Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


DEĞİŞİM ve DÖNÜŞÜM ÜZERİNE...

Aziz DARICA'nın yazısı;


 

"...Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez... " Ra’d Suresi 11. Ayet

Allah'ın toplumlar ve bireyler için koyduğu temel yasalardan biri  yukarıdaki ayettir. Bu ayet ilmin, iradenin ve tercihin yönünü de belirler. Yani; insanın "Niyet ettim ... için " ile başlayan cümlesinin içsel ve dışsal formatını belirlemektedir. İnsanın bu cümleyi nasıl doldurduğu, yaşam biçimleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Allah, Mâide Suresi 3. ayetinde "...Bugün sizin dininizi bütünlüğe erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim..."  diye buyurmaktadır. Allah, "Niyet ettim ... için " diye başlayan cümlenin içeriğini nasıl doldurması gerektiğini insana bildirmiştir. Başka yaşam biçimleri ile hayat sürmeniz, bu yaşam biçimlerini kutsamanız, kendi ve heva-heveslerinize göre gününüzü gün etmeniz, Allah katında herhangi bir anlam taşımamaktadır. O yüzden Tevbe Suresi 33. ayette Allah’ın, Rasûllerini hak dinini bütün bâtıl dinlere üstün kılmaları amacıyla gönderdiği beyan edilmiştir: “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için resûlünü hidayet ve hak din ile gönderendir.”

Allah'ın arzında dolaşmanız, şımarmanız anlamını, nankörlük yapma hakkınız olduğu anlamını taşımamaktadır. İslam'ın Allah'ı, kendi otoritesinde, hükümranlığında, alemi yönetme biçiminde herhangi bir ortak tanımamaktadır. Sizin “ilah” diye tanıdığınız şeylerin, Allah'a ortak koşmanızın, İsra suresi 39. ayetindeki  "İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın." hükmünü iptal edeceğini sanıyorsanız, bu ayet sizin için  "yanılıyorsunuz"un ifadesidir.

İdeolojik yaşam biçimlerinin  kanun ve vaazlarının hükmü-ömrü, insanın tercihleri ile doğru orantılıdır. Yani sizin-bizim tercihlerimiz, yaşadığımız dünyanın şu anki  fotoğrafını oluşturmaktadır. Kainat, bir denge üzerinedir. Kendi döngüsünü ve kaderini yaşamaktadır. Bu dengenin mihenk taşı olan insanın iyilik-kötülük, hak-batıl noktasındaki tercihi;  ya "fesat" yani düzeni bozma (sırat-ı müstakimden sapma) olarak karşımıza çıkacak, ya da ıslah-imar ve adaletin iyilik olarak doğduğu (sırat-ı müstakim üzerinde) bir yaşam tarzı (İslam)  karşımıza çıkacaktır. İnsan doğayı tarumar ettiğinde, kendi elleri  ile ahlaksızlığa kapı araladığında,  dolayısı ile başımıza bir musibet, darlık, sıkıntı, ruhsal çöküntü gibi haller  hasıl olduğunda, ilahi kelam Şûrâ Suresi 30. ayetini hatırlatarak:  "  Başınıza gelen bir musibet, mutlaka ellerinizle yaptıklarınızdan dolayıdır. Ki Allah, yaptıklarınızın çoğunu da affediyor." buyurarak, kendi nefsimize ve tercihlerimize bakmamızı istemektedir.  

 

Herkes değişmemiz gerektiğinden bahsetmektedir. Kötülüğün diyar diyar gezdiğinden bahsetmektedir. Zulmün ayyuka çıktığını haykırmaktadır. Dünyanın faniliğinden, dostluğun kıymetinden, kardeşliğin ehemmiyetinden dem vurmaktadır. Kadir-kıymet bilinmeyen zamanlardan geçtiğimizden, ömrümüzün bereketsizliğinden, hayatın anlamsızlığından yakınmaktadır. Gençlerimizin ve çocuklarımızın modernizmin çarkında  nasıl tüketim aracı halini aldığını, aile kurumunun parçalandığını, evde eşler arasındaki rol çatışmasını, güven-huzur yurdunun(ev) nasıl bozulduğunu, dolayısı ile geleceğimizin tehdit altında olduğunu dillendirmektedir.

Sorunun tespitinde sıkıntı yoktur. İlahi kelam, bu hallerin iz düşümünü birçok ayette "uyarı" olarak bizlere sunmaktadır. Yakınmalarımızın sorunu çözmede bir önceliği olsaydı, bu eşiğin yüzyıllardır aşılması gerekirdi. Psikolojik rahatlama için geçici olarak "vicdanın sesini" azaltma iç güdüsü içerdiğini artık bilmekteyiz. Duaya kalkan ellerin, dünya nimetleri için neyi-nasıl talep ettiğini araştırmak şimdilerde zor olmasa gerekir. Teori-pratik açmazının-çatışmasının, hayırlı işler doğurmayacağı aşikârken, "dünyevileşme" çabamızın hızını neyle açıklamalıyız?

Bazı dış formatlarımızın, şekillerimizin değişmesi, içsel değişim ve dönüşüm yaşadığımızı göstermemektedir.  Başörtülü bayanların çoğalmasıyla, İslam'ın emrinin gereği olarak hayata yansıdığını içtenlikle söyleyen kaç kişi var?

Kapitalizme  karşıyız ama kapitalist sitemi ayakta tutan bankaların önünde sıra nöbeti tutmaktayız. Artık bankadan para almak, bakkaldan peynir-emek almak gibi algılanmaktadır. Muhafazakâr dindarın veya krediye niyetli olanların iştahı, hükümet faiz oranlarını düşürdüğünde daha da artmaktadır. Sanki onlar için "haram"lık lokma küçülünce yutkunması da kolaylaşmaktadır.

Sistemden, laiklik'ten rahatsızdık ama, şimdilerde onun hayranlığına, savunuculuğuna soyunmuşuz. "Hak ve adalet gelecek" ti ideali, artık ütopikleşti. Evrensel ve değer eksenli kimliğimiz, millileşti ve yer’lileşti.

Modernizmden şikayetçiyiz ama AVM'lerin kapısı bizim ellerimizle açılmaktadır. Kapitalizmin işverenleri siftahını "dindarlar" ile yapmaktadır. Gençlerimiz moda merkezlerini aşındırmaktadır. Şıklık yarışında bazı kesimleri bile sağ-sol-'ladık. Cazibeli hayat karşısında eşlerimiz, bacılarımız evlerde artık duramaz oldular. Ev hanımlığı, Müslüman kadınlar için bir “yük” halini almıştır. Dışarının cazibesi, “iş kadını”  etiketi, birçok aileyi zor durumda bırakmaktadır.

Geleneksel dinden şikâyetçiyiz, yüzyılladır bunun semeresini yemekteyiz.

Uydurulmuş dinin halkı uyuttuğunu söylüyoruz ama buna çanak tutuyoruz ve satın alıyoruz.

Bilinçsizlikten, okumamazlıktan şikayetçiyiz ama halkın cahilliğinden "makam ve mevki" devşirmekteyiz.

"Ümmet ve kardeş" olamadığımızdan, birlik ve beraberlikten yoksun olduğumuzdan dem vuranlarımız vardı, hallerimiz-dillerimiz ve davranışlarımız ile bu hayali parçalamaktayız.

Haksızlıktan, adaletsizlikten, hukuksuzluktan şikayetçiysek, bunca zulmü işleyen ve buna rıza gösteren kimler?

Muhtemelen herkesin buna verilecek ayrı ayrı cevapları vardır. Madem ki bunların cevabı var bizde, niye kendimiz ile bu haksız cürümleri işleyenler ile aramıza bir mesafe koymuyoruz? Neden bu cürümleri ve bu cürmü işleyenleri terk etmiyoruz?

Çünkü insan aynaya bakınca kendisini görmektedir. İnsanın başkası ile arasına mesafe koyması kolay da kendisine mesafe koyması kolay değildir. Biz müslümanların durumu bu hal üzerinedir.

İslam'ın şeriatını isteyenler dilde söylemektedirler. Halleri ile de modernizmin, emperyalizmin nimetlerine çağrıda bulunmaktadırlar.  Bu durumumuz bizlere şunu anlatmaktadır:  Pratikte İslam,  manevi alanın dışında sosyal anlamda hiçbir ihtiyacımıza cevap verememektedir. Halimizin anlattığı budur.

Siyasi olarak "demokrasi-laiklik", ekonomik hayat olarak "kapitalizm", değer olarak  "insan hakları-hümanist", sosyal hayat olarak "modernizm", müslümanların ihtiyaçlarına-sorunlarına cevap vermektedir. Duygusal bir tepki verecek olanlarımız hemen "İslam her şeye cevap verir” diyecektir. Sorun bu zaten... Anlama ve yaklaşım biçimimiz. Müslümanlar olarak bu ümmetin geleceği için "Biz ne  cevap üretiyoruz?" diye kendimize sormamız  lazım. Yoksa İslam nizamında bir sorun yoktur. Sorun bizim irademizde ve tercihlerimizde yatmaktadır.

Anlayacağınız  yakınmamız bir "ikircilik" halini almıştır. Değişim ve dönüşüm isteyenler, şimdiki hayatı ve kişiliği ile arasına bir mesafe koymalıdır. O zaman içsel ve fikirsel dönüşümünü sağlayanları sokaklarımızda görmüş oluruz. Biz de bunlara şahit oluruz. Yoksa gerisi "laf bezirganlığı"dır. Buna ihtiyacımız yok, çünkü "oruç"luyuz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



YAZARLAR