Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nejdet DEMİREL


CORONA VİRÜSÜ, BİYOLOJİK SAVAŞIN HABERCİSİ Mİ?

Yazarımız Nejdet DEMİREL'İN 'YENİ' YAZISI...


Çin Halk Cumhuriyetin Hubei eyaleti ve Wuhan şehrinde baş gösteren "Corona virüsünün" sebep olduğu ölüm ve hastalıklar yayılarak devam ediyor. Bu yazı kaleme alındığı tarih itibariyle halen bir aşı geliştirilememiş ve üzerinde çalışılan aşı çalışmalarının ise ölümleri önleyip önleyemiyeceği ancak aylar sonra anlaşılacağı bilim adamları tarafından dile getirilmiştir.

1960'ların ortasında İlkez görünmeye başlayan Corona virüsü, biyolojik savaşın bir yansıması mı? yoksa Çinde aniden ortaya çıkıp mutasyona uğrayarak hayvandan insana geçen bilindik bir virüs çeşidimi? Teknolojinin baş döndüren gelişmelerine şahitlik ettiğimiz 21.yüzyılda, insanoğlunun yapıp başaramayacağı çok az şey kaldı diyebiliriz. Dolayısıyla her olumsuz vakanın altında bir şeyler aramanın, komplo teorisi denip üstünün kapatılması gibi bir kolaycılığa kaçınılmaması gerektiğini düşünüyorum. Teslimiyetçi bakış açısı bizleri doğru bilgiye götürmeyecektir, dünya üzerinde yeni bir sistem kurmaya çalışan egemen güçler, söylenen herşeye inanan, bize sunulan her şeyi sorgulamadan alan bir dünya istiyorlar. İdrakimiz şu doğrultuda olmalı : Bizlere empoze edilmeye çalışılan her türlü habere peşinen inanmak yerine sorgulayan, düşünen ve olayın kaynağına inen bir bakış açımızın mutlaka olması gerekir. Ancak bu şekilde doğru bilgiye ulaşacağımız kanaatinde olabiliriz. 

Microsoft'un kurucusu Bill Gates 2018 yılında, bir yerlerden bilgi almış olacak ki şunları söylüyordu : 

"Ortaya çıkan bir virüs altı ay içinde 30 milyon insanı öldürebilir" demişti. Bill Gates, devamla şu tespiti de yapmıştır :  

"Eskiden meydana gelen bakteriyel virüs salgınları artık laboratuvar ortamında canlandırılıp mutasyona uğratılabilinir, bu tür olaylara karşı insanlık çok hazırlıksız bir vaziyette." diye bilgi vermişti. 

Birleşmiş Milletler 1925'te, biyolojik silah kullanımının yasaklanmasını öngören taslak bir metni imzaya açıyor. Şu soru anlamlı olacaktır. Eğer biyolojik silah üretimi yoksa neden BM bunu yasaklamak için imzaya açsın. Yıl 1972 ye gelindiğinde ABD ve Rusya bu anlaşmaya ancak imza atabilmişlerdir. 

Yaşadığımız yüzyıl devletler arası konvasyonel silahlanmanın dahil olduğu büyük bir silahlanma yarışının yol açtığı bir rekabete şahit olmaktayız. Bir çok ülke yer altı ve yer üstü zengin kaynakların paylaşımında söz sahibi olabilmek için,  caydırıcılık etkisi yüksek, ucuz maliyete sahip "Biyolojik Savaş" yöntemlerini kullanmaktan çekinmeyeceklerdir. Bir çok devletin saldırı ve savunma amaçlı biyolojik silah programına sahip olduğu, bizzat batılı kaynaklar tarafından ifade edilmektedir. Öteden beri bazı ülkelerin biyolojik silah elde etme çabaları içinde olduğu bilinen bir gerçektir. Bu ülkeler silahlanmaya ayırdıkları bütçenin artan maliyet girdileri ve biyolojik silahların, caydırıcılık ve bu silahları kullanan devlet veya farklı yapıların tespitinin zorluğu, maliyetinin düşük olması gibi nedenlerden dolayı tercih edilir hale gelmiştir. 

Geçmiş tarihi baz alırsak, biyolojik saldırı teknikleri 2.Dünya savaşına kadar belirgin bir şekilde kullanılmıştır. Eski tarihlerde biyolojik silah yöntemi daha çok içme sularının kirletilmesi ve hastalık bulaştırılmış insan ve hayvan ölülerinin, düşman mevzilerine atılması şeklinde olduğunu görüyoruz. Sonraki tarihlerde teknolojinin gelişmesine bağlı olarak biyolojik silah : Laboratuvar ortamında genetiği değiştirilerek mutasyona uğratılan bakteri ve virüsler üzerinden yapıldığını gözlemliyebiliyoruz. Yakın tarih olarak ise 2.Dünya savaşı biyolojik silahların en yoğun kullanılıp geliştirilmeye çalışıldığı bir dönem olmuştur.

Biyolojik silah elde etmek amaçlı yapılan deney ve çalışmalarda, ABD ilk sırada yer alan ülkelerin başında gelmektedir. Kronolojik olarak baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri, tespit edilebilinen tarih olarak 1931'den günümüze gelinceye dek, biyolojik silah projesine büyük yatırım ve argenin yapıldığını ve bu doğrultuda, pekçok biyolojik deney ve çalışmanın gerek ABD halkı, gereksede, başka ülke insanları üzerinde uygulandığını görmekteyiz. 

ABD'nin biyolojik silah edinmede geldiği noktaya, ışık tutması açısından kısa bazı örnekler vermek istiyorum :

ABD, 1950'li yıllarda, Norfolk'da açık hava deneyleri San Francisco'da kent halkı üzerinde hava yoluyla mikropların dağılım deneyleri ve öldürücü olmayan mikroorganizmalarla gönüllüler üzerinde insan deneyleri, 1960'lı yıllarda da New York kenti metrosunda saldırı tatbikatı deneyleri yapmıştır. 

Sovyetler Birliği'nin yıkılış döneminde ABD, eski sosyalist blok ülkelerindeki bilim insanlarına, özellikle de moleküler biyolojistlere kapılarını açtı ve çok sayıda çalışanı göçmen olarak kabul ederek, biyolojik silah geliştirme sanayinde büyük ilerlemeler kaydetti. 

2. Dünya Savaşı sonrasında Japon bilim adamı Ishii ve ekibi savaş suçlusu muamelesinden muaf olmak şartıyla ABD'e tarafından kabul edilmiştir. Biyolojik çalışmalar konusunda uzman Ishii, Japonya'nın biyolojik silahlarla ilgili programına ait tüm bilgileri ABD'ye aktardı. Sovyetler Birliği'nin yıkılışıyla birlikte Rus Eczacılık Kurumu (Biopreparatın) iki numaralı ismi Kanatyan Alibekof (sonraları Ken Alibek olarak anılacaktır) ABD'ye göç etti ve Sovyetler Birliği'nin biyolojik silah programlarını ayrıntılarıyla ABD'ye taşıdı. 

1995'te ABD Hükümeti, insanlar üzerinde tıbbi deneyler gerçekleştirmiş savaş suçlusu Japon bilim adamlarına, biyolojik silah araştırmalarıyla ilgili bilgi karşılığında, maaş ve dokunulmazlık verildiğini kabul etmiştir.

ABD ordusu, 2014 yılında tam anlamıyla etkisiz hale getirilmeyen canlı şarbon bakterilerini, ülkedeki 9 farklı eyalette bulunan laboratuvarlar ile Güney Kore'deki askeri hava üssüne yanlışlıkla gönderdiğini açıklamıştı.

Senatör John D.Rockefeller, ABD Savunma Bakanlığı'nın en az 50 yıldır, yüz binlerce askeri personeli deneylerde kobay olarak kullandığını ve bilinçli olarak tehlikeli maddelere maruz bıraktığını açıklayan bir rapor yayımlandığında, Amerika Birleşik Devletlerinde büyük yankı bulmuştu. Raporda özetle şu anlatılıyordu :

Askeri personel üzerinde kullanılan bu maddelerin arasında, hardal gazı, sinir gazı, radyasyon ve körfez savaşı sırasında kullanılan bazı kimyasallar bulunmuştu. 

ABD Hastalık Kontrol Merkezi’nin (CDC) 1984’ten 1989’a kadar Saddam döneminde Irak’a Botulinum toksini, Batı Nil Virüsü, Dang Humması da dahil olmak üzere birçok biyolojik savaş ajanı gönderdiğini itiraf etmesi, dünya kamuoyu açısından önemli bir gelişmeydi. 

ABD Savunma Bakanlığı 1987'de, biyolojik silah geliştirilmesini yasaklayan uluslararası bir sözleşmede imzası bulunmasına rağmen, ülke çapında 127 tesis ve üniversitede, bir program dahilinde araştırma ve çalışma sürdürdüğünü kabul etmek zorunda kalmıştır. 

Kongreye sunulan bir raporda, ABD hükümetinin ürettiği bazı yeni virüslerin, dünyada bilinen hiçbir tedavisinin bulunmayacağı bir şekilde genetik mühendislik yoluyla üzerlerinde oynanmış bu virüslerde, kimyasal maddelerin bulunduğu ortaya çıkartılmıştır. 

ABD'nin 34.Başkanı General Eisenhower'ın nazi savaş suçlularına, çalışmalarını Amerika'da devam etmeleri karşılığında dokunulmazlık verdiği biliniyor. Almanlar'ın sayısız insan deneyleri ve işkenceler karşılığında elde ettikleri bilgileri almak isteyen Eisenhower, nazi toplama kamplarında gerçekleştirilen araştırmalardan yararlanılması emrini vermişti. Daça toplama kampında Yahudiler üzerinde gerçekleştirdiği deneylerle tanınan "Dr Hubertus Strughold" ve onun gibi 34 Nazi bilim adamı, uzay tıbbı ve biyolojik silah çalışmalarına Amerikan topraklarında devam edebilmeleri için Teksas, San Antonio'daki Randolph Hava Kuvvetleri Üssü'ne getirilip istihdam edildi. Ataç Projesi kapsamında toplam 3000'ne kadar nazi savaş suçlusuna, ABD ve Kanada topraklarında çalışma izni verildiği tahmin ediliyor. Tarihçiler ve bazı bilim adamları, CIA tarafından Amerikan MKULTRA projesi başta olmak üzere, ABD'de yapılan bazı deneylerin bir ayağının da Kanada'da sürdürüldüğünü söylemektedirler.

Şimdi konuya dönecek olursak :

Çin’in Hubei eyaleti ve Wuhan şehrinde baş gösteren binlerce insanın ölümüne, hastalanmasına, korkuya kapılmasına ve milyarlarca dolarla Çin ekonomisine verdiği zararı ve nihayetinde Çin Halk Cumhuriyeti'nin dünyadan izole edilmesine sebep olan "Corona virüsü" için, hayvandan insana bulaşan mutasyona uğramış ve bu sebeple olaylar meydana gelmiştir diye izah etmenin, tutarlı bir yanının olduğunu söylemek çok zordur. 

Şunu da hatırlatmak istiyorum, biyolojik silah üretimi ile yakından ilgilenen ilaç firmalarının çoğu ABD menşeylidir. 

Dünya ilaç piyasasının 20 dev şirketi ABD’de bulunuyor. Birbirleri ile ortaklıklar şeklinde hem karlarını hem de dünya piyasasında etkilerini artıran bu şirketler; (0-2 yaş) aralığında aşıları, (2-20 yaş) arasında ergenlik depresyonlarını, (20-40 yaş) arasında genetik ya da muhtemel hastalıkları ve (40 yaş) sonrasında sürekli artış gösteren ilaç kullanımını yönlendirip yönetiyorlar. 

ABD veya farklı ülkeler tarafından bu tarz biyolojik bir saldırı kesin yapılmıştır demiyoruz, ama Çin hükümetinin devasal büyüyen ekonomisi, Afrika ve Asya başta olmak üzere, tüm kıtada ABD'nin ekonomik ve askeri kazanımlarına verdiği zararlar, dünyaca ünlü birçok şirketin ticari üs olarak Çin’in tercih edilmesi ve son olarak, Çin’in öncülük ettiği bir yol, bir kuşak, projesine karşı  ABD'nin ekonomik, askeri ve tüm savaş kartlarını ortaya sürerek bu projeye karşı bir mücadele yürüttüğünü hepimiz biliyoruz. Aşağıya yazacağım bir anket ve ona verilen cevap, ABD'nin en önemli devlet adamlarından biri olan Pompeo'nun açıklamasıyla beraber düşünüldüğünde, ABD Halkının Çine karşı dizayn edildiği görülecektir. 

ABD'de en son yapılan bir ankette, ilginç sonuçlar ortaya çıktı. Sorulan soru : Sizce ABD için en tehlikeli nedir diye, ABD Halkının çoğunluğuna göre Çin devleti, Amerika Birleşik Devletleri için en büyük tehlikedir diye cevap verilmiş.  

Bakalım Pompeo ne demiş :

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, 11 Eylül'den sonra ortaya çıkan terör tehdidinin azaldığını belirterek, yeni dönemde asıl tehdidin Çin Komünist Partisi olduğunu söylüyor. 

İlginç gördüğüm, Hollywood yapımı bir film var onu yazmadan geçemeyeceğim. Çinde ortaya çıkan ve bütün dünyaya yayılan corona virüsüne şaşırtıcı bir şekilde benziyen, 2018 Yapımı "Veron Filmi" Bizlere tekrar şunu hatırlatmıştır, ABD sahneye koyacağı işgal, saldırı gibi emperyal projelere uygun "Hollywood Filimleri" çekilerek kitleler ilk önce manipüle ediliyor sonradan ise bu manipülasyona uygun plan ve projeler uygulamaya konuyor. Son yüzyılda Amerika Birleşik Devletlerinin bizzat öncülüğünü yaptığı, 

Viyatnam, Kore, Kamboçya, Afganistan ve Körfez savaşları birer örnek olarak verilebilir. 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız veriler ışığında, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, ABD'nin başını çektiği ülkeler arası biyolojik silah edinme çabası, dün olduğu gibi bugünde tam gaz devam etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri süper güç olmanın avantajlarını kullanan bir ülke olarak, biyolojik silah konusunda üstün bir pozisyonda olduğu gerçeğini görmemiz gerekir. Elimizde kesin kanıtlar olmasada, Çinde ortaya çıkan corona virüsü ABD'yi işaret etmektedir. ABD'nin buradaki asıl amacı, ölümcül bir saldırı başlatmak değil, rakibi Çin devletinin ekonomisine kontrollü zarar vermek olabilir. Ortaya çıkan sonuçlara bakıldığı taktirde : ABD'nin prestij ve ekonomik olarak kazançlı çıktığı , Çin’in ise sosyal, siyasal ve ekonomik olarak büyük zararlara uğradığı açığa çıkmıştır. Bu tablo, göz önüne alınırsa Çin'de baş gösteren Corona virüs salgını, kontrollü biyolojik bir savaş yöntemine daha yakın duruyor. 

Son olarak yazıma, blr bilim adamı ve bir yazarın tespitlerine yer vererek son vermek istiyorum. 

Çinli yazar "Ton Zeng" yazdığı kitapta şunları söylüyor :

ABD tarafından 1990 yılında Çin’in 22 ilinde kan örnekleri alındı. İşin tuhaf tarafı Ton Zeng "Sars virüsünün" özellikle bu 22 ilde etkili olduğunu kitapta anlatıyor. 

Afrikayı inceleyen Hollandalı bilim adamı "Jonwan Dangen," ABD'nin Afrika'da sadece bir ülkedeki 45000 çocuktan kan örneği aldığını ve bu kan örneklerine göre "Ebola Virüsünün" üretildiğini idda ediyor. Daha sonra Jonwan Dangen, bu iddialarını anlattığı kitabı, Belçika ve Hollanda tarafından yasaklanıyor. Dangen gördüğü baskılardan dolayı şunları söyleyecektir, "eşim ve aklım dışında" herşeyimi kaybettim. Konuşmamam için aklınıza gelebilecek her türlü baskıyı uyguladılar. 

ALLAH'IM EKİNİ, NESLİ, YOK EDENLERDEN BİZLERİ BERİ KIL. Amin

Selam ve Duayla 



YAZARLAR