Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mehmet Ali TEKİN


Çanakkale cephesinde bir alim

Yazarımız Mehmet Ali TEKİN'İN 'YENİ' YAZISI...


Tarihimizin önemli günlerinden birisi de, 18 Mart Çanakkale zaferidir. 3 Kasım 1914 tarihi ile 9 Ocak 1916 tarihleri arasında cereyan eden, bir kaç muharebenin ortak adına biz Çanakkale Harbi, Batılılar ise 'Battle of Gallipoli - Gelibolu Savaşı' diye adlandırmakta.

Osmanlı ordusu ile İngiliz-Fransız müttefik orduları arasında meydana gelen savaş, iki safhada cereyan etti. Birinci safha 19 Şubat 1915-18 Mart 1915 arasında yapılan, deniz savaşları. ikinci safhayı, 25 Nisan 1915 - 9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan, kara savaşları.

Osmanlı Ordusu, birinci cihan harbine önceleri katılmamış. Fakat iki Alman gemisinin Ege, Marmara ve boğazı geçip, Karadeniz'de Sivastopol'u bombalamasıyla, Almanların yanında savaşa girmek zorunda kalmıştır.

Birinci dünya savaşı, 5 yıl sürmüştür.  

Osmanlı 1911 yılında Libya'da İtalyanlarla, 1912 yılında Balkanlar'da ve 1914-1918 arası birinci dünya harbi ve daha sonra 1919-1922 yılları rasında Kurtuluş savaşıyla, Osmanlının savaşı 11 yıl kadar sürmüştür.

1911 yılında askere gidenlerin bir çoğu şehid olmuş, kalanlar 11-12 yıl sonra, evlerine dönebilmiştir.

Bu satırların sahibinin adını aldığı dedesi, 7 yıl sonra gazi olarak köyüne dönebilmiş. Bunun 4 veya beş yılı cephelerde, 2 veya 3 yılı da esarette geçirmiş.

Abdullah Fevzi Efendi Kimdir?

1299/1883 yılında Bozkır’ın Hocaköy’de (Üçpınar) dünyaya geldi. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. İlköğrenimini köyde tamamladıktan sonra, Konya'ya geldi ve Memiş Efendi’nin küçük oğlu Hasan Kudsi Efendi’nin derslerine devam etti. Daha sonra Islah-ı Medaris’te 12 yıl ders okuyarak, icazetini Ahmet Ziya Efendi’den aldı.  Cumhuriyet döneminde bu icazeti, yüksek tahsil olarak kabul edildi. İcazetini aldıktan sonra, köyüne döndü ve talebe okuttu. Köyünde fazla kalmadı ve Konya'ya geri dönerek; Hocasının izniyle, yaklaşık 8 yıl müderrislik yaptı ve akaid dersleri verdi. 

Osmanlıda ilmiye mensupları, kanun gereği askere gitmezlerdi. Ayriyeten Kardeşi Halis Efendi 7 yıldan beri Yemen'de askerdeydi. Bu da askere gitmemesi için önemli bir muafiyet sebebiydi. Abdullah Fevzi Efendi , askere "İslam'a çokça düşmanlık eden İttihat ve Terakki Partisinin asker kanadını ve Osmanlı ordusunu, Müslüman askerleri ve kumandanları yakından tanımak için" gittiğini, ifade eder. 

Çanakkale Cephesi'nde, Balkanlar'da, Kafkasya'da, Sina Cephesinde, Batı Cephesinde ve son olarak İran cephesinde bulunur. 1919 yılında İran'ın Hemedan şehrinde teskere aldıktan sonra, Irak üzerinden Konya'ya döner.  O günlerde ülkenin her yanında olduğu gibi, Konya'da da hayat şartları ve geçim zor olduğu için,  Bozkır'a gitmeye karar verir. Bozkır'a vardığı gün 'Bozkır Olayları' vuku bulur. Olaylarla hiç alakası olmamasına rağmen, hadiseyle ilişkilendirilerek  'Hiyanet-i Vataniyye' ile suçlandı. Abdullah Fevzi Efendi'nin kendi deyimiyle 'Dağlar Misafiri' olarak adlandırdığı 'İbtila ve İhtifâ' günleri başladı. Bu sürenin kesin olarak kaç yıl sürdüğü, bilinmemekle beraber; 4 yıldan az değildir.

Bu dönemde 'Fevzi Efendi Hoca' müstear adıyla, Akşehir ve Tuzlukçu'da on yıl kadar hocalık yapar. 1938 yılında  çıkarılan genel aftan sonra, 1940 yılının başlarında; Vakıfar Genel Müdürülüğü’nde Vakıf Kayıtlar Müdürlüğü Arapça Mütercimi olarak çalışır.

1943 yılında açılan Konya merkez vaizlik sınavını kazanarak, Konya'da vaizlik yapmaya başlar. Bir hafta sonra da vefat eder.

Çanakkale Cephesinde

Abdullah Fevzi Efendi gönüllü olarak askere gittiğinde, 31 yaşındadır. Konya'da Amele taburuna alınır. Tabur, trenle İstanbul'a gönderilir. Kemerburgaz, Küçükçekmece, Büyükçekmece ve Ambarlı'da hayvan ahırlarından bozma çiftlikler ve gayr-ı muntazam yerlerde kalırlar. Burada bir iki aylık talimden sonra, Çanakkale'de Arıburnu cephesine gönderilirler.

Abdullah Fevzi Efendi bu günleri hatıratında*şöyle  anlatıyor:

"Orduda komuta heyetinin durumu aynen bir Arap atasözündeki gibidir; insanları tedaviye kalkışmış, ama kendisi hasta bir tabip; "tabîbün yüdâvi' n-nâs ve hüve merîd." Burada tedaviye muhtaç olduğunun farkında bile olmayan, ama "en yüksek komutan, en değerli lider kendisi olduğuna inandırılmış bir kitle" söz konusudur. 25 gün kadar, bu eğitim ve talim sürdü. 22 Nisan 1331 Rumi günü, henüz kararlaştırılan talimi bitiremeden, İstanbul'a geri döndük. Öğrendiklerimiz, ancak göğüs göğse süngü muharebesinde yararlanılacak, hareket ve teknikler idi. Ateş usullerini ve kurallarını bize göstermediler, tek bir mermi bile atmadık. Birkaç küçük bilgi ile yetinildi. Bunlar, harpte ve çatışma anında insana lâzım olmayacak şeylerdi. Bu hâlde bile bütün birlik mensupları, Arıburnu'nda düşmanın üstün silahlarına karşı, etten duvar olmaktan başka bir şey yapamamış idik."

*Çanakkale Cephesinde Bir Müderris / Ali Osman Koçkuzu / İz Yayıncık / İstanbul 2011

Kaynak: Milat Gazetesi



YAZARLAR