Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Prof. Dr. Bilal SAMBUR


Dağlar ve insanlar

Yazarımız Bilal SAMBUR'UN "YENİ" YAZISI...


Bugünlerde yağmursuzluktan, susuzluktan ve kuraklıktan konuşuyoruz ve korkuyoruz. İklim değişimi, dünyanın ve insanlığın en gerçek sorunudur. İklim ve çevre sorunu insanlığın en önemli sorunu olmasına rağmen, dünyayı yönetenler iktidarlarını korumanın, ilaç ve silah sanayilerinde daha fazla gelirler elde etmenin ve dünyadaki pazar paylarını korumanın   peşindedirler. Mevcut durumda öncelik verilen şey, insan ve çevre değildir. Öncelik verilen şey, ekonomi ve güçtür. Çevreyi, iklimi, sağlığı ve insanı  gerçek anlamda konuşmadığımız bugünlerde karanlık ve yıkıcı bir geleceğe doğru hızla ilerliyoruz.

İklimi, çevreyi ve insanları konuşmak, aslında dağlar ve insanlar arasındaki ilişkiyi konuşmayı gerektirmektedir. Birleşmiş Milletler, 2002 yılını Uluslararası Dağ Yılı ve 11 Aralık tarihini de Uluslararası Dağ Günü ilan etmiştir. Çevreyi, iklimi ve insanlığı korumanın yolu dağları  korumaktan geçmektedir. İnsanlar, dağlar konusunda yeni bir bilince, kavrayışa ve anlayışa ulaşmak için kendilerini olgunlaştırmalıdırlar. Dağı sadece yüksekliğe indirgeyen yüzeysel bakışın terk edilmesi gerekmektedir.

Dağ olgusu, kendi etrafında bir kültür, tarım, hayat tarzı ve inanç yaratmıştır. Dağ iklimdir, insandır, kutsaldır, kültürdür, evdir, mitolojidir, aşktır, tecrübedir, şiirdir, felsefedir, duygudur, doymaktır, gelişmektir. Kutsala, insana ve tabiata dair olan her şey, aslında dağların varlığında  temsil edilmektedir.

Dağı sevmek, insanı ve tabiatı sevmektir. Dağ, sadece dağcıların tırmanma arzularını tatmin ettikleri hobi yeri değildir. Tabiat, evimiz ve hayatımızdır. Evimiz ve hayatımız olan dağlar, bugün vahşi ve yıkıcı şekilde sanayileşmenin, madenciliğin ve turizmin kurbanı olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ağır sanayi makinalarıyla dağların delik deşik edildiği günlerden geçiyoruz. Aslında delik deşik edilen dağlar değil, insandır, hayattır ve tabiattır. Dağların delik deşik edilmesi, aslında sürdürülebilir hayat kaynaklarının ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.

Eşsiz bir doğal hayatı bünyesinde barındıran dağların korunması gerekmektedir. Dağların doğal yapısının ve çeşitliliğinin nasıl korunacağı günümüzün en önemli sorusudur. Dağlara, otel, dağ evi, villa, konut kondurma hastalığından vazgeçmekle işe başlayabiliriz. Dağların betonlaşması, dağın kendi içindeki canlılar için yaşam alanı olmaktan çıkması anlamına gelmektedir. Kuşlar, bitkiler, memeliler, böcekler, ağaçlar, sürüngenler ve daha birçok canlı için dağ, ev demektir. İnsanlığın yüzde 15’i dağlarda yaşamaktadır. Yaban hayatın neredeyse tamamı dağlarda ve dağ eteklerinde mümkün olmaktadır. Dünyadaki içme suyunun yüzde 80’ine yakını, dağlardan gelmektedir. Bitkiler, hayvanlar ve insanlar,  yaşamak için ihtiyaç duydukları suyu, havayı ve gıdayı dağlardan almaktadırlar. Dağ, bütün canlılar için yaşam kaynağıdır. İçtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın ve yediğimiz gıdanın  sağlıklı, lezzetli ve güvenli olması, dağların korunmasına bağlıdır. Doğal yaşam alanları olan dağlar tahrip edildiği için domuz ve kurt gibi yaban hayvanları şehirlere  inmeye başlamışlardır. Dağların tahribi, en doğal yaşam kaynaklarımızdan birinin tahribi anlamına gelmektedir.

Tabiat, dağların delik deşik edilmesini affetmemektedir. “Dağlar, seni delik deşik ederim” azgınlığıyla kendisini yağmalayan insanı affetmemektedir. Tabiat, dağları delik deşik eden insana, sağlığını kaybettirmekte, kirli bir hava solumasına neden olmakta ve sağlıksız yiyeceklerle zehirlenmesi gibi ağır cezalarla karşılık vermektedir. Tabiat ve dağ, kendisine düşmanlık yapanı affetmemektedir. Dağ ve tabiat, bize sevgiyle, merhametle coşkuyla ve cömertçe  muamele etmektedir. Bundan dolayı ruhumuz, tarih boyunca tabiattan ve dağdan gelen ilhamla beslenmiştir. Dağ, sadece fiziksel yaşam kaynağımız değildir. İnsanın ruhen beslenmesi, maneviyatını sürdürmesi  de dağa bağlıdır. Dağların insan için ev olduğunu sahici şekilde anlatan Sabahattin Ali’nin şiiriyle dağ, tabiat ve insanlık bilincimizi hatırlayalım, geliştirelim ve tazeleyelim:

Başım dağ, saçlarım kardır, Deli rüzgarlarım vardır, Ovalar bana çok dardır,

Benim meskenim dağlardır.

Şehirler bana bir tuzak; İnsan sohbetleri yasak; Uzak olun benden, uzak, Benim meskenim dağlardır.

Kalbime benzer taşları, Heybetli öter kuşları, Benim meskenim dağlardır.

Yarimi ellere verin; Sevdamı yellere verin; Yelleri bana gönderin; Benim meskenim dağlardır.

Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa:

Benim meskenim dağlardır...

 

Kaynak. Milat Gazetesi



YAZARLAR