Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Halil ÇİFTÇİ


Büyük Türkiye’nin Küçük Adamları

Halil Çiftçi; Hoşgörünün, adaletin ve merhametin son limanı olan, yüz yıllardır insanlığın zihnine nakış nakış işlenmiş kadim bir medeniyetin yurttaşları bugünlerde tezatlıklar ile boğuşmakta. Her zamankinden daha fazla erdemli bir neslin yetişmesi ve ülkede söz sahibi olabilmesi hayati önem taşımaktadır.


Hoşgörünün, adaletin ve merhametin son limanı olan, yüz yıllardır insanlığın zihnine nakış nakış işlenmiş kadim bir medeniyetin yurttaşları bugünlerde tezatlıklar ile boğuşmakta. Her zamankinden daha fazla erdemli bir neslin yetişmesi ve ülkede söz sahibi olabilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu hayatiyet Anadolu’nun kapılarını akıncı beyleri tarafından İslam iklimine dâhil edilmesi ve bununla beraber yaşadığımız coğrafyanın kaderinin değişmesi ile yakından alakalıdır. İnsanlığın, paylaşmanın ve birlikte sulh içinde yaşamanın kapısı fetihler ile sağlandı. Horasan Erenleri ile birlikte filizlenen iyilik tohumları asırlar boyunca Anadolu’nun ve geniş bir coğrafyanın kaderini menfi yönde etkiledi. Büyüklüğü insana hizmette bulan bir imparatorluğun bakiyesi farklı etnik, dini ve mezhebi yüzyıllar boyunca bir arada tutmayı başardı. Haksızlıklara maruz kalan insanlarımız emin oldukları idari ve adli makamları kendileri için birer güvence görüyordu. Öyleki bunun en meşhur örneğini tarihte İstanbul’un Fethinden önceki süreçte görüyoruz. Bizans tahakkümünde yaşamlarını sürdüren insanlar “Kardinal Külahı görmektense Osmanlı sarığını” tercih etmişlerdi. Yine Yavuz Sultan Selim’in Meşhur Mısır seferinde askerlerinin açlık ve susuzluk çektikleri bir durumda yol üzerindeki bahçelere zarar vermemesi en iyi misaller arasında tarihteki yerini koruyor. Tarihteki bu iki misal bizlere büyük devlet olabilmenin temel değerlerini açıkça göstermektedir. Bunların merkezinde adil olma, kul hakkına riayet ve merhamet gibi erdemler başat bir rol üstlenmektedir. Çağ açıp çağ kapatan, kıtalar fetheden insanların arka tarafında bu temel değerlere sahip bir ekip ruhu ve birikimi vardı.

Kadim bir medeniyetin tarihsel tecrübesi önümüzde dururken bugünkü halimiz tam bir facia. Bireyselliğin alabildiğine genişlediği, paylaşmanın kaybetmek anlamına geldiği, birlikte yaşamanın bir yük olarak görüldüğü günlerden geçiyoruz. Toplumsal ayrışmanın ülkenin içindeki politik hamleler ile biraz daha körüklendiği büyük bir ülkeyiz. İyiliklerin kötülükler kadar hızlı yayılamadığı insanların tarafgir olduğu günleri yaşıyoruz. İyi olanların gündem belirleyemediği kötülerin ise rant ve çıkarlarına kurban seçtikleri kaybeden kulübünün asil üyeleriyiz. Ne yazık ki her geçen gün temel insanlık değerlerinin tevhit hakikati ile buluşmamasından kaynaklı derin ıstırapları peşi sıra yaşıyoruz. Bu durumdan en fazla muzdarip olan kesim siyasi bekalarını kaybetmek zorunda kalan yönetim kademesidir. İyiliğe talip olanlar ve bu felsefe ile yönetimi belli bir süre elinde tutan inançlı insanların cumhuriyet tarihinden bu yana aşamadığı temel problem bürokratik oligarşinin tepeden bakmacı ve kibir sahibi insanlar peydah etmesidir. Bu karakter yoksunu, egolarının mahkûmu, enaniyetin zirve yaptığı küçük adamların hataları devletin en tepesindeki kişilere fatura edilmiştir. Büyük adamlar küçük adamların varlığı ile beraber popülaritesini ve halkın teveccühünü zamanla yitirmiştir. Ülkemiz de büyük bir ülke olma yolunda ilerlerken küçük adamların varlığı ile beraber ciddi travmalar yaşamaktadır. İnsanlık onuruna yakışmayacak tepeden bir bakış ile milyonların hafızasında yer edinen nahoş davranışların medya eliyle ifşa edilmesi bu makûs tarihin hâlâ devam ettiğinin en büyük işaretidir. Küçük adamların vatandaşlara ya da kamu çalışanlarına karşı geliştirdiği nahoş tavırlar bugün sosyal medya aracılığıyla daha hızlı ve geniş bir kitleye ulaşabilmektedir. Bu yönüyle kamuoyunun uzun süre hafızasında yer edinebilmekte ve ülke gündemini uzunca bir süre meşgul etmektedir.

Kraldan çok kralcı geçinen insanlar tarih boyunca hep vardı ve bundan sonrada her daim olacağa benziyor. Bunun en önemli sebebi erdemli davranışlardan uzak hareketler içine giren küçük adamları görevden el çektirilmek suretiyle çözüm yoluna gidilmesidir. Oysaki bu girişim sahte kralcıların sayısını her geçen gün arttırmaktadır.  Küçük adamların makam ve mevki elde etmesine referans ve aracı olan insanlar bulundukları siyasi oluşumdan veya görevden el çektirilmediği müddetçe büyük Türkiye’nin kanayan yarası olmaya devam edecektir. Bu yüzden sorunun menşeine inilerek kibir abidesi, ego manyağı, temel insanlık değerlerinden yoksun kimselerin ayıklanması küçük adamların etkin konumlara gelmesini engelleyebilir. Yoksa her hata yapanın cezalandırıldığı ve arkasındaki gücün bir şekilde söküp atılamadığı devlet nizamı büyük Türkiye olma mefkûresinden bizi uzaklaştırabilir.

 



YAZARLAR