbir ücret talep etmiyorsa; orada pazarlanan ürün sizsiniz.’’En masum yönü bu verileri kullanarak rant elde etmeleri. Diğer bir husus beğeni, yorum ve paylaşımlarımızın depolanıp arşivlenmesi ve işlenmesi. Arşivlenen bize ait bu veriler istatistiki hesaplara tabi tutularak kişisel ve toplumsal haritalarımız çıkarılıyor. Bu haritalar üzerinden kişisel ve toplumsal olarak çeşitli gerçek veya sosyal ortamlara yönlendirilme; ürün ve reklam empozesi; düşünsel olarak yönlendirilme; siyasi ve sosyal olarak yönlendirilme gibi faturalar çıkarıyor. Paylaşımlarımızın daha çok beğeni ve yorum alması için meşru/gayr-ı meşru, mahrem/na-mahrem, uygun/uygunsuz, gerekli/gereksiz ayrımı yapmadan sosyal medya patronlarına veri üreten robotlara dönüşüyoruz. Hele bir de sırf daha fazla beğeni almak için yaptığımız şaklabanlıklar, insan onuruna yakışmayan fotoğraf ve video paylaşımları; animasyonlar ahlakı yerle bir eden garabet örnekleri ortaya çıkarıyor. Yine daha fazla beğeni ve yorum almak için gördüğü her paylaşımın altına beğeni ve yorum koymak insanların karakterinde iki yüzlülük temayülü oluşturuyor. Koca koca adamlar her gördükleri paylaşıma beğeni ve yorum yetiştirmek için kimlik ve kişiliklerini hiçe sayıyor. Sosyal medyadaki çok yüzlü yaşam günlük hayatta da etkisini gösteriyor. Bir de günlük yaşamında hiçbir ahlaki duruşu olmayan kişilerin sırf beğeni almak uğruna sosyal medya ortamında ayet-hadis paylaşması; hiç kendilerinde olmayan ve benimsemedikleri görüş ve düşünceleri paylaşmaları; ahlakçı ve mükemmeliyetçi paylaşımları iki yüzlülük ve karakter bozulmasının başka bir örneği olarak sayılabilir. Fake hesaplar açıp beğeni ve yorum sayısını arttırma ise Münafıklığın dijital boyutunu temsil etse de siyasi ve ticari alanda bu yöntemi hem de para vererek kullanmaktan pek çok kişi maalesef imtina etmiyor. Kişiliğinden ve değerlerinden taviz vermenin bir başka boyutu da sosyal medya silahşorlarının kendi paylaşımlarının beğeni ve yorumlarını arttırmak için herkesin paylaşımlarının altına iyi-kötü, doğru-yanlış, haklı-haksız, liyakatli-liyakatsiz vb. ayrımı yapmadan beğeni ve yorum koymaları. ‘’ Ben onunkini beğeneyim ki; o da benimkini beğensin.’’ Anlayışı ile otomatiğe binmişçesine beğeni ve yorum yarışı. Sosyal medya üzerinden oynanan bu oyunlar bana Firavun’un sihirbazlarının göz boyamak için yaptıkları sihir ve büyüleri hatırlatıyor. Bu yöntemlerin işe yaradığını gören hükümet ve devletlerde bu alana yatırım yapmaktan çekinmiyor. Onlar da dijital sihirbazlara kucak açmaktan geri durmuyor. Dijital patronların (ilahların) mazlum halklar için hazırladıkları sihirli tuzaklar say say bitmez. Sosyal medya üzerinden yapılan başka bir faaliyet de var ki en çok mide bulandıran eylemlerden biri: Taziye paylaşımları… Vefat eden herhangi bir insanın vefat haberi paylaşılırken/duyurulurken kişiye birebir yakınlığı olması gerekiyor. Ancak sosyal medya silahşorlarımız bu konuda da hiçbir ahlaki sınır tanımıyor.  Kendisiyle hiçbir yakınlığı olmamasına rağmen ölen kişi eğer tanınan ve/veya sevilen biriyse cenaze/taziye durumu paylaşımı yarışı başlıyor. Yeter ki ölen kişi beğeni ve yorum sayısına katkıda bulunsun. Velev ki ölen kişi sayfa sahibinin sevmediği biriyse bile. Bu bana Hucurat suresinde geçen ‘’ kişinin ölü kardeşinin etini yeme’’ durumunu hatırlatıyor. Dijital dünyanın etki alanına girdikçe zararları katlanarak büyüyor. Yeni süreçte bu platform üzerinden bütün insanlığı kontrol altına alıp yönetme teori ve çabaları gündemimize girmeye başladı. Yaşam şekillerimizi kökten değiştirip bütün insanları evcil hayvan derekesine indirip; onlardan en üst düzeyde faydalanma amacında olan dijital patronlar bütün dünyayı kontrol edecek seviyeye geldiklerinde muhtemelen Firavunun yaptığı gibi ‘’ 'Sizin en yüce Rabbiniz benim' dedi (Naziyat-79)’’ çağrısını yapmaları yakındır.

Daha fazla umudunuzu kırmamak için Dijital devrimin bizden götürdükleri ile ilgili söyleyeceklerime şimdilik virgül koyup çözüm önerilerine geçmekte fayda görüyorum.

  1. Günlük hayatımızda bize sunulan herhangi bir hizmet veya materyal almadan/kullanmadan önce bunu bana veren/sunan kim, bana sunulan şeyin niteliği ne; faydalı mı, zararlı mı; bana bu hizmet neden sunuluyor? Gibi soruları sorarız. Aynı soruları dijital ortamda da bize bir hizmet sunulduğunda mutlaka sormalıyız. Sorularımıza makul cevap almadan bize sunulan hizmetleri kullanmamalıyız.
  2. Dijital teknolojilerini kullanırken bir fıkıh geliştirmeliyiz. Çünkü biz bu alanda helal-haram, meşru-gayrimeşru, uygun-uygunsuz, mahrem-na/mahrem, hukuki-hukuksuz ayrımı yapmadan kullandığımızda çocuklarımız ve gençlerimiz bu alanda daha tedbirsiz davranacaklardır. Eğer bir fıkıh geliştirirsek maddi ve manevi kayıplar yaşamadan bu alandan faydalanabiliriz. Din adamlarımız ve kanaat önderlerimiz dijital dünya ile ilgili bir an önce çok ayrıntılı bir fıkıh geliştirmeli. Aksi halde değişimin çok hızlı gerçekleştiği günümüz dünyasında ciğerparelerimizin dijital patronların/ilahların sunaklarında kurban olduklarına yakın zamanda şahit olabiliriz Allah muhafaza.
  3. Dijital patronlar geliştirdikleri teknoloji ve programlarla bizleri önce doğadan, fıtrattan, aileden, sosyal çevreden ve nihayet Allah’tan kopararak kullanmak istiyorlar. Bu şekilde bireyselleşip özünden uzaklaşmış her birey onlar için kullanışlı robotlar haline gelecektir. Bu durumdan kendimizi kurtarmak için
  1. Olabildiğince sade ve doğal bir yaşamı tercih etmeliyiz. Beslenmeden giyim kuşama, evlerimizin dizaynından sokak yaşamımıza kadar her alanda sade ve doğal yaşamı tercih etmeliyiz.
  2. Fıtratımıza uygun yaşama çalışmalıyız. Hareketli bir yaşam, doğal ve düzenli beslenme, temiz ve olabildiğince radyasyondan uzak bir yaşantı tercih etmeliyiz.
  3. Aile ve sosyal ilişkilerimiz (komşuluk, akrabalık, dostluk vb.) bizi biz yapan değer ve ortamlardır. Çağdaş ve dijital taarruzlar karşısında birbirimize yaslanmalı ve gerçek ilişkilerimiz için her türlü fedakarlığı yapmalıyız.
  4. En önemlisi rabbimiz olan Allah ile ilişkilerimizi çok iyi tutmalıyız. Allah’a kulluğumuzda son derece ciddi ve samimi olmalı; ibadetle geçirdiğimiz zamanları arttırmalıyız. Zikir, istiğfar ve dua ile de rabbimizle olan iletişimimizi sürekli ve canlı tutmalıyız. Aksi halde  internet ve sosyal medyadan erişip ele geçirdikleri bireysel ve toplumsal bilgilerimizi yapay zeka üzerinden işleyerek bilinçaltımıza kadar nüfuz eden kişi veya kuruluşlarla baş etmemiz; onlara karşı karakter ve imanımızı muhafaza etmemiz oldukça zor görünüyor.

Bütün bu olumsuz tabloya rağmen ümidimizi yitirmeden mücadeleye devam etmeli ve Allah’tan asla ümit kesmemeliyiz. Unutmayalım ki: ‘’Allah bütün alemlerin Rabbidir!‘’ Dijital ortam ve sosyal medya da dahil.



YAZARLAR