Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Sait ALİOĞLU


Cumhur İktidarı Döneminde İktidar Yanlısı “Camii Cemaati” Profiline Bir Bakış…

Camiler, Kâbe örneğinden ele alındığında dahi, sadece toplanma(cem olma) ve salt namaz kılma yeri olmakla birlikte, mahallenin, köyün, şehrin, hatta ülkenin siyasi konularının konuşulduğu, görüşüldüğü, bir karara bağlandığı yerlerdi.


“Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: ‘Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.’ ” (Bakara, 2/125)

Yukarıdaki ayete baktığımızda, Kâbe’nin Allah©’ın evi olduğuna kanaat getirir ve her camiyi de(mescid) onun birer şubesi olarak tanımlayabilirdik.

Camiler, Kâbe örneğinden ele alındığında dahi, sadece toplanma(cem olma) ve salt namaz kılma yeri olmakla birlikte, mahallenin, köyün, şehrin, hatta ülkenin siyasi konularının konuşulduğu, görüşüldüğü, bir karara bağlandığı yerlerdi.

İslam tarihi ve medeniyeti buna şahittir, ama onu, onun asli görevlerini es geçerek, onu bir tarafa bırakarak, indirgemeci bir mantıkla orayı mevcut iktidarların, ya da iktidar adayı siyasi yapıların propaganda merkezine dönüşürse, din kurumu büyük yara alır, çerçeve alabildiğine dağılır, arkasını toplamak ise pek mümkün olmayabilirdi.

Bu tür bir tehlike klasik dönemlerde vuku bulduğu gibi, günümüzde de vuku bulmaktadır.

Hele bir de mescitlerin(cami) adeta “ısmarlama bir şekilde” iktidarlar ve belediyeler tarafından ilgilisine inşa ettirildiğinde, bu yerler bir defa takva merkezi olmaktan çıkar, kapitalist mantıkla rantiyenin, yapıp ettiklerinin bir tezkiyesine, daha doğrusu, kapitalist sistemin kendi doğal süreci içerisinde oluşan yanlışların izalesi anlamına gelirdi ki, bu, İslam’ı araçsallaştırmadan başka ne olabilirdi ki!

İşte bugünde, halkın büyük çoğunluğunun Müslüman olmasının yanında, eskiden olmadığı oranda bu dönemde (AK Parti) büyük çoğunluğu iktidarla iş yapan müteahhitlerin inşa ettiği camilerde, vakit namazları için camiye gelenlerin oluşturduğu camii cemaati saat ve uğraşı ya da hiçbir işle uğraşmama açısından birkaç gruba ayrılabilirdi.

Günde beş vakit namaz vardı ve bizde namaz vakti gruplarını, birbirlerinin içine geçecek şekilde üç ana grupta toplamaya ve her grubun –istisnaları olmakla birlikte- kendi vaktinde neler yaptığını, uğraşısını resmetmeye azami gayret gösterdik.

O grupları şöyle sıralayabiliriz:

  • Sabah namazı “vakti” cemaati: Bu kitle, hemen her gün sabah namazına gelir. Namaz kılar ve genellikle de ikamet ettiği semtine uzak bölgelerdeki iş yerlerinden kendiişleriyle iştigal ederler. Diğer namazlarını bulundukları semtlerdeki camilerde kılarlar ve eğer kısmet olmuşsa, gelecek sabah namazında mahallesindeki camiye uğrardı..

 

  • Öğlen, İkindi namazı “vakti” cemaati; bu taifenin bir kısmı da sabah namazını o camide kılar. Mevsimine göre adı üzerine “öğlen üzeri” saat 11.00-12.00 arası camiye gelir, namazını eda eder (Cuma namazı da dâhil) oranın çay ocağında arkadaşlarıyla muhabbet eder ve saat yaklaşık 14.00’e gelince evinin yolunu tutar. İkindi namazı vaktinin girmesini bekler. Bir kısmı da, yine mevsimine göre ikindi namazı için çay ocağında eğleşir, muhabbet eder, bulmaca çözer, yüksek perdeden siyaset yapar. (İktidar partisini yüceltir, muhalefet partilerini ise yererlerdi.)

 

Aralarında kazara FETÖ’cü olduğunu zannettikleri insanlar varsa eğer, onlara da hal diliyle “sizin yeriniz tepenin başındaki cami olmalı” denir, onlara ufaktan, ufağa yol gösterilirdi. Zira ne hikmetse viyadükteki caminin imamını gözleri pek tutmazdı.) Hele bir de camide, çay ocağında bir Milli Görüşçü amca varsa, onun yandığı gündü. Milli Gazete’yi kimseye okutmak istemez/ler,  onu masalardan kaldırıp “görünmez ve erişilmez” yükseklikte bir yerlere koyarlar. Kısacası, onun itibarını yok sayıp iç etmeye çalışırlar.

Buna mukabil iktidarı destekliyor diye Sabah, Akşam gibi, hatta çıplak kadın resimlerine de yer veren “burjuva” gazetelerini Yasin-i şerif nüshaları gibi kutsal addederler ve baş tacı yapalardı.

Öğlen namazı için camiye gelenlerin bir kısmı, çoğu da elli, altmış yaş arası yeni emeklilerden oluşur.

Öğlen namazını kıldıktan sonra, eğer hava iyiyse avluda, o da genellikle şadırvana yakın bir yerde, genellikle de ıhlamur ağacının altında oturur ya bulmaca çözmekle uğraşırlar, ya REİS’e hayır duası eden, çoğu kez de methiye dizen, bir de “İHA’dan, SİHA’an, yetmedi TİHA’dan sitayişle bahseden bir ihtiyar amcan konuşmalarını- o kişi yanlış sözler sarf ediyor olsa da- pür dikkat dinlerler, itiraz nedir etmezler…

Hele bir de, konu TEKNOFEST’ten, ya da okçuluk vakfının icraatlarından açılmışsa, koyu bir sohbet demli çayla birlikte çoğu kez ikindiye kadar sürer, giderdi.

Eda edilen ikindi namazı sonrasında da taifeden epey kişi, bu monoton işi akşam namazının girme vaktine kadar sürdürürlerdi.

Öğlen ve ikindi namazı vaktinin cemaatinden olup da bulmaca çözmeyi adeta Kur’an’dan bir cüz’ü hatmetmiş gibi, bulmacayı da hatmedecek şekilde hallederlerdi.

Sabahtan akşama kadar günlerce örnek vermek gerekirse, “ya ağa, Titan’ın simgesi neydi ya!” deyip kelimelerin karşılıklarını, kareye yazmak için arkadaşlarından, dostlarından, amcalarından alırlardı.

Gazetesini ev adresine isteyen ve eğer varsa, bulmaca eklerini yüzüne bakmadan camiinin çay ocağına getirip, genellikle de ya hiç kitap kültürü olmamış, ya da belli bir zaman sonra ciddi bir şeyler okuyamaz hale gelmiş amcalar, çay ocağına getirilen bulmaca sayfalarını alıp zulalarlardı, biri bittiğinde, pardon çözüldüğünde, diğerine el atılsın diye…

Bu işler devam ederken, belli zamanlarda, eğer camiinin bünyesinde Kur’an Kursu varsa, o kursun müdürü, hocası, her nedense malum “S” cemaatinden olan müdür beye her geldiğinde ilgi gösterilirdi. Öyle ki, bu ilgi, çok kişiyi tenzih ederiz, ama felaket bir yalakalığa dönerdi. Bazen, cemaatinden dolayı ona kızanlar olsa da, bu yalakalık devam eder, giderdi.

Diğer namaz vakti cemaatinde bulunan birçok kişinin de yaptığı gibi, bu orta zaman cemaatinin birçok ferdi, iktidarın estirmeye çalıştığı konjönktür rüzgârına binaen bol keseden ahkam keserler.

Hatırlayınız, 2018’leri. Amerika bastırıyor, rahip Brunson’ı cezaevinden alıp Amerika’ya uçurmak için baskı yapıyor, malum cemaatte, “Vermeyiz de, vermeyiz” diye iktidar yanlısı söylemlere kapılmışlardı, ama rahip elini kolunu sallaya, sallaya gitmişti!

O konuyu örnek olarak verdik. Bunun gibi birçok konu var/dı, “vermeyiz de, vermeyiz; alırız da, alırız” türü” sert söylemlerin, o da konjonktür gereği söylenen konular gibi.

 Bu arada şunu belirtelim ki, hemen hepsi bire ilim insanı oldukları halde,     Diyanet’in başına geçen Prof. Dr. Mehmet Görmez’i makamında bırakmak istemeyen ham softa ekibin baskısı sonucu Görmez hoca görevinde alındı. Bu da ham softa takımının iktidar nezdinde güçlü olduğunu gösteriyordu.

Şimdide aynı kurum, bırakın lağvedilmesini, özerk hale getirilmesini, iktidarın bir siyaset kurumu haline gelmiş bulunmaktadır. Bu vahim durum, dinin toplum nezdinde itibarını, bir iktidarın bekası uğruna araçsallaştırması anlamına geliyordu.

Kısacası, alanda memnundu, satanda…

  • Akşam, Yatsı namazı “vakti” cemaati: Akşam namazı için camiye gelenlerin büyük çoğunluğu, akşama yakın bir saatte işten çıkıp mahalleye vardığında, namaz vakti geçmesin, namaz kazaya kalmasın düşüncesiyle camiye gelenlerden oluşurdu.

Zaman dar olduğu için, namazını kıldıktan sonra evinin yolunu tutan ve eğer yorgun değilse, yatsı namazını da camide cemaatle birlikte kılmak için, evde nefeslenip yemek yiyen, çayını, suyunu, kahvesini içtikten sonra tekrardan camiye gelenlerin bir kısmı, yatsı namazı sonrası eve gider, istirahata çekilirdi.

Bir de yatsı namazı sonrası –mevsimine göre- kendi dost ve arkadaş grubuyla demli çayın verdiği dinginlikle koyu bir sohbete girenlerde cabasıydı.

Özellikle de yatsı namazı sonrası cami çay ocağında- içeride ya da avluda- kendi arkadaş grubunu oluşturanların bir kısmı da, kırk, elli yaş arası insanlardı.

Bunların bir kısmı bir kamu ya da çeşitli belediyelerde çalışan, bir kısmı da parti kontenjanında işe alınanlardan oluştuğu için, mevcut iktidar, ya da çalıştığı belediye, doğrularıyla birlikte ne kadar yanlış iş yapmış olursa olsun hiç gündeme gelmez, getirtilmez, getireni de istemezlerdi.

Hasbelkader aralarında az, çok okuyanı da, düşüneni de, yeri gelir mevcut manzarayı ya gerçekten okumakta zorlanır, ya da sağıra yatardı.

Hani derler ya “durum kel, acele gel!” diye. Bizde bir durum tespiti yapmaya çalıştık.

Şunu gördük ki, bu iktidar öncesinde –ister laiklerin büyük çoğunluğu Diyanet’in kaldırılmasını istesin, yine laikliği baz alan ve bu kurume kendi geleceği açısından elzem gören laik devlet, hiçbir zaman bu kurumu lağvetmeyecek, fonksiyonunu azaltmayacaktı.

Buna rağmen, gerek bir kurum olarak Diyanet, camiiler ve oraların bir nevi miskin yatağı olan çay ocakları üzerinden mevcut iktidar kendi geleceğini teminat altına almak için dini, diyaneti kendi siyasetinin aslî bir parçası olarak görüyordu.

Keza çoğunu tenzih etsek de, sonuçta cami cemaati de bu siyasetin bir parçası olmuştu!

Biz, burada dinin de işin içerisine sokulduğu bir vasatta oluşan yanlışları, “karşı mahalle ne der”den ziyade, yaşıyor iken kendimize, daha sonra da gelecek kuşaklara, siyasetin güzel tarafına amenna, ama kiri, pası ile kirlenmemiş bir din ve ona uygun bir düşünce mirası bırakmış olalım.

Gerisi ise, laf-ı güzaftır!

 

Kayna: Farklı Bakış



YAZARLAR