Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ali BULAÇ


Cennet’te Gılmanlar-vildanlar

Ali Bulaç'ın yazısı;


 

Diyanet İşleri Başkanı’nın Ramazan ayının ilk Cuma hutbesinde atıfta bulunduğu ayetler ve bu ayetlerden hareketle sarfettiği cümleler büyük tartışmalara yol açtı. Tartışmalar sürerken Ahmet Nesin, Kur’an-ı Kerim’de “gılman” kelimesinin geçtiği ayetlerin ne anlama geldiğini sordu. Soru Başkan Ali Erbaş’a idi, sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yöneltildi.

Birkaç gün sonra Baskın Oran da aynı konuyu köşesine taşıdı. Satır aralarında anlatılmak istenen şuydu: Kur’an’da geçen “gılmanlar-vildanlar” bıyığı henüz yeni terlemiş, inci gibi parlak gençlerdir. Eşcinselliğe karşı çıkıyorsunuz ama Kur’an’da eşcinsellik vaat ediliyor.

Söz konusu yazarların daha derin okumaları gerektiren bu konuyu DİB Başkanını ilzam etmek için gündemlerine almalarını anlamak mümkün. Bu yönde iddia öne sürenlerin ilhamlarını büyük ölçüde bazı tarihselci ilahiyatçılardan aldıklarında kuşku yok. Bir ilahiyatçı Vahyin ilk muhatabı olan ashabın eşcinsel eğilimlerinin cennet tasvirleriyle karşılandığını Ahmet Nesin ve Baskın Oran gibi ima etmekle kalmadı, neredeyse ayan beyan iddia etti. Bu zatın tarihselci okuması şuydu: Cennet tasvirleri o dönem Arapların zevkine, cinsel arzularına ve fantezilerine hitap etmekte olup evrensel motifler değildir.

Biz burada Kur’an’ın üç suresinde “gılman-vildan” kelimelerinin geçtiği cennet anlatımından hareketle

a. Cennet tasvirinin beşerin yaşadığı her bölge ve her dönem insanına hitap edip etmediği,

b. “Gılman ve vildan”ların eşcinsellik eğilimlerin tatminine bir vaad olup olmadığı konularına bakacağız:

A. 52/Tur, 17-27 ayet kümesi

“17. Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içindedirler; 18. Rablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar.' Rableri, kendilerini cehennem azabından korumuştur. 19. "Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için." 20. Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz. 21. İmân edenler ve soyları kendilerini imânda izleyenler; Biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir. 22. Onlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik. 23. Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda 'boş ve saçma bir söz' ve günaha sokma yoktur. 24. Kendileri için (hizmet eden) civanlar-gençler (gılman), etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl.' 25. Kimi kimine dönüp sorar; 26. Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık." 27. "Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azaptan korudu."

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ

لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ

Yaptıklarının cezası olarak cehennemliklerinin trajik durumu tasvir edildikten sonra, sıra yine sahih imanları ve salih amellerinin karşılığı olarak mü’minlerin cennet hayatlarının tasvirine gelmektedir. Buradaki mü’minler "muttakiler/takva sahipleri" olarak nitelendirilmektedirler (15/Hicr, 46). Takva sahibi kimseler en yüksek bilinçle Allah’tan, O’nun emir ve nehiylerinden sakınıp korkan, kalbi Allah sevgisi ve haşyetiyle titreyen, yüksek ahlaki normlara ve ilahi hukuka harfiyyen riayet etme çabasında olan seçkin kimselerdir. Böyleleri cennetlere yerleştirilmişlerdir, nimetler içindedirler. Rableri onlara öylesine nimetler, güzellikler bağışlamıştır ki sevinç içindedirler, sahici mutluğu tatmaktadırlar. Allah onları ateş azabından korumuştur, harikulade tahtlar üzerinde oturup sohbet etmektedirler. Canları her neyi arzu ediyorsa önlerine gelmektedir. Afiyetle yerler ve içerler, herhangi bir yoksunluk içinde olmazlar, sıkıntı çekmezler. Erkeklerine gözleri siyahtan da siyah, beyazdan beyaz veya hangi renginden hoşlanıyorlarsa iri gözlü huriler bahşedilmiştir, onlarla evlendirilmişlerdir. (44/Duhan, 54 ve 56/Vakıa, 22-23.) Onlara hizmet eden gençler (gılman) pırıl pırıldır, edeplidirler, etraflarında dört dönmektedirler.

Bu ayet cennetin denetimsiz sex yeri olmadığını ima eder mi? Dünya hayatında insanın pek önem verdiği güvenlik, beslenme, cinsel hayat ve manevi lezzetler cennette mevcuttur. Dünyada çektikleri sıkıntılara karşılık mü’min erkekler hurilerle evlendirilmişlerdir. Erkeklere huri vaad edildiği gibi kadınlara da "tertemiz eşler" vaadedilmiştir. Dünya hayatında evlenmeyip bekâr kalan veya kocasını hayat boyu sevmeyen mü’min bir kadın eğer isterse Yüce Allah ona tertemiz bir eş nasip edecektir. Çünkü cinsellik erkek için olduğu kadar kadın için de haz veren bir nimettir.

B. 56/Vakıa, 15-26

15. 'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler. 16. Karşılıklı yaslanmışlardır. 17. Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler (Vildan) dönüp dolaşır; 18. Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler, 19. Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. 20. Arzulayıp-seçecekleri meyveler, 21. Canlarının çektiği kuş eti. 22). Ve iri gözlü huriler, 23. Sanki saklı inciler gibi; 24. Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur). 25. Orada, ne 'saçma, boş veya çirkin bir söz' işitirler, ne günaha sokma. 26. Yalnızca bir söz (işitirler:) "Selâm, selâm."

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُونَ  (Vildanun muhalladun: Ölümsüz gençler. 56/17)

Cennetin tahtları özeldir ve özenle işlenmiştir. Süs malzemeleri mücevherdir (yakut, inci, altın teller vs.), yan yana veya birbirlerine yakın dizilmişlerdir.

Tahtlar üzerinde ve karşılıklı yaslanarak konuşmak, dünyada çekilen sıkıntılara bedeldir. Bu,  aylakça vakit geçirmek demek değildir. Dünyada iken, belki rahat yüzü görmemişlerdi; her gün ve her durumda sefer halindeydiler; İslam’ın hayrına, insanların yararına çalışıp duruyor, Allah’ın ismini yüceltmek ve her tarafa götürmek için ter döküyorlardı. Şimdi amaçlarına ulaştılar. Belki dünyada iken birbirlerini çok istedikleri, oturup sohbet etmeyi çok arzu ettikleri halde buna zamanları ve fırsatları yoktu; belki ömürlerinin bir bölümünü zindanlarda, hapishanelerde geçirdiler. Devamlı sefer halinde oldukları için aile fertlerine, yakınlarına ve dostlarına yeterince vakit ayıramadılar. Şimdi hakettiklerini almış olarak ebedi nimetlerle donatılmış cennettedirler. Karşılıklı olmaları edebe uygun olandır, ayrıca her biri diğerinin sevincini ve mutluluğunu yüzünden okuyabilmektedir. (36/Yasin, 56.)

Onlara hizmet eden gençler ölümsüzdür, gençlikleri sona ermez, yaşlanmazlar. Dolayısıyla yaptıkları işten bıkıp usanmazlar, yorulup yüzlerini ekşitmezler, içlerinden –beş veya yedi yıldızlı otellerde veya lüks tatil yerlerinde refahtan şımarmış müşterilere envaı türlü yemek servis eden hizmetlilerin bu yemeklerden yemediklerini göz önüne getirecek olursak- "biz ne durumdayız onlar ne durumda, bu bir haksızlık" diye geçirmezler. Her an hizmetlerinde olarak etraflarında dönüp dolaşırlar. (76/İnsan, 19.)

Dünyada haram olan bazı şeyler cennette serbesttir. Dünyada mü’minler "kötülüğü emreden nefisler"nin güçlü istek ve arzularına sahip çıktıkları, kendilerini kontrol etmeyi başardıkları için şimdi bunlara nail olmuşlardır. Bazı sözlerin makamı olduğu gibi, bazı içeceklerin de makamı vardır. İçki dünya makamına ait değildir, burada sayısız kötülüklere sebebiyet verir ama cennette artık hiçbir kötülüğe yol açmaz. Mesela en başta şuur bulanıklığına sebep olmaz; insanın aklını başından alıp uygunsuz, olmadık; cana ve mala zarar veren; insanın toplum içindeki konumunu, itibarını küçük düşüren, hatta yerine göre yüzkızartıcı fiiller işlemesine sevketmez. Cennetteki içkiden bu özellik alınmıştır, buna mukabil verdiği tat ve keyif kat kat arttırılmıştır. Pınarlardan akar, özel testiler, kablar ve kadehler içinde servis edilir. (76/İnsan, 21.)

Kelime anlamıyla cennet, birbiri içine girmiş ağaçlar ve bahçeler bütünüdür. Cennette meyve olması doğaldır. Mü’minlere sunulacak meyve o kadar çok ve çeşitli ki, hangisini isterlerse kolayca önlerinde bulabilecekler, istediklerini seçip alabilecekler. Ama sadece meyve veya ot cinsinden değil, isteyen et de yiyebilir; öyle ki canı kuş eti istiyorsa ona kuş eti sunulur. (36/Yasin, 57.)

Amelleri sağ yanlarından verilenlere yaptıklarına karşılık olmak üzere huriler sunulur. Bunlar iri gözlüdür, insanın içini ferahlatır; gözlerinin iriliği içlerindeki zenginliği, sevgiyi berrak bir ayna gibi yansıtır. Bir başka beşer bunlara dokunmuş değildir, kişiye özel olarak halkedilmiş, bekletilmiş, öyle terbiye edilmiştir. (Bkz. 78/Nebe’, 31-36 ve 88/Gaşiye, 8-16.)

Hiç kuşkusuz "Huri" dişi çağrışımı yapar, dolayısıyla erkek mü’minler için söz konusu olduğu düşünülebilir. Ancak amel defterleri “sağ yanından verilecek olanlar” sadece erkekler değildir, aynı şekilde dünya hayatını başarıyla tamamlayan mü’min kadınlar da söz konusudur ve onlar da amel defterlerini sağ yanlarından alacaklardır. Bu durumda onlar için de “tertemiz eşler” olması gerekir. Burada soru, bunların dünyadaki eşleriyle mi, yoksa cennette ayrıca onlara başka eşlerin mi tahsis edileceği konusudur. Gayble, gelecekle ilgili bir konu spekülasyon yapmaya gelmez. Şu var ki, bir kadının dünyadaki eşinden memnun ise, ona olan sevgisini, sadakat ve bağlılığını son nefesine kadar korumuşsa, cennette çok daha nazik, sevecen ve ilgili olarak yine kendi eşiyle/kocasıyla birlikte olması hiç de garipsenecek bir durum değildir. Cennet kötülüklerin olmadığı mekân olduğuna göre, erkek veya kadının da kötülüklerden, kötü huylardan arındıkları yer demektir. Eğer eşinden çok çekmişse, dünyada iken hiç sevmemişse ve ahirette de onunla bir arada olmak istemiyorsa ya da evlenmeden vefat etmişse Allah ona "huri"nin manevi üstün hasletlerine sahip bir erkek eş nasip etmesi O’nun rahmetinin sonucu olup Allah için pek kolaydır. Nitekim"Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere" buyurması, Ashabul’l-meymene içinde erkek ve kadının bir arada zikredildiğinin delilidir. (Bkz. 2/Bakara, 25 ve 4/Nisa, 57.)

25 ve 26. ayetler, bizim görüşümüzü teyit etmektedir. Orada yani cennette olanlar saçma, boş veya çirkin söz işitmezler. "Lağv" teriminde her üç anlam da söz konusudur. Ancak lağv sayılabilecek, boş, can sıkıcı, saçma veya çirkin, üzüntü verici sözü sadece içki içtikleri ve birbirlerinden değil, beraber oldukları eşlerinden de işitmeyecekler. Dünyada eşleri üzen önemli etkenlerden biri birbirlerine üzücü, incitici sözler söylemesidir, bu cennette olmayacaktır.

O halde bu anlatımda dünya hayatında kadın-erkek ilişkisine dair ince bir gönderme olduğunu söyleyebiliriz. Az önce değindiğimiz gibi eşler çoğu zaman birbirlerini üzücü, saçma ve çirkin sözlerle incitirler, aralarında kavgalar böyle başlar veya kavganın çıktığının belirtisi bu sözlerdir. Ama bunlar cennette olmayacağından eşler birbirlerine sevgi ve saygı ile bağlanacaklardır. Hemcinsleriyle (erkekler ve kadınlar) olan ilişkileri bu yüksek düzeyde olacağı gibi, karşıt cinsleriyle (erkek eşi, kadın da eşiyle) bu yüksek düzeyde ilişki içinde olacaktır.

Bu mutluluk, keyif ve haz verici ilişkinin mümkün olan tek bir ifadesi vardır: "Selam!" Yani barış, esenlik, huzur ve hiçbir kaygı ve üzüntünün, çatışma düşüncesinin gölgeleyemediği mutluluk. Cenneti hak edenler, dünya hayatlarını selamın sebebi ve hakiki yolu olan “İslam" dinini benimseyerek geçirmiş, Allah’a ve hükümlerine gönülden “teslim” olmuş kimseler olarak sınavdan başarıyla çıkmışlardı; şimdi onun ebedi meyvelerini devşirmiş olarak selam ve selamet içinde yaşamaktadırlar. (10/Yunus, 10.) Bu onlara Yüce Allah’ın vaadiydi, O vaadini yerine getirmiş bulunmaktadır.

C. 76/İnsan,  12-22

11. Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir. 12. Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirilmiştir. 13. Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler. 14. (Meyvelerin) Gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış. 15. Çevrelerinde gümüşten billur kablar, kupalar dolaştırılır. 16. Gümüşten billur kaplar ki, onları belli bir ölçüyle tesbit etmişlerdir. 17. Orada onlara bir kadeh içirilir ki, karışımı zencefildir. 18. Bir pınar ki orada "selsebil" olarak adlandırılır. 19. Çevrelerinde (gençlikleri ve dinçlikleri) ebedi kılınmış civanlar dolaşır-durur; sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın. 20. Her nereye baksan, bir nimet de büyük bir mülk görürsün. 21. Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarap içirmiştir. 22. Şüphesiz, bu, sizin için bir mükâfattır. Sizin çaba-harcamanız şükre değer (meşkur: makbul) görülmüştür.

{18} وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤاً مَّنثُوراً

(Vildanun muhalladun: Ölümsüz gençler 76/19)

Yüce Allah olumlu vasıflarını saydığı kullarını "asık suratlı bir gün"ün şiddet ve dehşetinden korumakla kalmamış, onlara mutluluğu doruğunda yaşayacakları bir nimet ve ihsanda bulunmuştur. Bunu hak edenleri yüzlerine vuran aydınlıktan ve dışa taşan sevinçlerinden anlamak mümkün. Dünyada iken çeşitli sıkıntılar, zorluklar, mahrumiyetler yaşamışlardı; kimilerinin maddi imkânları yoktu, kimilerinin olduğu halde nefislerinin istek ve tutkularını denetleyebilmişti. Ancak şimdi cennette sabretmelerine karşılık dünyada neyi arzu etmişlerse elde etmiş bulunmaktadırlar. Mesela bedenlerini gereği gibi yazın sıcağından, kışın soğuğundan koruyamamışlarsa, bugün ipekli elbiselerle ödüllendirilmişlerdir. İçinde bulundukları doğal ortamda ne yakıcı güneş sıcağı var ne kavurucu soğuk (zemherir), iklim ılıman ve mutedildir. Tahtlar üzerinde oturup sırtlarını yumuşak yastıklara dayamışlardır; üzerlerine cennet ağaçlarının gölgeleri düşmüş, meyve yüklü dallar ellerinin kolayca ulaşabileceği mesafede bulunmaktadır. Dallarında koparılmayı bekleyen meyveler onlara amade kılınmıştır. Cennette içeceklere hoş koku ve tat vermek üzere kullanıldığı belirtilmektedir.

Onlara gümüşten billur kaplar, nadide kupalar içinde içkiler sunulmaktadır. Belli bir ölçüde doldurulmuştur, arzu ettikleri veya içebilecekleri kadardır. Boğazdan kolayca geçebilen, damakta harikulade tat bırakan söz konusu içki karışımı zencefildir, bitmesi tükenmesi söz konusu değildir, "selsebil" adı verilen bir pınardan fışkırmaktadır. "Zencefil"in Sankristçe "boynuz şeklinde" anlamına gelen "singabera" kelimesinden geldiği belirtilir. Kökeni Çin ve Hindistan’a dayanan zencefil Konfüçyüs’ün yazılarında yer alır. Yunan, Roma ve Doğu Afrika’ya zencefili Arap tüccarları tanıtmıştır, 14. Yüzyıldan sonra karabiberden sonra en çok kullanılan ve aranan baharat olmuştur. Doğu’da yemeklerde ve yiyeceklerde kullanılan zencefil, Batı mutfağında bisküvi ve çöreklerde kullanılır. Jamaika zencefili hoş kokusu, Kenya zencefili ise en iyi baharat olarak şöhret bulmuştur, en iyisi ise "ak zencefil" olarak bilinen beyaz çeşididir. Kur’an’da zikri geçen bu bitki hem katıldığı yemek ve yiyeceklere lezzet vermekte hem bazı hastalıkların önlenmesinde veya tedavisinde kullanılmaktadır.

Onlara hizmet veren hizmetkârlar gençlikleri ve dinçlikleriyle dikkat çekiyor, yüzlerine bakıp ne istediklerini anında bilip yerine getirirler, bunlar da ebedi kılınmışlardır, her biri etrafa saçılan inci taneleri gibidirler. Nasıl inci tanelerinin ışıkları birbirine vurur ve gözlere inanılmaz bir manzara sunuyorsa onların hizmetleri ve kendileri de öyledirler.

Burada dikkatten kaçmaması gereken bir nokta var:  Hizmet sunan civanların bu şekilde tasviri cennet hayatının mutluluk ve nezahetine uygundur. Zira seçkin bir yerde ağırlandığınızı düşünün, size hizmet sunanlar nazik, kibar, saygılı ve eğitimli kimseler olur. Kaba saba, insanın içini titreten, korku salıp tehditkâr bakan veya saygısız davranan kimseler böyle yerlerde istihdam edilmezler, onlar ancak şiddetin ve azabın söz konusu yerlerde olur ki, cehennem zebanileri ve azap melekleri böyle tasvir edilmektedir.

Vaadedilen cennet nimetlerle donatılmıştır, bir metre karesi dahi sıkıntılı değildir, etraf temaşa edildiğinde büyük bir mülk olduğu görülür. Bu Allah’ın sonsuzu ve sınırsız mülküdür; her yanını nimetlerle, lütuf ve ihsanlarla donatmıştır.  Dünya sınavını başarıyla geçen mü’min kullara çektikleri sıkıntılar karşılığında ödül olarak verilmiştir. Nefsini tezkiye edenler bunu hak etmektedirler (20/Taha, 76). Şeytan, Âdem ve Havva’yı yasak meyve konusunda kandırmayı denediği zaman onlara "sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak mülk" vaadinde bulunmuştu (20/Taha, 120). Dünyada sabredenler, bugün cennette hem ebediliğe hem sınırsız bir mülkün nimetlerine kavuşmuş bulunmaktadırlar. Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giymişlerdir, zevklerine göre kollarında bilezikler vardır, yüce Allah’ın bir ikramı olarak şarap içmektedirler (22/Hac, 23 ve 35/Fatır 33), bütün bunlar onlara verilen mükâfattır; çünkü dünyada harcadıkları çabalar, döktükleri emeklerin bugün karşılığını almaktadırlar. (Benzer cennet tasvirleri için bkz. 18/Kehf, 30-31 ve Hakka, 24.)

Cennet tasvirlerinin dünyadaki nesneler ve haz veren şeyler üzerinden verilmesi nitel mutluluğun ve sonsuz hazzın hakikatini anlatmak içindir. Hiç kuşkusuz insan neyi arzu ediyorsa, gözü hangi manzarayı görmek istiyorsa cennette buna nail olacaktır yani cennet sadece maddi-bedeni lezzet diyarı değil, aynı zamanda en yüksek düzeyde sanat ve estetik yurdudur da: "Nefislerin, canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı, hoş bulduğu her şey" (43/Zuhruf, 71) orada bulunmaktadır. Sanat "hoşa giden biçimler" ise, söz konusu biçimlerin benzersizleri tabii ki cennette bulunmaktadır. Kusurlu dünyada en yüksek düzeydeki formları arar dururuz. Cennette sanat arayışı son bulmuş, güzellik başka bir deyişle ilahi cemal tam anlamıyla tecelli etmiştir. Ancak asıl maksat anlatımdır ve İbn-i Abbas gayet dikkat çekici biçimde "Cennette bulunan nimetlerin hiçbiri dünyada mevcut değildir, onların sadece isimleri vardır" demiştir. Belki de dünyada ilişki halinde olduğumuz her şey, cennette orijinali kopya hükmündedir. Öyle de olsa mülk/duyular aleminde olan varlıkların hak olmadığı, bir hayal veya gölge olduğu anlamına gelmez. (Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir, VI, 448-451; 533-535; VII, 258-261.)

Temiz fıtrat ve selim akıl sahiplerine sormak lazım:

1. Bu cennet tasviri hangi insanın arzusu değildir? İlahi cemal, nimet ve ihsanın tecelli ettiği cenneti, memleketin fındık bahçeleri ve yamuk yumuk dereleriyle aynı seviyede tutmak, “Cennet buysa, benim memleketimde zaten var” demek ilahi vahye göstermemezi gereken azami hürmet ve sadakata ne kadar uyar? Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde yaşayan bir insan –bu ister Sibirya’da ister Amerika ve Güney Afrika’da yaşasın- bu böyle bir mekandan müstağni bir hayat düşünebilir mi? Tatile çıkıp 5 veya 7 yıldızlı otellerde birkaç günlüğüne yaşayanlar hangi arzu ve özlemlerini gidermeye çalışıyorlar? Cennet’in bu tasviri sadece çöl sıcağında yaşayan Arapları mı motive etmek için yapıldı. Öyle olsaydı ayetler cennette “yakıcı sıcak” olmadığı gibi, “kavurucu soğuk (zemheri)” olmadığını niçin özellikle zikretsin?

2. Değerli bir misafirimizi ağırladığımız zaman, onu ev-mutfak kıyafetiyle mi karşılarız? Saraylarda, malikanelerde hizmet verenler sıradan insanlar mı?  Lüks oteller ve tatil mekanlarında müşteriler en yüksek düzeyde sunum ve ritüellerle ağırlansın diye turizm okulları var. Otellerde çalışacak elemanlar sıkı bir eğitimden geçirilirler. “Gılman”dan, “vildan”dan sapıkça yorumlar çıkaranlara sormalı: Üstü başı tertemiz, pırıl pırıl, edepli, işini iyi bilen, neredeyse zihninizden geçirdiğiniz şeyleri yüz ifadenizden okuyan gençler,  size hizmet verdiğinde eşcinsel dürtüleriniz mi uyanır?

Allah ıslah etsin.

(alibulac.net/22 Mayıs 2020)

 



YAZARLAR