Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



F. Yılmaz ALTUNÖZ


Camiler ve Din Görevlileri Haftası DİYANET VE KÜRSÜ DOKUNULMAZLIĞI

inanç ve insan haklarına saygı kapsamında; hakikatin parçalanmaması adına camilerde ve mescitlerde Kürsü Dokunulmazlığı olmalıdır. Başka bir söylemle Diyanet İşleri Başkanlığı’na Kürsü Dokunulmazlığı verilmelidir. Diyanet işleri başkanı, il ve ilçe müftüleri tarafından ya da izin verdiği kimselerce bu yetki kullanılmalıdır.


Camiler ve din görevlileri haftası; cami/mescitlerin ve görevlilerinin (müftü, vaiz, imam, müezzin) farkındalığının oluşması açısından önemlidir. Ama daha kayda değer olanı vurgulanmasa da; dinin insanların gündemine gelmesi adına önemlidir. Mescitlerin insan hayatındaki rolünün bilinmesi açısından; insanlık tarihinin mescitle/Kâbe başladığını hatırlamak yeterli olacaktır. Allah ilk insan ve peygamber Âdem’e (as) inşa ettirdiği yapının adı Beytullah (Kâbe)  ve diğer ifade ile Mescid’ül-Haram’dır.

İnsan psikoloji ve sosyolojisinin ihtiyaç duyduğu mekânlardır; mescitler/ibadet yerleri. Barış ve adaletin zemini ve denge unsurudur mescitler. Eşyanın ruhu vardır. Mekânların ruhu vardır. Söyleyecekleri sözü vardır. İşte mescitler/camilerin de söyleyecekleri bir sözü vardır ki; o hakikattin ta kendisidir. Adliye saraylarının,  okulların, belediye binalarının, vilayetin; isimleri ve binaları insana bir şeyler söyler. Ama adliye saraylarında; adalet yoksa. Okullarda; eğitim yoksa. Vilayet binasında; yönetim yoksa. Boş duvarlardan ve binalardan başka geriye ne kalır ki! İşte camilerde öyle. Eğer din hakikatleri anlatılmayacaksa/anlatılmıyorsa; camilerden geriye ne kalır ki! Evet, camilere bir rol biçilir; din kontrol aracı/mekânları.

Camiler ve hakikat; birbirini tamamlayan iki kelime. Hakikat nedir? Sorusu gündeme gelir. Ya da hakikat parçalanır mı? Sorusu sorulabilir. Hakikat parçalara ayrılır. Fakat parçalanamaz. Hakikat bir bütündür. Hakikatin parçalanması, bir kısmının gizlenmesi veya yasaklanması; o hakikatin kendisine, sahibine ve muhataplarına karşı girişilmiş ahlaksız bir operasyondur.

Cumhuriyetin kurucu iradesi, cumhuriyette tanrıya yer vermemiştir. Ama tanrı adına din ihdas edecek ve onu kitlelere ulaştıracak bir kurum oluşturmuştur: Diyanet. Öyle bir din ki kendi din dilinden koparılacak ve onu öğrenmeye götürecek tüm yollar kapanacaktır. Seküler bir neslin yaratılması! için; din, dini çağrıştıran her şey ve din adamları toplumdan kovulacaktır. Kovuldu da! Kendisinin dinle ve Müslüman olmakla bir ilgisi yoktu ama nasıl bir din anlayışı, nasıl bir ibadet ve nasıl bir Müslüman tipi kendi karar verecekti.

Ancak hakikate, eskimeyen ve pörsümeyen hakikate yer verilmese de Allah onu/Kur’an-ı Kerim’i koruyacağına söz vermişti. Korudu da. Her türlü baskılama ve imha etme girişimine karşı; en sert kayayı delen bir fidan gibi zulüm kayasını delerek yeniden Müslümanlarla buluştu hakikat/din.

Bununla birlikte başka bir sorun varlığını devam ettirdi; hakikattin parçalanmadan, bölünmeden ve parçalara ayırmadan anlatılması. İnananlarına ulaştırılması sorunu. Hakikatin toplumla buluşmasında engelin öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığının görev ve yetkilerinin yasal düzenlemesinde mevcuttur. Yine anayasa ve kanunlar hakikatin parçalanmadan, parçalara ayırılmadan ve bölünmeden inananlarına ulaştırılabilmesinin önünde; yürürlükte olan yasaların varlığı söz konusudur.

Din / İslam insan ürünü bir şey değil. Bilim soslu felsefe ve ideolojiler bu anlamda din kapsamına girmeseler de; içerik olarak ceza ve mükâfat kapsamında din olarak kabulleri mümkündür. Yani insan ürünüdür. Aşkın bir boyut taşımasada maneviyata yönelik ritüelleri olan yerel Afrika ve Uzakdoğu anlayışları da insan ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Tevrat’la oluşan ve Musa peygamber tarafından sunulan Yahudiliği ihya etmek üzere gönderilen İsa peygamber ve Hristiyanlık; vahiy içerikli olması nedeniyle; bir din olarak değerlendirmek kaçınılmazdır. Ancak daha sonra Hahamların ve Papazların dini olmaktan kendini kurtaramamıştır. İlahi olmaktan çıkmıştır. Ama semavi bir din karakterini taşımaktadır; Yahudilik ve Hristiyanlık.

Semavi olan ve Peygamber tarafından insanlığa sunulan İslam dini; ahlak, ibadet, iktisat, hukuk, ceza hukuku, tarih ve borçlar hukuku olarak Allah’a aittir. Yani Allah ve Peygamberin insanlığa sunduğu değerleri (Kur’an ve Sünnet); ona muhtaç olan zafiyetlerine kurban olan, yanlış üstüne yanlış yapmaktan kurtulamayan insanın denetimine ve kontrolüne verilmesi; akıllı ve sorumluluk sahibi bir insanın kabul edebileceği bir şey değildir.

Türkiye’de anayasa laik ve Seküler bir anayasadır. Ve insan ürünüdür. Var olan her şey ve her istek anayasa tarafından kontroledilmekte, kabul veya ret edilmektedir. Dinde mevcut anaysa ve kanunlarla kontrol edilmektedir. Anayasanın izin vermediği Kur’an ve Sünnet hükümleri anlatılması suç sayılmakta ve hayat bulamamaktadır. Yani tanrı ve tanrının buyrukları bir avuç insanın denetimine tabidir. Bu anlamda hakikat parçalanmaktadır. Parçalara ayrılmaktadır. Hâlbuki Kur’an ve Peygamber mutlak hakikattir.

Bu çerçevede inanç ve insan haklarına saygı kapsamında; hakikatin parçalanmaması adına camilerde ve mescitlerde Kürsü Dokunulmazlığı olmalıdır. Başka bir söylemle Diyanet İşleri Başkanlığı’na Kürsü Dokunulmazlığı verilmelidir. Diyanet işleri başkanı, il ve ilçe müftüleri tarafından ya da izin verdiği kimselerce bu yetki kullanılmalıdır.

Kürsü dokunulmazlığı ülkemizde milletvekillerine verilen bir haktır. “Kürsü Dokunulmazlığı milletvekillerinin mecliste yaptıkları konuşmalarından meclis dışında sorumlu tutulmamalarıdır. Milletvekillerine tanınan anayasal bir haktır. Bu hak ile milletvekilleri yasama çalışmaları sırasında oy, düşünce ve kanaatlerinden dolayı sorumlu tutulmazlar.”

Evet, Kur’an mutlak bir hakikattir.



YAZARLAR