Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Sait ALİOĞLU


Cemaat olgusu -Günümüze yansımaları-

Türkiye’de İHVAN prototipi üzerinden “İslamcı” cenah bazında birçok cemaat oluştu. Tabii ki, bu yapıların birçoğu İHVAN gibi yapıları kendine örnek almış olsa da, genellikle kendilerine uygun gördükleri yol ve yöntemleri benimseyip o minvalde hareket ettiler ve bu şekilde de kendilerine bir yol bulmaya çalışıyorlar.


Cemaat, lügatte en başta ‘topluluk’ olarak kullanıldığı gibi, genellikle ulvi bir duygu olan dinin var olan görüngüleri çevresinde oluşan nitelikli topluluklara verilen bir isim olarak belirir.

Gerek dini ve gerekse de seküler planda ele alınması açısından, cemaat olgusuna baktığımızda, hem nitelik, hem belli bir amaç ve hem de yönelim açısından, cemaatin sosyolojik bir vaka olduğu görülür.

Dinde, fert bazında, yaşanan donelerle birlikte toplumsal planda var olan donelerin/verilerin toplamına karşılık geldiğinden dolayı sosyolojik planda küçükten, büyüğe kadar cemaatleri, toplulukları ve toplumları içerisine alır.

Tüm insanlık açısından, klasik dönemlerde hemen her şey dini fenomenlerden oluştuğundan dolayı cemaat vurgusu belirginlik kazanmaktaydı.

Ne zamanki Allah’ı(haşa)devre dışı bırakmaya, onun yerine ise salt aklı ve insanı koymaya niyetlenildiğinde batıda az çok  var olan cemaat olgusu büyük oranda yara almış, aidiyetler dinsel çerçeveden çıkarılıp seküler bir çerçeveye oturtulmaya çalışılmıştı.

O güne dek hemen her yerde sosyolojik açıdan var olan ve kabul gören, işlerin büyük bölümünün kendileri üzerinden yürüdüğü bilinen cemaatler yerlerini ulus olgusu üzerinden “ulus-devlet”e bırakıyordu.

Bu da, dinin görünürlüğünün salt manevi olmasa da en azından “manevi düzlemde” varlığı, cemaatlerin yerine ulusun geçmesiyle ortadan kalkmış oluyordu.

Bu uluslaşma ve ulus-devlet süreci, barıda olduğu üzere bizde de cemaatten ziyade, kendi meşruiyetini İslam’dan alan “devlet”in, yani Osmanlı hilafet yönetiminin sona ermesine sebep olmuştu.

Batıda var olan cemaatler çözülüp sisteme angaje olurken, bizde görece de olsa yeni devletten yana görünmenin dışında, salt “iman kurtarma” işinden başlayarak, dini eğitimin devamı gibi sebeplerle çeşitli cemaatler oluşmuştu.

Bunların bir kısmı, yeni/modern devletin din üzerinde kurmaya çalıştığı baskıya binaen, bir kısmı da zamanla Müslümanları gelip bulan” dünyevi konularda Müslümanca tavır alma şeklinde oluşan spontane yapılar. Ki, bu spontaneliğinde bir ucu yeni devletin baskısına dayanmaktaydı.

Başta iman kurtarma mevzuunun bir parçası olan cemaat yapıları zamanla çeşitlendi. Başta bir kitabın içeriği çeşitli yorumlarla, aynı üstad(lar)a bağlı olduğunu bildiren birçok yapı/cemaat oluştu.

Yine, Müslüman tarihi içerisinde kendine özgü bir yeri bulunan tasavvuf düşüncesi üzerinde, tasavvufun düşünsel yönünden ziyade, avamî anlamda “Allah’ı zikrederek anma” olgusu üzerinden, toplumu dönüştürme ve var olan sakil durumu çağdaş verilerden de hareketle kabul edilebilir” bir kıvama büründürme gayesi taşımayan ve haliyle olumluluk anlamında hiçbir toplumsal karşılığı bulunmayan tarikat yapıları peyda oldu.

Bu yapıların birçoğu, zamanla sözde tek parti yönetimine karşı olduğu savlanan muhafazakâr sağcı partilerin oy deposu olması ve yeni bir durum olan partili siyaset üzerinden kapitalist sisteme duhulüne sebebiyet vermiş oldu.

Cemaatler en başta yok edilmesi gereken katanlık odaklar, habis ur ve kesilesi başlar olarak kabul edilirken, zamanla –o da sağcı partilerden alınan derslerle- katı Kemalist partilerinde pragmatist tavırları neticesinde cemaatler bir adım daha öne çıkmış oluyorlardı.

FETÖ’nün, bu şekilde ortaya çıktığını artık bilmeyen yok gibidir Keza Süleyman Demirel’in zaman zaman, o da oy alma telaşıyla  “bende sizdenim ya!” çıkış ile dizginlemeye ve uyutmaya çalıştığı yapılarında serencamı az çok bir birine benzerlikler içerir.

 Var olan bu cemaatlerin büyük bölümü elbette hani sebepten olura olsun siyaset içerisinde bulunmadılar, oradan bir şeyler devşirmek için çalımladılar vs. vs…

Bunların bir kısmı sistemin katı jakoben tavrından dolayı sadece durumu idare etmeye çalıştılar. Bir kısmı ise var olan durumu aşmak için kendi şartları içerisinde bir şeyler yaptılar, denemelerde bulundular, bir, ikisi cemaati aşıp partileşme yolunu tercih ettiler vs. vs.

Gelinen süreçte İslam Dünyası’nın çeşitli yerlerinde sömürge durumundan kurtulmak adına İHVAN gibi yapılar oluştu. Bu yapılar, birçok yapılara da örnek oldular.

Türkiye’de İHVAN prototipi üzerinden “İslamcı” cenah bazında birçok cemaat oluştu. Tabii ki, bu yapıların birçoğu İHVAN gibi yapıları kendine örnek almış olsa da, genellikle kendilerine uygun gördükleri yol ve yöntemleri benimseyip o minvalde hareket ettiler ve bu şekilde de kendilerine bir yol bulmaya çalışıyorlar.

Hepsini salt iyi niyetli  olarak görmek istesek de, bu cemaatlerin kahir ekseriyetinin, Batı bağlamında 19. Yüzyılın katı pozitivist-aydınlanmacı, ilerlemeci ve dini tünden yok sayan anlayışa karşı oluştuğu düşünüldüğünde, günümüzde batı, yine seküler kalmış olmasına rağmen, 20. Yüzyılın şartları ile 21. Yüzyılın kendine has ve her “değerli” şeyi “ti”ye alan postmodernist diline bakıldığında, cemaatlerinde artık kuruluş sebeplerini aşıp kendilerini yeniden tanımlamaları gerekir.

FETÖ’nün bunu yapabilme durumu vardı. O ise,  bir yandan aydınlanmacı dile karşı yapılanırken –ya da öyle görünürken- bir yandan ise konvansiyonel(anlaşmalı/uzlaşmalı) bir şekilde devleti, cemaatleri, kısacası tüm toplumu ve ülkeyi ABD(Batı)emperyalizmi adına teslim almaya çalışıyordu.

FETÖ’ün yaptığı bu affedilmez” yanlışı üzerinde, gerek başta laik cenahta ve gerekse de makul azınlığın, yani İslamcı cenahın bu tür yapılara yönelik eleştirilerini kabul etmekle ve uygun görmekle birlikte,      belki de FETÖ’den vs. devlet nezdinde boşalacak olan yere göz koyma adına dengesiz çoğunluk tarafından dile getirilen eleştiriler bir araya getirildiğinde, var olan cemaatlerin kendilerini gözden geçirmeleri, özeleştiriye önem vermeleri ve gerekirse yeni bir yapılanmaya gitmeleri gerekir.

Biz, burada, yukarıda yapmaya çalıştığımız tespitler ışığında, bundan sonra nasıl yol alınabileceği/alınabilir sorularına kalıcı, sağlam ve derinlikli cevaplar bulmak zorunda olduğumuzun idrakinde olalım yeter.

 

Kaynak: Farklı Bakış

YAZARLAR