Ömer Naci YILMAZ


Darbeler İstikbale İhanettir

Yazarımız Ömer Naci Yılmaz´ın konu ile ilgili analizi...


Sohbet tadında bir yazı olsun istedim. 27 Mayıs 1960 darbesini ve iç yüzünü büyüklerimizden dinleyerek, daha sonraları da yazılanları okuyarak öğrendik. 12 Eylül 1980 darbesini yaşayarak öğrendik. Darbe, Demirel´e karşı yapıldığından evimizde Menderes´i ve   Demirel´i anlatan ne kadar eser varsa toplayıp saklamıştım. İhtilâlle ilgili gelişmeleri Tercüman Gazetesi´nden ve radyodan takip ediyorduk. Demirel ve arkadaşlarının Hamzakoy ve Zincirbozan´da zorunlu ikamete tabi tutulduğunu öğrendiğimizde asacaklar diye endişelenmiştik. Siyasi yasak konulduğunda ise Kavaklıdere Güniz Sokak ta zorunlu ikamete tabi tutulmuştu. Lise birinci sınıfta başlayan Güniz Sokak ziyaretlerimizde hem 12 Eylül 1980 hem de 27 Mayıs 1960 darbesinin siyasi mağdurlarını hem yakından tanıdım hem de birebir anlattıklarına tanık oldum. Yassıada´da yargılananları, hapis yatanları, 12 Eylül 1980 darbesinde yargılananları, hapis yatanları, siyasetten men edilenleri Demirel´in evinde gördüm, dinledim. Babasının idam ipi parasının annesinden istendiğine tanık olan merhum başbakan Adnan Menderes´in oğlu Aydın Menderes´i de o evde tanıdım. Babasını çok okuyarak tanımıştım. Daha dün idam edilmiş gibi hüzünlüydü. Defaatle aynı evde görüştük lakin ben onun güldüğünü hiç görmedim. O gün dedim ki Menderes´in intikamını almak, onu asanların karşısında olmakla olur. Allah´a hamdolsun dün olduğu gibi bugünde onların karşısındayız. Hem de İstanbul´un dinci baronlarına rağmen. Anladım ki darbelerin hedefinde birçok değer var. İnancımız var, kültürümüz var, tarihimiz var, medeniyetimiz var, Osmanlımız var. Hepsini topladığımızda darbelerin hedefinde; ?Ülkemizin ve milletimizin istikbali var, geleceği var.? Ve bir şey daha anladım ki darbelerin tamamı dışarıdan tezgâhlanır, tezgâhtarı içimizden devşirilir. Biz bunu 31 Mart 1909 darbesinde de gördük, sonrakilerde de gördük. Abdülhamid´i tahtından indirmek isteyenler içimizdekiler ve özellikle dincilerdi. Dinciler meselesi bizim yaramızdır. O günküler de oyunu göremediler, bugünküler de göremedi. İstanbul´un anlı şanlı yazarları, ilahiyatçıları bile görmedi, göremedi.

Abdülhamid sağ olduğu müddetçe dünya anlamıştı ki Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulamayacaktı. Bununla alakalı olarak Abdülhamid´e yaptıkları düşmanlıkların aynısını Erbakan hocamıza da yaptılar ve iktidarına bir yıl bile tahammül edemediler. Menderes´le geçen on yılın sonunda Türkiye´nin kalkınmasının önünü kesemeyeceklerini anlayanlar, seçimle durduramayacaklarını anlayanlar darbeye müracaat ettiler ve arkadan gelenlere de mesaj olsun diye idam ettiler. Menderes´e attıkları iftiraların hepsini Reis´e de attılar. Eskişehir´de uçağa altın yükleyip Menderes kaçacaktı, yakaladık mesajını yaydılar. Akın İpek´in altınlarını İzmir´de uçağa yüklediler, Reis´i Marmaris´te alabilseydiler, İzmir´e götürüp uçağın yanında resmedip kaçarken yakaladık diyeceklerdi. Tuzakları başlarına geçirildi hamdolsun.

12 Eylül 1980´e gelindiğinde avuçlarından kaydırmak istemedikleri Türkiye´yi hizaya getirmek için iç çatışmaları körükleyip darbeye zemin hazırladılar. Ülkenin geleceğinden çaldılar. 28 Şubat 97 darbesi, 27 Nisan e-muhtırası bu ülke için değil, bu ülkenin geleceğini kurmak adına değil; geleceğini çalmak adına yapılmıştır. 15 Temmuz 2016 bir darbe değildir, bir ihtilal değildir. Düpedüz bir işgal girişimidir. 31 Mart 1909 darbesi İngilizlerce kurgulanmış, sonrakilerin tamamı ABD tarafından kurgulanmış ve uygulamaya konulmuştur. Bir şey daha anladım ki her darbenin ayak izleri arasında bizim mahallenin(!) aymazlarının da ayak izleri var. Abdülhamid´i devirmek isteyenler bizim aymazları kullandı. Reis´i devirmek isteyenler yine dinci bir aymazı kullandı. Anlı şanlı yazarlar (!), anlı şanlı gazeteciler (!), anlı şanlı akademisyenler (!) de alet oldular. Kafamızda büyüttüklerimizin hiç de öyle olmadıklarını anladık. Bir şey daha anladık: ?Zihin dünyamızda büyüttüklerimizin Anadolu irfanından nasiplerinin olmadığını öğrendik, öğrenmeye de devam ediyoruz.? Bu dinci aymazlara bir kaç cümlemiz daha olsun. Bunlar tüm imkânlarını Allah´ın bu coğrafyaya olan ikramlarından elde ettiler. Ama bu coğrafyayı bir türlü içlerine sindiremediler. Bunların evlerinde arama yapılsa hiç birinin evinde Türk bayrağı çıkmaz. Ama hepsinin evinde renklerini ve şeklini iki ayyaş olan Sykes ve Picot´un belirlediği Filistin bayrağını bulabilirsiniz. Halen bu bayrağa razı olmak nasıl bir emperyal hap yutmaktır anlaşılır gibi değildir.

Başlığa aldığımız ?darbeler istikbale ihanettir´ cümlesinin hakikatini yaşıyoruz. Bu coğrafyada yaşamak zordur, bu coğrafyada ayakta durmak zordur, bu coğrafyada dik durmak daha da zordur. Ama bu milletin mazisinde milli mücadelede olduğu gibi küllerinden yeniden doğmak vardır. Reis´in kararlılığı, milletimizin iradesi tüm dünyanın egemen zalimlerine bir kez daha göstermiştir ki artık bu coğrafyada canlı beden üzerinde ameliyat yapamayacaklar.

Bu kutlu coğrafya insanlık tarihi boyunca mazlum ve mağdurların sığınağı olmuştur. Bizim ise bin yıllık vatanımızdır.  Bu kutlu topraklar bizim için babaocağı olmuştur. Ne badireler atlatıldı, ne sıkıntılar çekildi, ne işgallere maruz kalındı. Kanını bu toprakların tapusuna mühür vuranların evlatları hiçbir zaman bir yerlere gitmeyi düşünmedi ve akıllarından bile geçirmediler. Baba topraklar babaocağı olduğu için nerede bir mağdur ve mazlum varsa babaocağına sığındı. Bunun için Osmanlı bir zamanlar insanlığın son sığınağı idi, şimdilerde ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti insanlığın sığınağıdır, limanıdır, son adasıdır. Buradan doğmakta olan insanlık ışığı tüm dünyanın mazlumlarının ve mağdurlarının umudu olmaya devam edecektir.

15 Temmuz 2016 işgal girişimi insanlığın son sığınağına yapılmış bir harekettir ve ihanettir. İnsanlığın tüm değerlerinin düşmanlarının tuzaklarını başlarına geçiren Allah´a hamdolsun, şükürler olsun. Babaocağı bu toprakların kıymetini bilmeyenlere de yazıklar olsun. Hz. Musa´nın duasıyla bitirelim: ?Allah´ım! İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak etme. (7/A´raf, 155)



YAZARLAR