Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


Cemal Enginyurt Olayının Sosyolojik Analizi

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın "yeni" yazısı...


Cemal Enginyurt: Eski ülkücü, şimdi DP’li bir milletvekili. Tavrı ve siyaset yapma biçimi ile ülkücülüğü en kötü temsillerinden biri. Konumunun gerektirdiği entelektüel donanım ve tartışma ahlakı eksikliğini, muhatapların tehdit ederek gidermeye çalışıyor. Muhataplarına karşı son derece Kaba ve saygısız bir kişiliği temsil ediyor. Erol Güngör’ün milliyetçiliği bilimsel bir temele oturtmak isteyen entelektüel çabası, Cemal Enginyurt’ta vandalist sokak kabadayısı tavrına dönüşüyor. Dağlarda uluyarak milliyetçiliğini göstermeye çalışan ve entelektüel seviyesi bir hayli sınırlı. Felsefi, ideolojik, bilimsel donanımı olmayan bir kişilik olarak ortay çıkıyor. Futbolda Fatih Terim’in temsil ettiği bedevi kabadayılığın siyasetteki temsilcisi olarak görülüyor. Tartışmalarda dillendirdiği itirazlarının önemli bir bölümü doğrudur. Ancak öylesine sevimsiz ve kötü bir dil ve davranışı var ki, muhalefetini anlamsız kılıyor. Bırakın bir alim ve aydını, bir insanda bulunması gereken asgari ahlaki donanımdan yoksun kaba tavrı, söylediklerinin etkisini iyice azaltıyor. Entelektüel, irfan, ahlak, sanat ve edebiyat donanımı ile orantısız bir konumu var. Felsefe, sanat ve edebiyata yetersizliğini muhataplarına saldırarak gidermeye çalışıyor. Ancak bir konuda başarılı olduğunu kabul etmek gerekir. Tavrı ve duruşuyla kendini izlettiriyor ve belirli ölçüde destekçi bulabiliyor. Bu haliyle reyting saplantısının ortaya çıkardığı kötü bir aktör olarak görülüyor.

Cemal Enginyurt, en küçük anlaşmazlığı bile çözmek için konuşmak ve birbirini dinlemek yerine silaha davranan bir geleneğin ürünüdür. Bu geleneğin ürettiği şiddet kültürü sosyal hayattan politikaya hayatımızı sarmalamış durumdadır. Siyaseti bu geleneğin sarmalamasına engel olmak gerekmektedir. Çünkü bu gelenek uzlaşma ve müzakereci siyasetin önündeki en büyük engeldir.

Sorunların çözümünde hukukun belirleyici olduğu yerde Cemal Enginyurt bir patolojik vaka olarak kalır. Ancak hukukun işlevini yitirdiği toplumlarda bir sorun çözme tekniği olarak fazlaca destek bulur. Nitekim mafya kültürü, hukukun işlemediği ülkelerde zemin bulmaktadır.

Öte yandan Cemal Enginyurt, “Kurtlar Vadisi ” kültürünün ürettiği şiddetin kutsanması felsefesinin örneği olarak karşımızda durmaktadır. Bu haliyle Cemal Enginyurt, zaten entelektüel ve irfanı yönü oldukça zayıf olan milliyetçi düşüncenin patolojik bir örneği olarak tezahür etmiştir.

Cemal Enginyurt, Türkiye’de entelektüel kısırlığın geldiği noktayı göstermesi açısından da önemli bir göstergedir. Bu haliyle bir entelektüel tartışmada bilgi seviyesinden ve ideolojik taraftarlıktan çok daha fazla tartışma ve eleştiri ahlakına sahip olmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

Cemal Enginyurt, kendinden farklı olanı yok ederek ortadan kaldırma anlayışının da temsilcisidir. Şiddet üretme potansiyeli bir hayli yüksek olan milliyetçi düşüncenin ürettiği “komando kampları ” zihniyetinin seviyesi bir hayli düşük örneğidir.

Toplumda darbe kültürünün yaygınlığı ve toplumda bulduğu destek, aslında sorunları şiddet yoluyla çözme anlayışının bir uzantısıdır. Bu anlayışın uzantısı olarak özellikle 12 Eylül öncesi milliyetçi ve sol düşünce büyük ölçüde şiddete bulaşmıştır. Fethullah Gülen olayı, şiddet ve darbe kültürünün tarihsel İslam içine de sızdığını göstermektedir. Bir yandan söylem olarak son derece yumuşak, kuşatıcı ve diyaloğa açık bir anlayış, öte yandan bu yumuşak ve diyaloğa açık söylem içine gizlenmiş şiddet kültürünün yuvalandığı sorunlu bir örgütlenme biçimini ve bunu meşru gösteren bir zihniyetin varlığı önemli bir sorun alanıdır.

Cemal Enginyurt olayı, sorunların çözümünde farklı yöntem ve düşünceleri olan toplumsal kesimlerin bir araya gelerek bazı ortak noktalarda buluşma çabalarının ne kadar değerli olduğunu da göstermektedir. Uzlaşma kültürünün zemin kaybetmesi siyasal alandaki mücadeleyi sertleştiriyor. Bu durum faklı siyasal anlayışların bir araya gelmesini zorlaştırıyor. Eleştirel düşünce yokluğu sadece entelektüel alanı kısırlaştırmıyor, aynı zamanda siyaset başta olmak üzere hayatın diğer alanlarında çatışma kültürüne zemin hazırlıyor.

Sonuç olarak Cemal Enginyurt tipolojisinin bulduğu destek, sorunun bireysel olmaktan çok toplumsal kökenlerini bulunduğu konusunda bizi uyarmaktadır. Bu nedenle çeşitli düzeylerde dışa vuran kaba güce dayalı sorun çözme geleneğinin tarihsel zemindeki karşılığı ve meşruiyeti iyi analiz edilmelidir.

 

Kaynak: farklı Bakış

YAZARLAR