Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


DEPREMLE GELEN KARDEŞİLİK

Yazarımız Ömer Naci YILMAZ'IN 'YENİ' YAZISI...


Büyük milletimizin başı sağolsun, aziz milletimize geçmiş olsun. Vefat eden kardeşlerimize rahmet olsun, kalan yaralı kardeşlerimize geçmiş olsun. Rabbim milletimizden razı olsun, devletimizi payidar kılsın. 24 Ocak 2020 saat 20.55’ten itibaren yürekleriyle Elazığ ve Malatya’da olan güzel ülkemin güzel insanlarına selam olsun. Hep birlikte Türkiye olmanın ne büyük bir nimet olduğunu bizlere idrak ettiren yüce Rabbimize hamdolsun.

Depremle gelen kardeşlik dedik. Nasıl demeyelim ki? Deprem bize renklerin farklılığını unutturdu, dillerin farklılığını unutturdu, burada yazmak istemediğim her ne kadar ayrıştırıcı unsur var ise hepsini unutturdu. Nasıl unutturmasın ki? Televizyon başında yüreğimiz burkularak, gözlerimizden yaş akarak izlediğimiz çaresizlik manzaraları bizde ayrıştırıcı unsur mu bıraktı? Deprem bizi terbiye etti. Olması gereken kalp yumuşaklığını sağladı. Tanımadığımız, bilmediğimiz insanlar için gözyaşı dökebiliyorsak, iç geçirebiliyorsak, doğudan batıya kuzeyden güneye yürekler deprem bölgesi için atabiliyorsa insanlığımız adına iyi durumdayız demektir. Aslında tüm benliğimizle bölgedeki kardeşlerimizin yanında olmak bizim için imani bir gerekliliktir. Bize bu hakikati öğreten güzel nebiye selam olsun. Sizden biriniz kendisi için arzuladığı şeyi din kardeşi için de istemedikçe (tam) iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman, 17)

Bilge Tolstoy’un kelam-ı kibarı bu hakikatin bir başka versiyonu değil midir? Hani bilge Tolstoy demiş ya: “Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.”

Amerika’nın Irak’ı işgal ettiği ve yüz binlerce Müslümanı katlettiği günlerde (Mart 1991), klasik müziğin ünlü orkestra şeflerinden Hikmet Şimşek’e TRT muhabiri “Savaş için ne söylemek istersiniz?” diye sordu. Rahmetli şu cevabı verdi: “İmkânım olsa savaş alanlarının tamamına dünyanın en büyük hoparlörlerini kurmak ve bütün dünyanın duyacağı şekilde Yunus Emre’nin şu dörtlüğünü haykırmak isterdim.

Gelin tanış olalım,

İşi kolay kılalım,

Sevelim sevilelim,

Dünya kimseyi kalmaz.”

Başka bir yazımda kullanmayı planladığım bu alıntıyı depremle gelen kardeşlikte kullanmak da varmış. Hırslarımızı aklımızın önüne koymayalım, hele hele vicdanımızın önüne asla koymayalım. Allah’ın arzında Allah’ın kulları için iyilik isteyelim, iyiliği çoğaltalım. Özünde bu duyguları barındıran bir millet olduğumuz için dünya mazlumlarının umuduyuz. Tarih Müslümanların Habeşistan’a hicretini nakleder. Hıristiyan Necaşi Ashame’nin Müslümanlara olan tavrı insanlığın zirvesidir. Allah’a hamdolsun ki ileride tarihler Türk milletinin kadirşinaslığını da yazacaktır. Bu aziz milletin gönül halkası geniştir. İçeriden dışarıdan farketmez herkesi bağrına basar ve burada herkese yer vardır. Endülüs’te katledilen Yahudilere sahip çıkmamız, Avrupadan ve Balkanlardan gelenlere sahip çıkmamız tarihsel arka plandaki örneklerdir.

Mazlum ve mağdurun dini sorulmaz, dili sorulmaz, ırkı sorulmaz. Mazlum mazlumdur, mağdur mağdurdur, gereken yapılır. Bu kaide aziz milletimizin engin irfanının bir tezahürüdür. Deprem ve sonrasında yaşanan gelişmelerle hep birlikte Türkiye olmanın önemini bir kez daha anlamış olduk. Bizi bu duygularla donatan Rabbimize bir kez daha hamdolsun. Kardeşlik ruhunu dirilten ve diriltmek isteyen tüm yüreklere selam olsun.



YAZARLAR