Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


CORONAVİRÜS, DİN VE SİYASET

Yusuf Yavuzyılmaz'ın Analizi;


 


            Dünyayı saran bir sorun haline gelen coronavirüs etrafında yaşanan tartışmalar, sağlık gibi üzerinde uzlaşması kolay gibi görünen bir konuda bile farklılıklar yaşandığını gösteriyor.  Konu birden sağlık alanından çıkıp Türk modernleşmesinin yarattığı kadim tartışmalara dönüştü. Bu tartışmalardan en ilginç olanı imam- doktor arasında yaşanan tartışmadır. Aslına bakılırsa imam-doktor karşılaştırması üzerinden yürüyen tartışma, Türk modernleşmesinin tarihsel süreci ile ilgilidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında özellikle Köy Enstitüsü yazarların romanlarında görüleceği gibi köyün kötü imgesi imam, şeyh ve ağa, iyi imgesi ise kaymakam ve öğretmendir. Öğretmen modern cumhuriyetin simgesi, imam ise dinin, yani toplumu geri bırakan zihniyetin temsilcisidir. Dolayısıyla Cumhuriyet elitlerinde, aldıkları pozitivist formasyon gereği, hakim zihniyet, olumsuzluğu- geriliği imam üzerinde dine yıkmaktır. Aslında burada asıl hedef imam değil dinin bizzat kendisidir. Sorun eğitimle olduğunda imam-öğretmen, sorun sağlık ile ilgili olduğunda doktor- imam gündeme gelir. Burada asıl tartışma konusu dinin toplumdaki yeri ile ilgilidir.

            Ahmet Yaşar Ocak'ın "Türkiye, Türkler ve İslam " adlı eserinde isabetle belirttiği gibi, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu elitleri, toplumun geri kalmasında sorumlu tuttukları İslam'ın devlet hayatından tamamen, sosyal hayattan ise olabildiğince uzak tutmayı amaçlamışlardı. Doktor-imam arasındaki tartışma aslında bu zihin dünyasının dışa vurumudur. Daha çok imam- öğretmen, şimdilerde doktor-imam üzerinden yürütülen tartışmanın arka planında bu tarihsel tecrübe vardır.

            İmamlardan beklenen tıpkı öğretmen, mühendis, doktor vs. gibi kendi mesleklerinin gereklerini yerine getirmektir. Nasıl ki deprem olduğunda, “şu kadar öğretmen bir mühendis etmiyor” demek ne kadar mantıksız ise doktor ile başka bir meslek grubunun karşılaştırılması da o kadar mantıksızdır.

Kuşkusuz her meslek grubu önemlidir. İmamlar da görevleri üzerinden eleştirilebilir. Ancak her meslek grubu mükemmel isini yapıyor da sadece imamlar yapmıyor görüşüne de katılmak mümkün değildir. Bu yüzden bu tür eleştiriler, çok büyük ölçüde kasıtlıdır. Bunu ülkemizdeki sistematik din karşıtlığının çok düzeysiz bir propagandası olarak görmek gerekir.

            Kendilerini demokrat, çağdaş, ilerici olarak tanımlayanlar, öyle yorum ve karikatürler paylaşılıyor ki, (Tabi ki, tarafsız, demokrat ve hukuk bilincine sahip) verdikleri  mesaj şu oluyor: "Coronavirüs önlemlerine sadece dindarlar uymuyor.” İnananları rencide edici, son derece itici fotoğrafları seçiyorlar. Kendini ne olarak tanımlarsa tanımlasın bilinçaltındaki din düşmanlığı her halükarda ortaya çıkıyor. Coronavirüsle mücadele konusunda özellikle dindar profilleri seçerek eleştiri konusu yapan karikatür ve yorumlar insani ve ahlaki değildir.

            Hiç kuşku yok ki, Coronavirüsün sadece Umre’den dönenler yüzünden çıktığını iddia etmek verilerle buluşmuyor. Olayı sadece buna bağlamak ideolojik militanizm örneğidir. Aynı süreçte Avrupa’dan ülkemize gelenlerin sayısı nerdeyse Umreden gelenlerin 10 katından fazladır. Oysa “nereden gelirse gelsin insanlar kontrol edilmelidir” tezi çok daha ahlaki bir tezdir. Bu anlamda Can Dündar'ın, olayı sadece Umre’den dönemlere bağlaması ve bu bağlam üzerinden yorumu ahlaki açıdan sorunludur.

            Diğer yandan Kamu otoritesinin aldığı, özellikle dini alanda, önlemler de tartışma konusu oldu. Kamu veya diğer güç odaklarının koyduğu yasaklara, dini, insani, vicdani ve adalet ilkesine uygun olmadığında karşı çıkılabilir ancak. DİB'nın geçici bir süre camilerde ibadet yasağının gerekçesi insani, vicdani ve dini açıdan meşrudur. Bu yüzden yasağa karşı çıkmanın meşru bir gerekçesi yoktur.

            Kuşkusuz herkesin olaylar karşısındaki tavrı ve duyarlılığı aynı değildir. Alınan önlemlere herkes riayet etmediğinde sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda, gerektiğinde zorlayıcı tedbirler almak gerekebilir. Bu nedenle, sokağa çıkma yasağının gelmesi alınan önlemlere ne kadar uyulacağı ile doğrudan bağlantılıdır.

            Coronavirüs tartışmalarının din ve Kemalizm eksenine sıkıştırılması kadar saçma bir yaklaşım olamaz. Hastalık birbirimizi ötekileştireceğimiz değil, birbirimizi anlayabileceğimiz bir süreçtir.

            Coronavirüs üzerinden çok sayıda komplo teorisi de dolaşıma sokuldu. Komplo teorilerini kolayca reddetmek mümkün değildir. Çünkü olgusal alanın dışında, bir nevi Batıni tefsire dayanırlar. Batıni tefsirin özü görünenin arkasındaki anlamla ilgilidir. Ancak aşırı komplo teorisi insani gerçekten koparır ve gözünün önündeki sineği göremez hale getirir.

            Başta devlet olmak üzere, zenginliğini bu halka borçlu olan büyük sermeye elini taşın altına koyup gereken sorumluluğu üstlenmelidir. Kuşkusuz DİB'da bu birimlerden biridir. Ancak bunu sadece DİB'den isteyip diğer bileşenleri görmezden gelme tipik indirgemecilik örneğidir. Ne yazık ki, bu tavır yaygın bir tavır olarak karşımıza çıkmaktadır. Militan politik taraftarlık kolay değildir. Önce yapılan yorumlardan lehine olanı ayırt edeceksin; sonra bilinçaltındaki düşmanlığına hizmet edeni bulacaksın; daha sonra da indirgemeci bir yöntemle yorumlayacaksın.

            Coronavirüs tartışmalarının ortaya çıkardığı bir gerçek de, Türk modernleşmesinin ve özellikle Tek Parti Dönemi din algılamasının yarattığı toplumsal fay hattının diriliğini göstermesidir. Uygulamaya konan ve hala belirli ölçüde karşılık bulan laiklik politikalarının yarattığı farklılaşma her sosyal ve siyasal olayın değerlendirilmesinde karşımıza çıkıyor. Türk siyaseti de büyük ölçüde bu fay hattının yarattığı travma ile şekilleniyor. Sorun, ancak, bu fay hattının yarattığı gerginliği aşacak bir siyaset oluşturmakla mümkündür.

            Süreçte en çok tartışılan konulardan biri de dua konusu olmuştur. Kuşku yok ki, dua çağrısı, kozmik evrende olan her olayın Allah-varlık ilişkisi yönünden bir anlamı olduğu ve duanın Allah'a dolaysız bir samimi istek olduğuna inananlar içindir. Allah- alem ilişkisinin olmadığını, sadece sebeplerin yaratıcı olduğuna inanan deistler, Allah'a inanmayan ateistler veya duanın işe yaramayacağını düşünen insanlar bu çağrıdan muaftır. Kuşku yok ki, hiç kimse inanmak zorunda değildir. Dua'nın bir işe yaramayacağı inancı Allah-varlık-insan ilişkisini ortadan kaldırır. Kozmik evrende dua ile işlerin değişmeyeceğine inanmak, İslam açısından çok sorunlu bir zihinsel duruştur. Aziz Kur'an’ın dua hakkındaki ifadeleri bu hakikati açık bir şekilde ortaya koyar.

"Kullarım Beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua’ edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da davetime İcabet etsinler ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selametle ersinler." (Bakara -186)

“Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua’ edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (Araf -55)

"Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua’ edin. Şüphesiz, Allah'ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır." (Araf-56)

            Ali Bulaç’ın  da isabetle belirttiği gibi, “Tabiat olaylarını anlamlandırırken, şeylerin vukuunu ve tahakkukunu sadece sebeplere bağlamak şirkin bir başka çeşididir. Sebepler dünyasında yaşıyoruz ama sebeplerin kendilerinden kaynaklanan bir güçleri yoktur. Olayların cereyanında sebepleri vesile kılan, araçsallaştıran, onlara bu fonksiyonel değeri veren Allah’tır. Tabiî ki sebeplere başvurulur ancak sebeplere kudret atfedilemez. İlaç tedavi eder ama ilaç bir tedavi vasıtasıdır, ilacın terkibinde yer alan maddelere tedavi etme özelliğini katan, dolayısıyla asıl iyileştiren Allah’tır. Yaratıcıyı unutup araca, sebeplere yapışmak, aracı Allah’a ortak koşmak demektir. Tedavi için gerekli ilaçları almalı ama şifayı Allah’tan beklemeliyiz.” ( Ali Bulaç, Dirasatu'l Kur'an, Cilt: 4, s: 145)

Kur'an'da ki bütün kıssalar, insanların azgın ve taşkınlıklarına karşı, karşılaştıkları, üzerinde düşünmeleri gereken uyarıcı ve cezalandırıcı bir mesajdır aynı zamanda. Coronavirüs konusunu bu açıdan düşünmekte fayda var. İnsanlığın yarıdan fazlasını sefalete mahkum eden bir sistem sürdürülebilir değildir ahlaki ve vicdani açıdan. Olay sadece yaygınlaşan bir mikrop sorunu değildir. İnsanlık, evrende süregelen varlık- ahlak- bölüşüm üzerinde yeniden düşünmek zorundadır. İnsanlığın başına gelen felaketlerin kendi elleriyle yapmış oldukları zulüm, isyan ve adaletsizliklerden kaynaklandığını söylüyor aziz Kur'an. Unutmayalım Allah adildir ve kimseye zulmetmez.

 



YAZARLAR