Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Beşir İSLAMOĞLU


DEPREMİ TEDEBBÜRLE OKUMAK!

Beşir İSLAMOĞLU; Rabbimiz, yaklaşık bin kilometre çapında yer tabakasını zelzele ile harekete geçirerek “tek hükümdar” olduğunu dünyaya göstermiş oldu


 

Geçen hafta Rabbimiz, yaklaşık bin kilometre çapında yer tabakasını zelzele ile harekete geçirerek “tek hükümdar” olduğunu dünyaya göstermiş oldu. Biz inananlar da “evet Rabbimiz sensin, kainatın tek hakimi sensin” diyerek imanımızı ve O’na olan güvenimizi tazelemiş olduk.

Depremler -bilindiği gibi- yeryüzünün harekete geçmesi, fay adı verilen kırıklardan meydana gelen bir doğa olayıdır. Tusunami denilen büyük okyanus felaketleri de yer altındaki plakaların birbirleriyle çarpmaları sonucunda meydana gelmektedir. 

Depremdeki sarsıntılar zarar verdiği gibi, fayda da sağlamaktadır. Kaplıca ve ılıca dediğimiz sıcak su kaynakları, şifalı sular, mineral madde ve madenler depremlerin sayesinde ortaya çıkmaktadır.

Yüce Allah bütün varlıklar için bir takım kanunlar, kurallar, yani “kader/ölçü” koymuştur. Adına Adetullah veya sünnetüllah da denilen bu sistem, dünya durdukça devam edecektir. İnsanlar, Allah’ın kainata koyduğu bu sistemden rahatsız oluyorlarsa, zarar görüyorlarsa bu sistemi “tedebbürle” okumalı ve ona göre tedbirlerini almalıdırlar.

Mesela, güneşin kaderi, ısı ve ışık vermektir. Güneşin ısısından zarar görüp rahatsız olan insanlar, ona göre tedbirini almalıdırlar.

Yangınlardan, rüzgarlardan, fırtınalardan, kardan, yağmurlardan, sellerden, tusunamiden, erozyonlardan, gök gürültüsünden, şimşeklerin çakmasından, lav püskürten yanardağlardan zarar görüp rahatsız oluyorlarsa, ona göre tedbirlerini almaları gerekir.

İşte deprem veya eski adı zelzele olan hadise de Allah’ın yeryüzü için koyduğu bir sistemdir. Bu sistemde yer altındaki gaz damarları zaman zaman patlar. Patlayınca da sarsıntılar meydana gelir. Bu sarsıntılar gelişigüzel değildir; yine bir sisteme bağlıdır. Mesela 10 ve üzeri şiddetinde bir sarsıntı meydana gelmez; gelmemiştir. Öyle bir sarsıntı “son saat” dediğimiz kıyameti getirir. Zaten Kur’an’da sarsıntılarla ilgili indirilen ayetler tamamen “son saat” denilen kıyametle ilgilidir ki o zaman zaten her şey bitmiş olacaktır.

İşte nasıl ki güneşin ısısına karşı, rüzgarın ve fırtınanın şiddetine, sel, tusunami, erozyon, volkanik patlamaların etkisine ve şimşeklerin çakması gibi doğa olaylarına karşı tedbirlerimizi almak zorunda isek, aynı şekilde depremlere karşı da her türlü tedbirlerimizi almalıyız.

Meskenlerimizin zemininden, malzemesine, projesinden işçiliğine kadar her kalemi depreme uygun olmalıdır. Hatta –geçen bir bayan arkadaş yazmıştı- her dairede “çelikten yapılmış küçük bir deprem odası” mecburiyeti getirilebilir. Bu odada bazı ihtiyaçlar bulundurulur. Sarsıntı esnasında herkes bu odada iki saniye içinde bir araya gelebilir. Bu da gerçekten düşünülmesi gereken bir tedbirdir.

Türkiye’de başta devlet olmak üzere, yöneticiler, bürokratlar, belediyeler, mühendisler, müteahhitler ve diğer yetkililer imar ve inşaat konusunu ciddiye almalıdırlar. İşi ehline vermelidirler ve mutlaka denetimleri sağlam yapmalıdırlar. Öyle ki insan olarak kendi zaaflarımızı depreme (kadere, ilahi yasaya) fatura etmeyelim.

Depremi Allah’ın yeryüzü için öngördüğü bir doğa olayı değil de “günahkarları cezalandıran bir mekanizma, bir bela ve musibet” olarak görmek cinayettir. “Günahkarların çok olduğu yerleri vurur geçer” demek, akla ziyan, vahye iftiradır. Aksine başta deprem olmak üzere bütün felaketlere karşı tedbir almamak, kendi ellerimizle kendimizi tehlikeye atmak demektir. Karada ve denizde kendi yaptıklarımızla kendimize zarar vermektir. 

Şimdi bir düşünelim; Türkiye’de fay hatlarının geçtiği ve sık sık depremlerin olduğu yerlerde mi çok günah işleniyor? Veya depremden dolayı hayatını kaybedenler ve yaralananlar mı çok günahkardı? Böyle absürt bir düşünce olabilir mi? 

Bu mantık ve yargıya göre geçen Hafta Elazığ’da ölen ve yaralanan insanların Elazığ’ın en günahkar kimseleri olması gerekirdi; böyle bir hüküm verilebilir mi?

Depremler günahkarlara yönelik bir hadise olmadığı gibi, kıyametin kopmasıyla da bir ilgisi yoktur. 

“Depremler çoğalmadıkça kıyamet kopmaz” rivayetini Allah’ın Nebi’sine nispet etmek asla doğru olmaz; ona yakıştırılan bir iftiradır.

Kıyamet -Kur’an’da belirtildiği gibi- haber vermeksizin aniden/ansızın gelir. Depremlerin çoğalmasıyla, evlerin yükseltilmesiyle, zina gibi günahların çoğalmasıyla kıyametin bir ilişkisi yoktur. Büyük günahlar insanların olduğu her yerde vardır, var olmaya devam edecektir.

Genellikle insanlar “depremlerin ilahi bir ikaz” olduğuna inanmaktadırlar. Allah’ın uyarı-ikaz sistemi Kur’an ayetleriyle ortaya konmuştur. Uyarılmamız gereken konularda Rabbimiz bizleri indirdiği ayetleriyle uyarmaktadır. Tabi ki kainat ayetlerinden, hadiselerinden de gerekli uyarıları almamız ve ona göre tedbir almamız gerekir; ancak bu ikazların sadece günahlara yönelik olduğunu dillendirmek yanlıştır. 

Kainatta meydana gelen hadiseler üzerinde tüm insanlar düşünmeli, incelemeli, faydalanmaları gerekirse faydalanmalı, zararları varsa, o zararlara karşı tedbirlerini almalıdırlar.   

İnsanlar kendi sorumluluklarını yerine getirmez, kadere, depremlere ve diğer felaketlere yüklerlerse, bu işin altından kalkamazlar. Yetkililer tedbir almaz, insanların maddi ve manevi kayıplarına sebep olurlarsa, hem Allah indinde, hem de toplum nezdinde sorumludurlar. Hiç kimsenin “kaderleri böyleydi; yapılacak bir şey yok” deme hakkı yoktur.

Mesela Hac farizası esnasında tedbir almayan ve yüzlerce insanın ölümüne sebep olan Suud yetkilileri hesap vermek yerine, “Allah’ın kaderi” diyerek işin içinden sıyrıldılar. 

Yine Marmara ve diğer depremlerde de Türkiye’de benzer “kader anlayışları” ile hesap vermekten kendilerini kurtarmışlardı. 

Evet, sorumluluktan kaçmanın en kolay yolu, işi kadere yüklemektir. Kadere yüklemek, esasen Allah’a yüklemek demektir ki bunun vebali ağır olacaktır. Olumsuzlukları kadere, dolayısıyla Allah’a yükleme inancı maalesef toplumda çok yaygındır. Onun içindir ki maalesef sorumluluklarımızı yerine getirmiyor, tedbir almıyor, -tabir caizse- her haltı kadere yüklüyoruz. Bu kadere yükleme geleneği yeni değil, Hz. Hüseyin’i ve yetmiş küsur aile ve arkadaşını öldürten Yezid de “bu onların kaderidir” demişti.

Zelzeleye karşı tedbir, zelzele ayetlerini, Yasin suresini, 1001 hatim okumakla alınmaz. Zelzeleye ve her türlü doğa olaylarına karşı alacağımız tedbir, Allah’ın kainat ayetlerini, fıtrat ayetlerini ve Kur’an ayetlerini mutlaka tedebbürle okumak ve hadiselerden ders çıkarıp uymakla mümkündür. Kainat ayetlerini tedebbürle ve taakkülle okuduğumuzda bizlerin kainattaki hadiselere karşı nasıl tedbir aldığımızı bizlere söyleyecektir.

Elazığ merkezli depremde ölen kardeşlerimize rahmet, yaralılara şifalar dilerim. Herkese çok geçmiş olsun…

Selam ve muhabbetlerimle…/ 28.01.20



YAZARLAR