Yusuf YAVUZYILMAZ


CHE GUEVERA VE SOL SİYASETİN AÇMAZLARI

Yusuf Yavuzyılmaz'ın Makalesi; Che Guevera, devrimci radikal sol düşüncenin en önemli kahramanlarından biridir. Ülkemizin sol tarihinde ona denk düşen birisi varsa o da Deniz Gezmiştir.


CHE GUEVERA VE SOL SİYASETİN AÇMAZLARI

                                                               “Sosyalizm devrimizin şeriatıdır”

                                                                                             Nurettin Topçu.

“Savaş naralarımız bir anlayan kulağa varabilmişse eğer, silahımızı almak için uzanan bir el varsa ve bir başka insan ortaya çıkmışsa ağıt yazacak bize, makineli tüfeklerin stakattosu ve yeni savaş naraları ile ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, hoş geldi ve sefa getirdi.”

                                Che Guevera.

            Sol düşüncenin entelektüel kökenlerini ünlü Yunan düşünürü Platon’a kadar geri götürmek mümkündür. Düşünce tarihinde belki de ilk defa onda komünal düşüncenin örneğine rastlanır. “Platon hem sosyalist düşüncenin hem de faşist düşüncenin fikir babasıdır. Dünyada özel mülkiyetin olmadığı, ailenin ortadan kaldırıldığı, komünal bir yapı tasavvur eden ilk düşünür Plato olduğu gibi, zayıflardan, kötürümlerden; kısaca niteliksiz nüfustan arındırılmış üstün ırka dayalı toplumsal proje tasavvurunu da ilk ortaya atan yine Plato olmuştur.” (Ömer Çaha, Dört Akım Dört Siyaset, Orion yayınları)

            Platon’un toplumu devlet merkezli ve komünal şeklinde tasarlayan ütopik yaklaşımı daha sonra sol ve aşırı sağ(faşist) düşüncelere ilham kaynağı olmuştur. Platon bir yandan Stalin gibi sol, diğer yandan Musolini ve Hitler gibi faşist diktatörlere ilham kaynağı olmuştur.

            Totaliter toplum projelerini göz önüne alırsak, solu, faşizmin sol tarafı olarak tanımlamak mümkündür. Burada söz konusu olan toplumsal farklılıkları bir potada eriterek monolitik bir toplum modeli oluşturmaktır.

Kuşkusuz sol düşüncenin en önemli düşünürü Karl Marks’dır. Özetle Marks;

1-Devrimci sol düşüncenin felsefi anlamda teorisini belirlemiştir. Anlayışının temeline diyalektik materyalizmi koymuştur.

2- Sosyalizmin gelişim sürecinin, iç çelişkileri artırarak sosyalizme evrileceğini ve bunu kaçınılmaz bir süreç olduğunu iddia etmiştir.

3-Marks, kapitalizmin sosyalizme evrilmesinin bilimsel bir sonuç olduğunu savunmuştur. Tarihsel süreç, çelişkilerin içinde yürümektedir. Çelişki komünist aşamaya gelindiğinde ortadan kalkacağı için diyalektik ilerleme sona erecektir.

4-Marks, sosyalizme geçişle bir proletarya diktatörlüğünün kurulacağını, bu yapının toplumdaki çelişkileri (aile, özel mülkiyet, kilse/din ve bürokrasi) gidererek komünizmi oluşturacağını belirtir.

5- Marks’a göre tarıma dayalı toplumlar kapitalistleşmeden sosyalizme geçemeyeceği için, bu tür toplumların kapitalizme geçişini desteklemiştir. Bu yüzden Hindistan’ın işgaline onay vermiştir.

6-Marks’a göre komünist toplumda ihtiyaca göre üretim olacağından sömürü olmayacaktır.

Kuşkusuz sonraki dönemlerde Marks’ın düşüncesinden ve yönteminden farklı sosyalizm tasarımları olmuştur. Ancak özel mülkiyetin olmadığı, üretim araçlarının kolektifleştirildiği, eşitlikçi bir toplum tasarını hep var olagelmiştir. Türk solunun en büyük yol göstericisi peygamberi de büyük ölçüde Karl Marks olmuştur.

Türk solu, dünyadaki sol anlayışlara paralel olarak, zaman içinde gerek ideoloji gerek pratik bakımından farklı yönelimlere girmiştir. Bu açıdan “Türk solunu incelediğimizde legal ve illegal bazda çok sayıda fraksiyon ve anlayışın karşımıza çıktığını görürüz. Türkiye’deki solu “devrimci radikal”, “entelektüel”, “Kemalist sol” seklinde üç noktada toplaman mümkündür” (Ömer Çaha, age)

Che Guevera, devrimci radikal sol düşüncenin en önemli kahramanlarından biridir. Ülkemizin sol tarihinde ona denk düşen birisi varsa o da Deniz Gezmiştir. Öyle görülüyor ki, Türkiye’de sol ütopyaya uygun bir toplumsal yapı kurmak isteyenler Che Guevera’yı örnek almışlardır. Türkiye’deki sol gençlik önderleri, giyinişlerinde bile onu taklit etmişlerdir. Deniz Gezmiş ve arkadaşları her ne kadar “halk ihtilalı” kavramını bayraklaştırsalar bile, şiddeti araçsallaştırarak, silah zoruyla toplumu baskı altına alan bir pratik üretmişlerdir. “Bu siyaset şiddeti meşru bir siyaset aracı olarak görmüş ve Türk insanı üzerinde bir baskı çemberi kurmaya çalışmıştır. Bu hareketin öncü simaları durumundaki Deniz Gezmiş ve arkadaşları 1960’ların sonlarında Batı’daki solun gittiği yönün tersine bir istikamete sapmışlardı.” (Ömer Çaha, age)

Batı’da öğrenci hareketleri Stalinist anlayışındaki sosyalizmden uzaklaşmaya çalışırken, Deniz gezmiş ve arkadaşları şiddete yönelen bir pratiğe sapmışlardı. Kuşkusuz bunda Küba‘da devrim başarıldıktan sonra devrimci mücadele için Bolivya dağlarında savaşan Che Guevera’nın büyük etkisi olmuştu.

Öyle görülüyor ki, Che Guevara ile onun Türkiye’deki takipçileri arasında önemli farklılıklar vardır. Che’ye göre devrimlerin manevi ve ahlaki boyutu vardır ve bu boyut ihmal edilmeyecek kadar değerlidir. Ona göre insan yaşamın yol açtığı kirlenmeden ve ahlaki yozlaşmadan arınmadan devrimci bir kimliğe bürünemez. “Cezayir bağımsızlık savaşı önderlerinden Ahmed bin Bella ile sıkı ilişkisi olan, Pablo Neruda’nın şiirlerini okuyan Che, şüphesiz son tahlilde bir Marksist. Ama klasik Üçüncü Dünya Marksistlerinden önemli özellikleriyle ayrılır. Bu bakımdan Che’yi, J.Paul Sartre, Herbert Marcuse, Stokely Carmichel, R.D laing ve Frantz Fanon’la “Yeni Sol” içinde görenler haksız sayılmazlar. Che Guevera, devrimci mücadeleyi tarihsel ve ahlaki- hatta manevi de diyebiliriz- iki temele dayandırmayı öngören ilginç yaklaşımıyla diğer klasik Marksistlerden ayrılır. Ona göre Latin Amerika’nın dini, tarihi ve folkloru devrimci mücadelelerle doludur. Halk hikayelerinde yürekli ve haksever insanların ejder kovalayan, düşmanlara ve hainlere karşı savaşan kahramanları birer devrimcidir.” (Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler, Çıra yayınları)

Ali Bulaç, Türkiye’deki devrimci solcuların takip ettikleri Che’yi tam anlamıyla anlamadıklarına işaret eder: “Türkiye’de de yıllarca solcu gençler onun posterlerini evlerine astılar, ama onun sola getirmeye çalıştığı yerli, tarihsel ve ahlaki boyutun hiçbir zaman farkına varamadılar. Çünkü tohumlarının atıldığı pozitivist/ kemalist dölyatağı böylesine derin manevi ve ahlaki atmosferlere tümüyle kapalıydı. Şayet onlar Che’nin işaret ettiği boyutu fark edecek olsalardı, İslam’la yüz yüze gelecek ve belki de her şey farklı gelişecekti. Evet, Türk solu ondan bir şeyler öğrenebilirdi. Belki o zaman kendi tarihlerini ve ahlaki geçmişlerini böylesine acımasızca inkar etmezlerdi. Yazık ki onlar bu fırsatı da kaçırdılar.” (Ali Bulaç, age)

Bu tarihi fırsat kaçınca Türk radikal solu halkla doğrudan iletişim kurma imkanını kaybetmiştir. Bu eksikliği gidermek için Kemalizm’i referans ve hareket noktası olarak kabul ettiler. Türk solunun ideolojik anlamda Kemalizm’den kurtulamayan yapısı, evrensel anlamda devrimi ahlaki bir temele oturtmaya çalışan Che’den, Kemalist devrimci figür çıkartmayla sonuçlanmıştır.

Kuşkusuz Türkiye’de solun son tahlilde Kemalizm’e yaslanması, toplumsal kökenlerinin sağlam olmadığını, seçkinci ve bürokratik eğiliminin çok güçlü olduğunu göstermektedir. Kemalizm’in özellikle 1930’lu yıllardaki uygulamaları Recep Peker’in şahsında belirginleşmiştir. Kuşkusuz bu uygulama İtalyan faşizminden oldukça fazla etkilenmiştir. Sol düşüncenin totaliter toplum projesi kolaylıkla benzer ideolojik eğilimler taşıyan Recep Peker faşizmi ile ittifak kurabilmiştir. Ayrıca solun toplumsal zemindeki karşılık sorunu onları Kemalizm ile ittifak kurmaya sevk etmiştir. Deniz Gezmiş’in sıklıkla ikinci kurtuluş savaşından söz etmesi, hem Kemalizm’le işbirliğine hem de ordu ve bürokrasiyle girişilecek bir devrim anlayışına kapı aralamamıştır.

Sol, büyük ölçüde toplumsal zeminde geçerli halk kültürüyle başarılı bir etkileşim kuramamıştır. Bu anlayışta, solun bir yandan din ile olan sorunlu ilişkisi, öte yandan aydınlanma felsefesinden beslenen ideolojik tutumu etkili olmuştur. Bilindiği gibi milliyetçilik, faşizm, sosyalizm ve liberalizm gibi ideolojiler modernizmin kucağında yetişmişlerdir.

Solun entelektüel temellerini oluşturan, materyalizm, evrimcilik, ilerlemecilik ve pozitivizm dine bakışını da büyük ölçüde şekillendirmiştir. Bu felsefi anlayış solun dinle iletişimini engelleyen en önemli faktördür.

Dini, ve dinsel düşünceyi toplumu geri bırakan bir düşünce biçimi olduğu tezi sol devrimcilerde yaygındır.  Bu yüzden İslam dünyasında ortaya çıkan arayışlar, sol düşünceyi materyalizmin dışına taşıyarak eşitlik ve özgürlük arayışı temelinde yeniden tanımlamışlardır.

İslam dünyasında solun temel tezlerinden etkilenerek ortaya çıkan “İslami sol” anlayışları da beklenen etkiyi göstermemiştir. Bu anlayışlarda ileri sürülen İslam’ın sosyal adaletçi, eşitlik ve özgürlükçü yaklaşımların sol ile ittifak yapabileceği ve yeni bir anlayışa kaynaklık edebileceği tezi, solun materyalist geleneğine ve özellikle İslam ülkelerindeki sol hareketlerin din karşıtı tavrı karşısında etkisiz kalmıştır. Bu yüzden Nasr Hamid Ebu Zeyd, Seyyid Kutub, Ali Şeriati, Nurettin Topçu, Sultan Gliyev, Mustafa Sıbai, Hasan Hanefi ve Mahmut Muhammed Taha’nın sol ile İslam arasında bir bağ kurma çabaları beklenen ölçüde etkili olamamıştır.

Sol düşüncenin ve diğer ideoloji mensuplarının Che Guevera’dan yararlanacakları en önemli yön, Che’nin düşüncesine sadakat ve bağlılığı ile inandığı değerlerin peşinden koşmasındaki samimiyetidir. İdeolojik tutumu ne kadar tartışılırsa tartışılsın, tartışılmayacak olan Che’nin teori ve pratiği arasındaki ahlaki uyumudur.

 



YAZARLAR