Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



F. Yılmaz ALTUNÖZ


CAMİLERİN ÜSTLENDİĞİ ROL

Furkan Yılmaz Altunöz'ün yeni yazısı;


 

 

Cumhuriyet tarihinde en tartışmalı kurumlardan biri Diyanet İşleri Başkanlığı olmuştur. Halifeliği, Saltanatı ve Şer‘iyye ve Evkaf Vekâleti kaldıran Cumhuriyeti kuran irade; istese Diyanet kurumuna da yer vermeyebilirdi. Yaptığı devrimlerle; Hilafetin kaldırılması (1924),  Şer-i mahkemelerin kaldırılması (1924), Diyanet İşleri Başkanlığı›nın kurulması (1924),  Tevhid-i Tedrisat Kanunu (1925), Şapka kanunu (1925), Tekke ve zaviyelerin kaldırılması (1925), Hafta tatilinin Cuma gününden pazara alınması (1925), Takvim değişikliği (1926), Rakamların kabulü (1926), Latin harflerinin kabulü (1928), Anayasadan «devletin dini İslam›dır» ibaresinin çıkarılması (1928), Türkçe Ezan okunması (1935) ile din arasına ciddi mesafe koyan kadrolar; Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuşlardır.  Hakkında kanun yapanlar, personelini atayanlar ve sevk ve idare edenler devleti yönetenler olmasına rağmen; Diyanet İşleri Başkanlığı ve bileşenleri resmi ideoloji için hep potansiyel tehlike olarak görülmüştür. 2014 yılı verilerine göre Türkiye’de 67 bin okul, 1220 hastane, 6 bin 300 sağlık Ocağı, 85 bin cami var. Seküler/laik bir yazar bu rakamları alarak cami karşıtı değerlendirmelerde bulunmuş. Eğri değneğin doğru gölgesi olmaz. Yazarın durduğu yer yanlış olunca doğru düşünce üretmesi mümkün olmayacaktır. Söz konusu mekânların ruhi ve bedeni ihtiyaç boyutu ve kullanım zaman ve alanı dikkate alınmadan yapılacak yaklaşımlar yanlış olacaktır. Ölçü birimi metre ile sıvı bir şeyin ölçülmesi gibi… üstelik cami ile diğer kurumları birbirine alternatif olarak göstermek son derece yanlıştır. İyi niyetli olmayan yaklaşımlardır.

Önceki Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” açılış konuşmasında önemli açıklamalar da bulunmuştu. Görmez, “Caminin mesai saatleri yoktur. Din gönüllüsünün mesai saatleri yoktur. Cami devlet dairesi değildir. Cami Allah’ın evidir ve Allah’ın evi 24 saat her kardeşimize kapısını açık tutmak zorundadır” diye bir mesaj vermişti. Ama hakikatte öyle değil ülkemizde camileri halk yaptırır. Sonra halkın yaptırdığı camiler Diyanetin üzerinden “devlet dairesi” oluyor, halkın tasarrufu kalkıyor ve yalnızca namaz kılmak için gidebiliyor. Camiler aslen Allah’ın evidir ama laik felsefe çerçevesinde hizmet verir. Laikliğe aykırı bir rol üstlenemez. Anayasanın 2. ve 24. Maddesi çerçevesinde Diyanet İşleri Başkanlığı faaliyet göstermek zorundadır. Öyleyse anayasa ve yasalar çerçevesinde Diyanet’in Müslümanların hayatındaki rolü nedir. Hilafetin kaldırılması ile birlikte Türkiye’nin lâikleşme sekülerleşme serüveni hızlı bir sürece girdi. Hilâfet kaldırılıp, Cumhuriyet’in seküler bir yapıya dönüştürülmek istenmesine karşın, Cumhuriyet 1924 Anayasası’nın ikinci maddesinde yer alan “Türkiye devletinin dini İslâm’dır” maddesi ile yine de 1928 yılına kadar dini vasfını korumaya devam etti. Fakat 1928 yılında da bu madde tamamen kaldırıldı. 5 Şubat 1937  Laiklik ilkesinin 3115 sayılı kanunla Anayasa metnine girdi.  

Yapılan bu seküler yasa düzenlemelerle Müslüman bireylerin yaşamının her alanında hâkim olması gereken din, yasayla ayrıştırılarak Devlet ve Diyanet arasında paylaştırılmıştır. Böylelikle dinin hüküm ve ahkâmları görevi Devlete, ibadet ve inanç işleri ise Diyanet’e verilmiştir. Ancak seküler ideolojinin sahipleri her fırsatta ibadete ve onun alanlarına saldırmaya ve itibarsızlaştırmaya devem etmiştir. Demokles’in kılıcı başının üzerinde bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı, kurulduğundan itibaren kendisine biçilen yere ve sınırlara bağlı kalarak Müslümanların din işlerine ve hizmetlerine bakmaktan çok “devletin din işlerine bakan” bir kurum olagelmiştir. Mesela Din işleri Yüksek Kurulu kararları ictihadi kararlar değildir. Başörtüsünün zaruri dinî emir olduğunu söylese bile fetvanın siyasi ve hukuki bir yaptırımı yoktur, sadece vatandaşları aydınlatıcıdır. Çünkü Diyanet'in sosyal hayata yönelik hükümler vazetmesi rejime aykırıdır. 

Camiler kapalı mı ki, hayır açık. Ancak cemaat istenilen seviyede değil. Çalışan anne ve babalar hangisi kaç defa bırakalım beş vakit namazı; çocuğunun elinden tutarak Cuma namazına gidebilmiştir. Ramazan ayında orucunu sıhhatli bir şekilde tutabilmiş ve teravih namazını kılabilmiştir. Yani Türkiye’de resmi ideoloji, sosyal hayat ve çalışma hayatı insanların sağlıklı/istenilen bir şekilde camilerle ilişki kurmasına olanak tanımıyor. Sosyal hayatın (okul, kamusal alan, iktisadi faaliyetler vd.) buna imkân verecek şekilde yeniden düzenlemesi ile camilerin 24 saat açık kalması bir değer ifade edecektir.

 



YAZARLAR