Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Engin GÜLTEKİN


‘’BİZE BİR NAZAR OLDU, CUMAMIZ PAZAR OLDU. NE OLDUYSA HEP BİZE AZAR, AZAR OLDU.’’

Eğitimci-Yazar-Sosyolog Engin GÜLTEKİN'in yeni yazısı;


 

Alın teri ve emekle yoğrulan işler her geçen gün azalıyor. Helal lokma gibi mefhumların yerini, emeksiz ve bir tuşa dokunmakla makinelerin harekete geçtiği, seri imalatın peş peşe sıralandığı, ruhsuz toplumlar inşa ediliyor.

Kapitalizmin, insanı sadece tüketen bir varlığa dönüştürme girişimi, bütün hızıyla devam etmektedir.

Artık üretmek insanın değil, makinenin işi, siz sadece tüketin, daha fazla tüketin…

Tükettiğiniz kadar insansınız, anlayışı altın çağını yaşıyor.

Kapitalist hayat şekli ile Müslüman bireylerin zihin dünyaları parça parça ediliyor. Bu hayat şekline göre iman ediliyor. Din oluşturulan hayata göre şekil alıyor. Yani; toplum inandığı gibi değil, yaşadığı gibi inanan insanlardan oluşuyor. Artık her bireye göre bir din algısı oluşturuluyor. Bu din algısı, sadece bireysel hayatları etkileyebiliyor. Cemiyet, din ekseninde bireylerin oluşturduğu yapı olmaktan çıkarılıp, birey âdetince din ve cemiyet anlayışı oluşturulmak isteniyor. Oysa Hz. Muhammet (s.a.v) bireyleri birbirini tamamlayan bir vücuda ve birbirini ayakta tutan tuğralardan örülmüş bir duvara benzetmektedir. Şimdi ise birbirini tamamlamayan bu tuğlalardan, emperyalizmin öncü kuvveti olan kapitalizm, Müslümanların vücutları üzerinde, piramitler misali kendi hiyerarşisini, sarayını ve putunu oluşturuyor.

Şehvet putu, kariyer putu, makam putu, ırkçılık putu, para, şan, şöhret vb.

Herkes kendine göre bir din ve inanç anlayışı geliştirerek dinin toplumu perçinleyen, idame ettiren yapısı ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu proje daha çok ekonomik uygulamalarla gerçekleştirilmek isteniyor. İnsanlar ekonomik ihtiyaçlarından dolayı bağlı oldukları düşüncenin hayat şeklini benimsiyor ve ona göre hayatlarına şekil vermektedirler. Dinin emrinden çıkıp, devletin emrine giriyor, amirinin emrine giriyor. Allah’a kul olmanın getirdiği bedeli ödemekten korkup, emir kulu olduğunu artık hiç çekinmeden açıkça belirte biliyorlar.

Ekonomik yaptırımlar sonucunda Toplum seküler değerlerle bütünleştirilmek, ırk ve millet temelinde kutsallaştırılmak isteniyor. Plan ve projeler bu doğrultuda yürütülmektedir. Toplum bütün iletişim araçlarıyla yönlendiriliyor, algı yönetimine tabi tutuluyor ve mankurtlaştırılıyor. Temel İslami değerler ihtilafın kaynağı gösterilerek, dini hayat bireyselliğe indirgenip, toplum hayatından tamamen çıkarılmak isteniyor. Din, toplumsal alandan tamamen tecrit edilmiş durumda.

Camilere hapsedilen, folklorik gösterilere tabi tutulan, üzerinde akademik çalışmaların yapıldığı, geçim kaynağı olan din, Allah’ın yaşanması için gönderilmiş olduğu din olmaktan çıkarılmış durumdadır. Kapitalizm, seküler bir akıl oluşturuyor. Toplum, laik, seküler, ne olduğu netleşmeyen demokratik söylemler ve her türlü günahın açıktan yapıldığı bir hal almış durumda. Kuşaklar arası çatışma, dağılan aileler ve dijital kölelik ile kuşatılmış durumdayız. Artık toplumsal ilişkiler, hesaplar, rakamlar üzerinden yapılıyor.

Fıtrat, duygu, sevgi, saygı, merhamet ve sadakat gibi insanı insan eden özellikleri çağımızın insanı kaybetmiş durumda, oluşan boşluk maddede ve makinede aranmaktadır.  İstisnalar ve bir kısmını eleştirinin dışında tutarsak bile günümüzde, doktorlar meslek hayatlarında insanın duygusunu, ahlaki değerlerini dikkate almadan bir makine gibi hastalarına muamele etmektedirler.

Kadına, kadın doktorlar bakma imkânı olmasına rağmen, erkek doktorları tercih etmeye zorlanmasının temelinde, bu zihinsel hastalık yatmaktadır. Oluşturulan hastalıklı zihin yapısına göre cinsiyet kavramı mahremiyeti ortadan kaldırıyor.

Toplum, zihinsel bir köleliğin esiri olmuş durumda. Kapitalist plan ve projelerle toplumun genlerindeki İslam ve medeniyet tasavvuru yok edilmeye çalışılıyor.

Bugün, bu toplumda İslam’ın adı var, ama aynı toplumda norm oluşturma ve hukuk bazında ne rengi var… Ne de hükmü vardır.

Siyasi, ekonomik ve iktisadi uygulamalar, kapitalist bir zemin üzerinden yürütülmeye devam etmektedir.

Bu proje maalesef İslam’a rağmen değil, İslam görüntüsü altında yapılıyor. İslam’ı İslam ile yok etme projesi, Ilımlı İslam projesi…Dini yok sayma değil, dinin özünü bozma plan ve projesi…

Artık, iki Müslüman birey bir araya gelerek, en temel değerlerinde bile birlikte hareket edemiyor.

 Okullarda verilen din dersleri, STK’ların dini faaliyetleri, devletin denetimi altında, hutbelerde anlatılan din, Allah’ın Resulünün tebliğ ve davette bulunduğu din ile aynı değil.

Toplumda, farklı farklı dini söylemler ve yaşantı şekilleri yaygınlaştırılıyor.

Dinin görüntüsü var, ama toplumsal hayata sirayet etmiyor. Topluma rengini vermiyor. Din sadece akademik çalışmalar ve söyleme indirgenerek, seküler akıl, vahyin üzerinde konumlandırılıyor.

Din meslek haline gelerek Hz. Muhammed’in (a.s) ‘’Dinden geçinmeyin…’’ emrine rağmen geçim ve akademik çalışma, sosyal faaliyet ve seküler çalışmaların kullanım alanını oluşturmaktadır.

Oysa Yasin Sûresi’nde Yüce Allah mealen şöyle buyurmaktadır:

Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.” (Yasin; 21)

Yine Maide süresi 44.ayette, Allah’ın ayetlerinin ‘’menfaat karşılığında’’ satılmaması, anlatılmaması veya gerçeklerin, hakkın ve hakikatin saklanılmaması gerektiği ikazında bulunuluyor.

Türkiye’de, Devletin din ile olan ilişkisi, Diyanet İşleri Başkanlığının faaliyetleri, İmam-Hatip ve İlahiyat fakültelerinin programları, Din adına konuşanlar, Din adına faaliyet yapanlar, STK’lar, Aydınlar ve sözün gücü elinde olanlar Nebevi bir özeleştiriye tabi tutulmalıdır. Kimsede bu özeleştiriden alınmamalı…Herkes kirli çamaşırını yıkanması için, temizlenmesi için ortak kirli çamaşır sepetin koymalıdır.

Müslümanların bireysel ve toplumsal hayatlarına uygulanan müdahalelerin, projelerin ve algı yönetimlerinin farkına varıp, Allah’ın Resulü aracılığıyla gönderdiği saf ve temiz din olan İslam’ı tanımak, koruyup kollamak, Resulünün bize tebliğ ettiği şekli ile yaşamak, her inanmış Müslüman’ın aslı ve imanı meselesidir. Selam ve dua ile…

 

   

 

YAZARLAR