Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


BİZİM TOPRAKLARDA BİR YUSUF HİKAYESİ / ZEMBİLFİROŞ

Musab Aydın; “Yüzyılın ateşi”


 

 

                                                                                           

Zembilfiroş sağlam durmuştu. Ğatûn’un ilk hamlelerini boşa çıkarmıştı ama tamamen durdurabilmiş değildi. Zira henüz saldırıya geçmiş sayılmazdı Ğatûn. Şöyle hafiften bir yoklamış, fakat vazgeçmiş görünmüyordu. Daha hiçbir hünerini göstermemişti. Bilge derviş, “Nefsini besleme evlat, eğer güçlenirse artık ona hükmedemezsin. Nefsini güçlendirip ona teslim olma.” diye nasihat etmişti. Zembilfiroş, şehvet hükmedince nefis saldırganlaşıyor ve beden bir köle gibi sadece ona boyun eğiyor diye mırıldandı. Ğatûn’da öyle yapmıştı, nefsini beslemiş ve iyice şımartmıştı. Şimdi onun karşısında durmak, ona laf geçirmek bir yana her arzusunu yerine getirmek için can atıyordu. Kalbini, damarlarında kan yerine dolaşan şehvet besliyordu. Kim bilir nefsinin arzularını ve isteklerini yerine getirmek için ne kadar boyun eğmişti ki artık dizginlerini tutamıyordu. Ğatûn’un kara gözlerinden kırmızı ateş kıvılcımları fışkırıyordu. Zincirini koparmak için peş peşe hamleler yapıyordu. Eskiler “En alçaltıcı kölelik, şehvet köleliğidir.” demişler. Ğatûn da onurunu bir yana bırakmış, artık zincirlerin ucundaki nefsinin kölesi olmuştu.

 

Ğatûn yeniden hareketlenmeye başlamıştı. Hırs, şehvet ve öfke: Üçü birlikte ayaklandı mı, insanoğlunda akıl da bırakmıyormuş. Ğatûn’da aklıdan uzak bir yola girmişti. Aklında şeytani fikirler, dilinde zehirli kelimeler yeniden hamlelere başlıyordu. Bülbül gibi konuşan Ğatûn, bir yandan da hafiften tehdit diline yönelmişti. Diğer taraftan niyetini iyice açık etmeye başlamıştı. Kelimeleri bir silahın namlusundan art arda çıkan kurşun gibiydi. Konağın terasında bir av vardı bir de onu yakalamaya kararlı avcı. Sözü yine avcı olan Ğatûn almıştı, sözü de insanlığı de heba ede ede…

 

Xatûn:

                                    

Zembîlfiroş lawikê beyan î

Sepet satıcısı, delikanlı yabancısın

Ez dibêjim tu pê dizanî

Ben söylüyorum, sende biliyorsun (beni anlıyorsun)

Min bo eşqa dil te anî

Ben seni gönül (gönlümün) aşkı için getirttim

Lawiko ez evîndar im

Delikanlı ben sevdalıyım

 

Zembilfiroş’un gönlüne ateş etmişti Ğatûn. Peş peşe sıralamıştı kelimeleri. Her kelimesi bir darbe gibi inmişti yüreğine, genç adam yalpalamaya başlamıştı. “Delikanlı sen yabancısın” yani benim karşımda yalnızsın, güçsüzsün diyerek ilk hamlesini yapmıştı. Arkasından, “Ne istediğimi anlıyorsun” ben gönlümün aşkı(!) arzularım için seni konağa çağırdım. Çünkü sana “sevdalıyım ben” demişti. İnsanoğlu yalnızlığı her zaman zayıflık olarak görmüştür. Ğatûn’da bu silahı kullanmaktan imtina etmemişti. Garip, üstü başı dökülen bir sepet satıcısını küçümsemişti. Mir’in (bey) hanımı olduğunu, buna bağlı olarak gücünün simgesi konağını ve emrindeki Silvan’ı hatırlatıyordu, belki de tehdit etmek için kapı aralıyordu. Züleyha’da böyle yapmıştı Yusuf’a: “Mısır halkı sana mı inanır, yoksa bana mı?” demişti. Sarayın itibarlı hanımına mı yoksa köle(!) olan bir gence mi? Yusuf’un zindanı tercih etmesini anlayamamışlardı. Oysa gerçek köleliği de özgürlüğü de onlara göstermek istemişti Yusuf. İnsanoğlu ruhunu özgür kılmadıkça, nefsinin arzularına karşı verdiği savaşı kazanmadıkça köle kalmaya devam edeceğini bilemiyorlardı. Eskiler “Eğer nefsinin arzularına ram olmuşsan kölelik boynunda kavi bir kement.” demişler. Saraylarda da yaşasan zincirlere vurulup zindanlara da atılsan özgür kalmanın tek yolu var: O da benliğini nefsin elinde köle bırakma diye mırıldandı. Derviş “Özgür olmanın yegâne yolu bedenini, şeytanın kuklası olmuş nefsin elinden kurtarmandır evlat” demişti. Zembilfiroş derin bir nefes aldı ve Yusuf Peygamberi andı, “Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder” (Yusuf -53) ayetini okudu. Sonra Ğatûn’a döndü ve ondan da uzun konuştu. İnsanlığın onurunu yücelterek. Edep ile konuşuyor, saygıyı da elden bırakmıyordu. İncitmeden doğruluk makamına işaret ediyordu.

 

Zembîlfiroş:

 

Xatûna min a zerîn e

Hanımım sen altın gibisin

Qusur li ser te qet nîne

Sende hiçbir Kusur yoktur

Lê dilêm kesî nahebîne

Fakat benim gönlüm kimseyi barındırmaz

Xatûnê ez tobedar im

Hanım ben tövbeliyim

Delalê ez tobedar im

Güzel ben tövbeliyim

 

Xatûn li jor kar dike

Hanım yukarıda (çalışıyor) iş yapıyor

Zêr li eniyê par dike

Alnında altınlar parlıyor       

Kalên sedsalan har dike

Yüz yılın ateşini (yakıyor) harlıyor

 

Zembilfiroş, avucunda açtı yüreğini ve yüreğinin Allah’a ait olduğunu… Her kelimesinde sadakat vardı, bir de verilecek hesabın korkusu…

 

“devam edecek”

 

 

 

 



YAZARLAR