Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Hasan POSTACI


Demir, Barut, Mikrop ve Mikroçip -1

Yazarımız Hasan Postacı'nın, Özgün İrade Dergisi 2020 Ekim(198.) Sayısında yayınlanan yazısı...


Yazı öncesi dönem ile ilgili bulgular avcı toplayıcı insan topluluklarının bitki ve hayvanları evcilleştirip yerleşik yaşama geçmesi ile ilgili tarihi MÖ 11000’li yıllara kadar götürür. Kazı bulguları buğday ve arpanın ilk kez ‘Bereketli Hilal’ olarak bilinen Güney Asya (bugün Filistin’den İran’a kadar uzanan ve Güneydoğu Anadolu Bölgesini de içine alan bölge) izlerine MÖ 8500 yıllarda görüldüğünü radyokarbon deneyleri ile ortaya çıkarsa da yeni ve daha hassas radyokarbon deneyleri bu dönemi MÖ 11000’li yıllara kadar uzandığını ortaya koymuştur. Son dönem Şanlıurfa Göbeklitepe kazıları da bu son bulguları doğrular niteliktedir.

Bir kuş biyoantropoloğu olan Jared Diamond, ‘Tüfek Mikrop Çelik’ kitabında Yeni Gine’de yaptığı saha çalışmaları döneminde yerli bir bilgenin; ‘Neden bizim ürettiğimiz ürünler sizinkinden daha az ve biz sizin bulduklarınızı neden sizden daha önce bulamadık?’ Sorusunun peşine düşerek insan topluluklarının tarih öncesinden günümüze uzanan süreçte bir tarafta yüksek teknolojiler üreten toplulukların yanında hala avcı toplayıcı yaşam kültürünü sürdüren toplulukların nasıl oluyor da bu kadar biri birinden farklılaştıklarını anlamaya çalışır. Neden İnka ve Aztekler Avrupa’ya gelerek buraları işgal etmek yerine tam tersine bir avuç İspanyol Güney Amerika’ya gelmeyi başarıp koca imparatorlukları darmadağın edebildi?

J. Diamond bu soruların yanıtlarının altında temel olarak coğrafyayı görür. Bitki ve hayvanları evcilleştirmeyi başaran toplulukların ürettiği yiyecek fazlalığının korunması, yönetilmesi dağıtılması gibi sorunların dayattığı karmaşık örgütlülük bu toplulukları diğerlerine göre daha güçlü ve üstün kıldığı sonucuna varır. Yerleşik toplulukların yönetici, asker, kahin, din adamı, zanaatkarlık gibi sınıfların oluşumunu beraberinde getirdiğini bu güçlü toplumsal yapının diğer toplumlara karşı işgal ve fetihlerin yolunu açtığını ve savaş, düşman ve saldırı gibi bir kültürleri olamayan avcı ve toplayıcı topluluklarının bunlara karşı direnemediğini ve ağır yenilgiler aldığını Avustralya’dan Amerika’ya kadar bir çok örnek olayı analiz ederek anlamaya ve anlatmaya çalışır.

Ayrıca bu karşılaşmalardaki ağır yenilgilerin ve yok oluşların nedeni olarak altını çizdiği önemli bir etken daha vardır. Bitki ve hayvanları evcilleştirerek yerleşik hayata geçen toplulukların bitki ve hayvanlardan gelen mikropları yol açtığı hastalıklara karşı bağışıklılıklarının geliştiğini ve daha dayanıklı olduklarını, aksine avcı toplayıcı toplulukların bu tür hastalıkların mikroplarına karşı oldukça güçsüz kaldığını vurgulayarak. Yerleşik toplulukların avcı toplayıcı topluluklarla karşılaşmalarında bunlara taşıdıkları, bulaştırdıkları mikropların sebep olduğu salgın hastalıkların yol açtığı kitlesel ölümlerin savaşlarda ölenlerden çok daha fazla olduğunu vurgular. Salgın hastalıklarla ölenlerin sayısının savaşlarda ölenlere oranla yüzde doksanlar seviyesine olduğu ile ilgili bir istatiksel veriyi de bu bağlamda paylaşır.

Yerleşik hayat artı protein ve üreme çokluğu getirmesi ve her bireyin yiyecek üretmek zorunda kalmaması insanoğlu için yeni ufukların kapılarını daha hızlı açmasını beraberinde getirdi. Bu sürecin dönüşüm noktalarından biri de metallerin işlenmesi becerilerinin gelişmesidir. Kuşkusuz bu metallerin içinde en mucizevi olanı demirdir. Demirin işlenmesi insanın eşyaya ve hemcinsine hakimiyetinin en güçlü sıçramalarından birini oluşturur. Demirden çeliğe uzanan kılıcın gücü barutun keşfi ile tüfeğin icadı acımasız silahlara uzanan konvansiyonel sürecin ilk halkasını oluşturur.

Kitabı Kerim demir anlamına gelen ‘Hadid’ süresinde demir ile ilgili ‘onu indirdik’ gibi bir fiil ile zikreder.:

“Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik” (Hadid Suresi: 25)

‘indirdik’ fiili yeryüzünde bulunmayan bir şeyin dışarıdan getirilmesi gibi bir anlam taşır. Gerçektende demirin kimyasal yapısı incelendiğinde bu mucizevi durum daha iyi anlaşılır. Demirin oluşumu için gereken sıcaklığın güneşte bile yeterli düzede olmadığı dikkate alındığında demirin indirlmesi olayı daha iyi anlaşılır.

Güneş’in 6000 santigratlık bir yüzey ısısı ve 20 milyon santigratlık bir çekirdek ısısı vardır. Demir ancak Güneş’ten çok daha büyük yıldızlarda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Demirin uzaya dağılması işte bu patlamalar sonucunda mümkün olur. Demir madeni Dünya’da oluşmamış, novalardan taşınarak, aynı ayette bildirildiği şekilde “indirilmiştir.” Günümüz astronomi bilgileri bize diğer elementlerin de Dünya’nın dışında oluştuğunu göstermektedir. Ayetteki “demiri de indirdik” ifadesinde geçen “de” vurgusu bu gerçeğe dikkat çekiyor olabilir.

Ayrıca ayette demirin insanlar için çok yararlı olduğundan bahsedilmektedir. Demir ile ile ilgili günümüzde elde edilen bilimsel verilere göre demir atomu olmaksızın evrende karbona bağlı yaşam olması mümkün olmazdı. Dünya’nın ilk dönemlerinde ısınması gerçekleşmez, atmosfer ya da hidrosfer olmazdı. Koruyucu manyetik alan olmaz, radyasyon kuşakları oluşmaz, ozon tabakası olmaz, (insan kanında) hemoglobini meydana getirecek hiçbir metal bulunmaz, oksijenin reaktifliğini yatıştıracak metal oluşmaz ve oksidasyona dayanan bir metabolizma meydana gelmezdi. Evrenin terbiye edilmişi mükkemmel düzeninde demirin ve diğer metallarin bir denge ve ölçünün bütünselliğini tamamladığı görülür.

Demirin hikayesi insanoğlunun trajik tercihlerinin ifsat ve ıslah sarkacında savrulmalarının tarihidir aynı zamanda. Küresel kovid-19 salgını yeni bir kırlmaya mı işaret ediyor? Metalin ve mikrobun buluşmasının kaçınılmazlığına doğru savruluşun yeni bir insan kibrinin, azgınlığının menzilini nerelelere taşıyacak?



YAZARLAR