Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Bülent ACUN


​Bu adam da benim babam

Yazarımız Bülent Acun'un "yeni" yazısı...


-HAYAT OKULUNUN  BİLGE ÖĞRETMENİ-

Aziz okuyucularım,

“Vefanın babası evladın babaya olan vefasıdır.” hakikatinden hareketle bu yazımı varlık ve bahtiyarlık sebebim merhum babama tahsis edecek, bu vesile ile vefat etmiş büyüklerimizi hayır ve rahmetle yad edecek, hayatta olan büyüklerimize de sıhhat ve afiyet içerisinde hayırlı ve uzun ömürler niyaz edeceğiz.

Baba, zor zamanlarda sırtımızı dayadığımız dağdır. Hiç ummadığımız bir anda imdadımıza yetişen membadır. Gölgesinde dinlendiğimiz ulu bir çınardır baba. Susuzluğumuzu gideren serin bir pınardır baba.

Öpülecek elin, gidilecek yolun, her daim sevilip sayılacak o aziz kulun adıdır baba.

O bir esenlikler ülkesidir. O, hayat okulunun evladına adanmış bilgesidir.

 

-YAŞADIKÇA ANLIYOR, ANLADIKÇA ÖZLÜYORUM-

Merhum babamı kaybedeli tam 21 yıl oldu. Vefat ettiği o günü bugün gibi hatırlıyorum. Annemin feryadı, kardeşlerimin hıçkırıkları hala kulaklarımda yankılanıyor. Geçen yıllar sadece ona olan hasretimi artırıyor. Onu her yerde arıyor, her zaman anıyorum. Onu bugün daha da iyi anlıyorum. Yokluğuyla  hüzünlenip, bazen  oturup ağlıyorum.

 Hasılı kelam yaşadıkça merhum babamı anlıyor, anladıkça da özlüyorum.

 

-GARİBAN, ÇALIŞKAN, MÜTEVAZİ-

Merhum babam hayatı boyunca yoksulluk ile mücadele etti, durdu.

Gariban bir kimseydi. Bir işçi maaşı bile yoktu. Şu dünyada bir gün görmeden  geldi ve gitti. Hep sevenleri ve sevdikleri için yaşadı. Kırıldı, fakat kırmadı. İncindi fakat incitmedi. Çektiği acılar sesine sirayet etmiş olacak ki  merhum çok güzel türkü söylerdi. O ehil bir aşçı, marifetli bir işçiydi. Elinin lezzeti ile dilinin sohbetine doyum olmazdı.

 

-NASIL MUTLU OLUYORSAN ÖYLE YAŞA-

Merhum babam, ilkokul mezunu idi. Fakat insanı ve hayatı okumayı çok iyi bilirdi. Merhum zarif ve arif bir insandı. Bize dünyamızı mamur edecek pek miras bırakamadı. Fakat her biri hazine değerinde nice hayat dersleri bıraktı.

Rahmetli hep şöyle derdi:

“Evladım, ben maddi sıkıntılar yüzünden gençliğimi doya doya yaşayamadım. Şayet imkan bulursan gençliğini ve hayatını doya doya yaşa. Harama düşmemek kaydıyla nasıl mutlu oluyorsan öyle yaşa. Kimlerle  huzurluysan onlarla otur kalk. Nereyi  seviyorsan oraya yerleş’’

 

-BABALARI BENİM, HOCALARI SENSİN-

Hiç unutmam. 18 yaşındaydım. Babam beni yanına oturtup elini omzuma koyarak şöyle dedi:

“Yavrucuğum ben elhamdülillah Müslümanım. Fakat çocuklarıma öğretecek kadar bir din eğitimi alamadım. Sen hafızsın, imam hatiplisin, dinini, diyanetini bilen bir gençsin. Bundan sonra kardeşlerinin babası benim, hocası sensin.”

 

-DEĞİRMEN FORMÜLÜ-     

Merhum babam pek kimseyle tartışmazdı. Bir tartışmanın fitili ateşlendiğinde  şöyle der çekilirdi:

“Arkadaş ben değirmenciyim. Şunu bilir şunu söylerim. Sen bilirsin deyince  değirmende kavga olmaz.’’

 

-HAFIZA SİGARA YAKIŞMAZ-

Şayet bugün sigara ve nargile gibi  herhangi bir kötü alışkanlığın müptelası değilsem bu direncimi merhum babamın şu hikmetli yaklaşımına borçluyum.

Çocukluktan gençliğe adım attığım o yıllarda bir gün bir arkadaşım “bir kereden bir şey olmaz” diyerek bana bir sigara verdi. Sigara içtiğimizi gören bir yakınım bu durumu babama haber verir. Akşam eve geldiğimde babam aynen şöyle dedi:

“Evladım, şayet  sigara içeceksen bunu gizli saklı yerlerde içme. Gel beraber içelim, fakat bu meret içilecek şey değildir. İsraftır, zarardır, hastalıktır. Bir hafızın ağzına sigara asla yakışmaz.”

 

-AĞRI KESİCİ CÜMLE-

Görme engelli olmam münasebetiyle  çocukluğumda çok fazla bir yerlere takılır, düşerdim. Bundan dolayı da sık sık ayaklarım, kollarım kırılır, başım yarılırdı.

Bu vaziyette eve geldiğimde Annemin feryadı ve hıçkırıkları bana aldığım yaradan daha acı gelirdi.

Merhum Babam her seferinde hiçbir şey olmamış gibi yanıma gelir. Anneme döner ve şöyle derdi;

“Hatun!  neden bu kadar  çok ağlıyorsun? Delikanlı adamın başına böyle işler gelir ara sıra. İnsan düşe kalka büyür. Düşmez kalkmaz bir Allah’tır.’’

Babamın bu soğukkanlı davranışı, güven ve cesaret veren sözleri  bana bir ağrı kesici gibi gelir, çektiğim bütün acıları unuttururdu.

Evet, bu hayatta defalarca kollarım ve ayaklarım kırıldı. Fakat merhum Babamın insana öz güven aşılayan o asil duruşu sayesinde hamdolsun bir kere olsun onurum ve  kalbim kırılmadı.

 

-EN BABA TESELLİ-

Köyümüzde bir görme engelli Yusuf amcamız vardı. Bütün köylüler gibi babamda Yusuf amca ile yakından ilgilenirdi. Kırk yaşına kadar normal gören Yusuf amcanın o yaştan sonra görememek hayli zoruna gidiyordu. Bir yolculuk esnasında durumu babama şöyle anlatmış:

“Emrullah’cığım. Kırk yaşından sonra engelli olmak çok zor. Hayat insana çok ağır geliyor. Herkese yük olduğumu hissediyor, adeta kahroluyorum”

Bu serzeniş üzerine merhum Babam, Yusuf amcaya hikmet ve ibret dolu şu soruyu sorar:

“Yusuf amca, biz öyle biliyor ve inanıyoruz ki, dünyada göremeyen müminler ahirette görecekler. Ya dünya ebedi olsaydı sen hep böyle kalsaydın halin nice olurdu?”

Bu söz üzerine Yusuf amca şöyle der:

“Emrullah’cığım hiç öyle düşünmemiştim. Bu söz bana teselli olarak yeter de artar bile.”

Merhum babamın bu hatıra ile aslında Yusuf Amca’dan çok beni teselli etmek istediğini yıllar sonra anlayacaktım.

 

-BU ADAM DA BENİM BABAM-

Fatih Kısaparmak’ın özelde kendi babasını, genelde bu toprakların çilekeş babalarını anlattığı “Bu adam benim babam” isimli o güzel türküyü dinlemeyenimiz yok gibidir.

Usta sanatçı “Bu adam benim babam ‘’dedi. Bendeniz de  okuduğunuz bu yazıyla sanatçıya  çapraz bir nazirede bulunarak ‘’Bu adam da benim babam’’ dedim.

Merhum Babamla birlikte bütün gelip geçenlere konup göçenlere Rabbimden nihayetsiz rahmet diliyorum.

Mekanları cennet, makamları ali olsun…

Kaynak: Yeni Söz Gazetesi



YAZARLAR