Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


BİZİM SÜLEYMAN!

Ömer Naci Yılmaz 'ın yeni yazısı;


 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı tarihten, Cumhuriyetin ilanına kadar geçen kırk aylık süreçte dokuz İçişleri bakanı görev yapmış. Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar ise yetmiş yedi İçişleri Bakanı görev yapmıştır. Asayişi bozan unsurlarla mücadele etmenin yanında milletimizin değerleriyle de mücadele etmişlerdir. Arapça Ezan okuyanların avına çıkmanın yanında, Kur’an öğretimi yapanların da avına çıkmışlardır. İstanbul-Gebze Tren hattında hayvan vagonlarında Kur’an öğretimi yapanların yakalanmasına, evlerde Kur’an okuyanların Karakollarda falakaya yatırılmasına, kitapların toplatılmasına kadar birçok olumsuzluğun faili olan İçişleri Bakanları olmuştur. Tekkeköy’ün tek Kur’an öğreticisi olan ve bizim de tanıdığımız Molla Ahmet Çiçek hocamız evinin alt katını Kur’an Kursu’na çevirmişti. Talebelerinden birini evinin yanındaki mezarlığın duvarına çıkartır, Jandarma nöbeti tuttururdu. Kitaplarımızın redaktörlerinden Fatih Tilki’nin rahmetli babası İlyas Tilki, Trabzon/Araklı’nın Mahura/Bereketli Köyü’nde camide Kur’an öğrendikleri zamanlarda Jandarma nöbeti tuttuğunu bizzat anlatmıştı. Bu bahsi uzatmaya gerek yok, yaşı ellinin üzerinde olanlar, babalarından ve dedelerinden bu zulüm hikâyelerini dinlemişlerdir. Herkes gibi o İçişleri Bakanları da yaptıklarının hesabını elbette Allah’a verecektir.

20 Ekim 1991 Genel Seçimleri’ ne giderken rahmetli Süleyman Demirel’in seçim vaatlerinden biri de Karakolları “Pembekol” yapmaktı. Seçimlerden sonra Demirel’in başında bulunduğu DYP ile SHP Koalisyon hükümeti kurdular. Seçim vaadi tutuldu ve Karakollar renk değiştirdi. Eskilerin değimiyle devletin suratsız veya asık suratlı olması gerekiyormuş gibi devlet binalarının rengi de suratsızdı. Devlet adamlarının, bürokratlarının ve hatta memurlarının bile suratları asıktı. Suratsızlıklarını gariban halk üzerinde Psikolojik baskı unsuru olarak kullanıyorlardı. Basit bir görevi ifa eden memur bile suratsızdı, soru sorulmaya çekinilirdi. Menderes ile başlayan devletin milleti ile barışma süreci 27 Mayıs 1960 Darbesi ile sonlandırıldı. 1983 sonrasında Rahmetli Turgut Özal ile başlayan devletin şefkatli yüzünü ön plana çıkarma değişimi ve dönüşümü günümüze kadar devam etmektedir. Vakti olanlar görev yapmış İçişleri Bakanları listesinden isimler seçip resimlerini bulsun. Büyük çoğunluğunun suratında merhamet izini bulmak mümkün değildir. Yine eskilerimizin deyimiyle ‘ayakkabı köselesi suratlı’ devlet adamlarının varlığı eskilerde kalır inşallah.

Türkiye’nin neresinde bir problem olsa ve devlet yetkilileri oraya gitmek durumunda olsa halkın yaklaşmasına müsaade edilmez, olay yerinde bir iki resim alınır, demeç verilir ve Ankara’ya dönülürdü. Dini bayramları güvenlik kuvvetleriyle birlikte geçirme geleneğini bu dönemde gördük. Dağların zirvelerindeki Karakollarda ve Kalekollarda askerle birlikte bayram namazı kılmayı, onlarla birlikte Kurban kesmeyi, onlarla birlikte yer sofralarında kahvaltı yapmayı yine bu dönemde gördük. Suratsız devlet adamlarının cenazelerde çekilmiş resmini bulmak mümkün değil. Onların görev yaptığı dönemlerdi hiç mi asker, polis şehit olmuyor veya normal şartlarda vefat etmiyordu. Ama milletimizle ilişkileri olmadığı için milletimizin çocuklarının cenazeleriyle de işleri olmuyordu. Şehit ailelerinin ziyaret edilmesi, düzenli aralıklarla aranıp hal hatır edilmesini, bayramlarının tebrik edilmesini bu dönemde gördük.

Cumhuriyet tarihi boyunca yetmiş yedi İçişleri Bakanı gören milletimiz “Soyu soylansın, boyu boylansın.” diye dua ettiğimiz Süleyman Soylu gibi bir İçişleri Bakanı görmedi. Askerinin, polisinin yanında, görev yaptığı yerde, dağların zirvesinde, operasyonlarda onların yanında. Şehitlerinin cenazelerinde anne ve babalarını, eşlerinin ve çocuklarının yanında. En mutlu günlerinde düğünlerinde, nişanlarında yine onların yanında. Şehit haberini vermek için anne ve babayı aramanın zorluğunu sayısız defa yaşayan yine Süleyman Soylu. Şehit anne ve babalarının yürek yangınlarını kendi yürek yangını gibi hisseden yine Süleyman Soylu. Şehit kelimesi geçtiğinde gözleri buğulanan Soylu. Şehitlerin çocuklarına sarılırken aslında şehitlerin kendisine sarılan yine Soylu. Bakanlar Kurulu’nun toplanacağı günlerde Ankara’da, diğer günlerde adım adım, karış karış Anadolu’yu dolaşan, asker ve polis evlatlarının yanında sahada olan Soylu. Askerleri, polisleri ve onların ailelerini kendi ailesine, eşine ve çocuklarına tercih eden yine Soylu. İstifa etti haberleri duyulduğunda milletimizin nevrini döndü, gözler ekranlara kilitlendi. Ankara’ya yağdırılan milyonlarca mesajla milletimizin topyekûn sahip çıktığı isim yine Süleyman Soylu oldu.

Birileri Soylu bakanımızın konuşma üslubundan rahatsız oluyor. Kandil’in ve temsilcilerinin, payandalarının rahatsız olmasını anlayabiliyoruz. Bil umum terör örgütlerine, Kandil’e ve PKK’ya karşı olduğunu söyleyenlerin Soylu’nun üslubundan rahatsız olması ne ile izah edilebilir ki?

Milletimize, onun yüce değerlerine sahip çıkan, aziz milletimizin güvenliğini her şeyin üzerinde tutan Soylu bakanımızı Allah için seviyoruz. Hizmetlerini takdir ediyor ve şükranla anıyoruz. Bu aziz milletimiz ve devletimiz için daha çok güzel hizmetler yapacağına yürekten inanıyoruz. Var olasın Süleyman Soylu paşam. Boyun boylansın, soyun saylansın. Rabbimiz eksikliğini vermesin. Aziz milletimizin yüreğinden gelen ifadeyle “Sen çok yaşa emi Bizim Süleyman.”

 

                                                    



YAZARLAR