Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Engin GÜLTEKİN


BİZ SİZİ YAPTIKLARINIZDAN TANIYORUZ. PEKİ, SİZ BİZİ TANIYOR MUSUNUZ, BİZ KİMİZ?

Engin GÜLTEKİN'in yeni yazısı;


 

Normalde yazılarımı şahıslar üzerinden yazmam ve isim vermem. Ancak konu toplumu ilgilendiriyor ve İslam dinini yanlış anlama, anlatmaya yönelikse o zaman iş başka bir boyut alır. İslam’da ayetle sabittir ve Kuran-ı Kerim'de aşağıdaki ayette olduğu gibi ‘dinde zorlama yoktur’ denir:

Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.” (Bakara; 256)

İnsanların birbirlerinin dinine, dini anlayışlarına inanmama hakları vardır. Ancak başkasının dinine, sevdiğine hakaret etme hakkı yoktur. Bu konudaki Kur’an ayeti de aşağıdaki gibidir:

Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.” (En’am Suresi 108.ayet)

Özgürlükçü bir kuraldır; Senin benim dinime inanmama hakkın vardır. Benim de senin dinine inanmama hakkım vardır. Ama ne senin benim dinime hakaret etme, ne de benim senin dinine hakaret etme hakkım var. Tabi bu kuralın uygulanması için kişi inandığı dinde samimi olacak, inandığı dinin kurallarına göre yaşayacak. Yani Yezid ile iş tutup, Hüseyin’in safında olmayacak. Firavun’a alkış tutup, Musa’yı övmeyecek. Hz. Muhammed’i kabul edip, O’nun şeriatına karşı olmayacak. O’nun şeriatını kaldıran kişilerin izinde yürümeyecek. “La ilahe” derken bütün ilahları reddedecek. “İllallah” derken sadece ve sadece Allah’a iman edecek. “(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha Suresi 5.ayet) diyecek birisi olacak.

İşin gelip düğümlendiği nokta tam da burasıdır. İnsanların bir dine inandığını söylediği halde O dinin kanun ve kurallarına uymaması, dini bilerek kasıtlı olarak su-i istimal etmesi ve dini menfaati icabı kullanmasıdır.

Şunu demek istiyorum. Din; bir insanın inanması gereken akideye bağlanması, iman etmesi ve imanı bozacak, akideyi zedeleyecek, fikir ve fiillerden uzak durmasıdır.

İslam dinine inanan, iman eden bir kişinin Müslüman olması, bu kişinin Kelime-i Şehadet olan: "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü" demesi şarttır.

Peki, bunu dil ile ikrar etmesi, iman etmiş olması için yeterli mi?

El-cevap: Hayır, yeterli değildir.

Bir kişi Kelime-i Şehadeti söylemekle ne demiş oluyor? "Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed O'nun kulu ve resulüdür'' demiş oluyor. Bu bir iddiadır. Kişi, bu iddiasıyla İslam dairesine girmiştir. Ancak onu, bu dairede tutacak ispat gerekli, amel gerekli, İslam inanç ve itikadını bozan şeylerden kaçınması, uzak durması gerekli. Mesela; İslam'ın temel rükünlerinden olan, namaz kılmak en önemli ibadetlerin başında yer alır. Ben iman ettim, ama namaz kılmam, oruç tutmam, zekât vermem veya adil davranmam, ahlak benim için önemli değil diyemez. Derse İslam dairesinin içinden çıkmış olur.

Bir-iki örnekle konuyu somutlaştırayım, sonrada esas anlatmak istediğim hususa geçeyim. Bir kişi açık ve alenen ben Hristiyan’ım derse ondan namaz, oruç veya İslami bir fiil bekleyemeyiz. Veya ben Komünistim derse, ondan İslam akidesine, İslam’ın kanun ve kurallarına uymasını bekleyemeyiz.

Ama bir kişi ben Müslümanım diyorsa, bu kişinin İslam akidesine, İslam’ın kanun ve kurallarına uyması zorunludur. Eğer buna uymuyorsa ya İslam dairesinden çıkmış veya ben Müslümanım demekle yalan söylemiş olur. İnandığını söylediği dinin sadece iddiacısı olmuş olur. Kur’an-ı Kerim;

Bedevîler «İnandık» dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama «Boyun eğdik» deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi 14.ayet) der.

Ancak kişi, sırf Müslümanların yaşadığı toplumda marjinal kalmamak. Elde ettiği ve edeceği menfaatleri kaybetmemek, Müslüman görünmek ve konjonktürel davranmaya çalışıyorsa bu kişi münafık olur ona inanan, onun izinde giden toplumlar da münafık toplumlar olurlar. İslam bu kişilere münafık der ve münafıkların da Cehennemin en alt tabakasında azap göreceğini söyler. Kur’an-ı Kerim aşağıdaki ayetiyle bu konuya işaret etmektedir:

Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar; artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın.” (Nisa Suresi, 145.ayet)

İslam tarihinde Müslümanlar hep bu münafık tiplerden zarar görmüşlerdir. Müslüman olduğunu söyleyen, ama Müslümanca yaşamayan, Müslüman olduğunu söyleyen, ama İslam’ın kanun ve kurallarının uygulanmasına karşı çıkanlardan…

İslam, inanıldığı gibi davranmak, davranıldığı gibi inanmaktır. Mesela, namaz kılmadığı halde oruç tutan bir kişi veya oruç tuttuğu halde adaletle davranmayan bir kişi hangi inanç ve psikoloji ile İslam’a inanmış oluyor!? Konusu sorgulanması gereken bir konu...

Heterojen inançların yaşandığı toplumlarda, insanların inançlarının gereğini yapamaması ve özgürlüklerinin kısıtlanması, terör ve anarşinin temel nedenidir. İnançla amelleri arasında paradokslar yaşayan toplumlarda huzur, eşitlik ve adalet beklenemez, beklenmemelidir.

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, eline Mustafa Kemal’in yazdığını söylediği “Medeni Bilgiler” kitabını alıyor, yüzde doksan dokuz Müslüman olduğu söylenilen bir topluma şöyle sesleniyor:

"Bakın bu kitabın adı 'Medeni Bilgiler'. Kim yazmış biliyor musunuz? Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu kitabı alacaksınız genç teşkilatlarımızın tümüne dağıtacaksınız. Bundan sonra hediyemiz Nutuk'un yanında budur." diyor.  Ve iktidara geldiklerinde ilkokuldan itibaren bu kitabı okutacaklarını söylüyor.

Makalemin sonunda bu kitaptan kesitler vererek Müslüman toplumda münafık tipler nasıl yaygınlaştırıldığını Akşener’in şahsında somutlaştıracağım. Mezkûr şahıs bunlardan sadece birisi. Burada karşı olduğumuz şey, Meral Akşener’in yapmak istediğini yapması değildir. Böyle bir dini anlayışa sahip olması da değildir. Karşı olduğumuz şey, kendisini Müslüman olarak nitelemesi ve yaptığı ve yapacağını söylediği şeylerin İslam’ın inanç sitemiyle taban tabana karşı olmasıdır. Bu söyleminin onu İslam dininde tuttuğu inancı ve inandığını söylediği İslam’ın kanun, kural ve hükümlerine yüzde yüz zıt bir inanç ve itikada sahip olmasıdır. Müslümanlarla Müslümanca davranış, laiklerle seküler davranış. Modernistlerle batılı bakış. Hem Hristiyan’a hem de Yahudi’ye yaranma paradoksu. Bu ne yaman çelişkidir. Bu ne cahilliktir?! Okuyucularımın sağduyusuna sunuyorum.

Başka bir partinin Genel Başkanı çıksa,  yine yüzde doksan dokuz Müslüman olduğuna inanılan topluma dese ki;  Hz. Muhammed’e (s.a.v) vahyedilen Kitabı (Kur’an-ı Kerim) ilkokuldan itibaren okullarda okutacağız. Bu kitabı müfredata koyacağız. Hz. Muhammed’in veda hutbesini okullara asacağız. Artık resmi kurumlarda toplumun yüzde doksan dokuzunun iman ettiği, inandığı Kuran-ı Kerimi başköşeye asacağız. Ne olur acaba? Ne olacağını sizler tahmin edin.

Demek ki problemlerin temel kaynağı neymiş? İnsanların iman ettiklerini söyledikleri dinin kurallarına uymaması ve ikiyüzlü davranmalarıdır. Herkes iman ettiğini söylediği Tanrıya iman ettiği, yolunda gideceğine dair iman ettiği Peygambere ve inandığı dinin emir ve kurallarına göre yaşarsa bütün problemler kendiliğinden çözülecektir.

Laikliğe iman ettiğini ve İslam’ı kanun ve kurallarını benimsemediğini alenen söyleyen ve şeriata karşı çalışmalar yapan Uğur Mumcu anlatmaya çalıştığım Müslüman olma ve olmama paradoksunu bir konuşmasıyla özet olarak anlatmıştır. Şöyle diyor:

“Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devrimi yaptı, hukuk devrimi batılı yasaların resepsiyon yoluyla Türkiye'ye getirilmesi demek.”

Bir gülmece dergisindeki şu tanım olayları yeterince sergiliyor: "Türk vatandaşı tanımı diyor ki, Türk ne demektir? Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalya ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri yasasına göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir."

“Müslüman ve aynı zamanda laik olamazsınız, ya Müslüman olacaksınız ya da laik, ikisi bir arada olmaz. (Bunu bir zamanlar şu an ülkeyi yönetenler de söylüyordu. Ancak durum ortada, bu da inançta yaşanılan paradoksun başka bir kanıtı). Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları batılı ve laik sistemi benimsediler.”

“1928 yılında anayasadan devletin dini; “Dini İslam / İslamcı devlet olduğu” maddesi kaldırıldı. 1930 yılında da okullardan din dersi kaldırıldı, 1939 yılında da köy okullarından din dersleri kaldırıldı. Bunlar laiklik için yapıldı.

“Çünkü dünyada ya olayları teokratik açıdan göreceksiniz, böyle bir eğitim anlayışınız olacak ya da laik anlayış olacak. Karma ekonomi gibi, hem İslamcı hem de laik anlayış bir arada olmaz.”

Genelde siyasetle uğraşan herkese ve özelde de makalemize konu olduğu için Meral Hanım’a sesleniyorum: Ya inandığınız gibi davranın, ya da davrandığınız gibi inanın. Ya göründüğünüz gibi olun, ya olduğunuz gibi görünün. Şunu bilin ki yönetmeye çalıştığınız bu ülkede, bu toplumda gerçek manada İslam’ı benimsemiş, İslam’ın kanun ve kurallarına göre yaşamaya çalışan ve yüzde doksan dokuzun akidesinin nasıl olması gerektiğine inanan ve münafıkça yaşamayan bir topluluk vardır.

Onlar toplumun adaletle ayakta kalacağına, inandıkları dinin hayat şeklini özgürce yaşamaya ve bu uğurda hayatlarını Allah’a satmaya çalışanlardır. Kim bunlar? Bunlar bizleriz. Bizler inandığımız akide ve inandığımız Allah’a kul olmuş özgür kullarız. Bizler, kula kul olmak için yaratılmadığımızı biliyoruz. Bizler, sonlu bir hayat olan bu dünyada sonsuz bir hayat olan öbür dünya için yaşayanlarız. Köklerinden ilham alıp istikbale kök salan diriliş neslinin çocuklarıyız. İradesi dışında elde ettiği ile övünmeyen Muhammedîleriz. Dik dururuz dikleşmeyiz. Mütevazıyız Müstekbire karşı gururluyuz. Bizler, şehadet sevdalısıyız. Halka hizmeti Hakk’a hizmet görenleriz. Bizleri ölümle korkutmak isteyenler bizleri ancak güldürebilirler. Bizler düşmanlarından ifade ve hız alan dava erleriyiz.

 

‘’Bizleri kim yaratmışsa…

Kim yedirip doyuruyorsa...

Kim içirip giydiriyorsa...

Rızkımızı kim veriyorsa…

Yasa koyucumuz O'dur..!

Kim yaşatıp öldürüyorsa...

Gökten üzerimize kim yağmuru yağdırıyorsa…

Kanun koyucumuz da O'dur...

Hayatı veren kim ise...

Yeryüzünü kim bize sofra kılmışsa…

Gökyüzünü kim hizmetimize vermişse…

Semayı kim direksiz tutuyorsa hakimiyet kayıtsız şartsız O'nundur.

Denizlerdeki balıkları kim ikram ediyorsa…

Semayı yıldızlarla kim süslüyorsa...

Kalbimizi kim çalıştırıp, bizi nefeslendiriyorsa…

Emretmek, hükmetmek, şeriat koymak O'nun hakkıdır..

Bizim gibi insan olan, noksan olan, şehvet tutkunu nefis sahibi olup Şeytan’ın kul ve köleleri olanların yasa ve hükümleri bizi bağlamaz...

Ancak zulmen ellerimize kelepçe vurabilirler...

Bağırsaklarını necasetten temizleyemeyenler, bir virüs karşısında yere serilenlerin kanunları yok hükmündedir...

Allah bize kanun koyamaz! deyip kanun dayatan Firavun ruhlular, Musalara zarar veremez...

Değişmez ve değiştirilemez tek yasa kitabımız Kur’an'dır...

Hayatımıza sınır çizen tek kanun kitabımız Furkan'dır...

Önderimiz, Rehberimiz, Öğretmenimiz, Atamız, Serokumuz, Liderimiz Hz. Muhammed’dir..!

Sahte liderler, önderler, putlar, heykeller bizim Rehberimiz olamazlar...

Ne iki parmak, ne dört parmak ne de kurt parmak bizim işaretimiz olamaz Şehadet parmağı şiarımızdır..!

Dinimiz İSLAM’dır..!

Ne sosyalizm, ne Komünizm, ne Kemalizm, ne Laisizm ne de hiç bir İzm bizim dinimiz, ideolojimiz ve fikrimiz olamaz.

Biz Müslümanız...

Hayat ve ölümümüz Âlemlerin Rabbi içindir…

Elhamdülillah..!’’

Şimdi makalemi noktalarken tavsiye edilen kitabın içerisinden birkaç paragraf alıntılayarak bu toplumda yaşanılan ve dayatılmaya çalışılan hayat şeklini, dini anlayışı ve anlayışları, toplumu yönetenlerin ve yönetmeye kalkanların İslam dini hakkında yaşadıkları paradoksu görün…

Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdığı ve Meral Akşener’in Milli Eğitim Müfredatında yer almasını ve okutulmasını istediği 'Medeni Bilgiler' adlı kitaptan alıntılar:

1-‘’Muhammed’in kurduğu din bütün ulusallıkların üstünde yaygın bir Arap ulusçuluğu politikasına dayanıyordu. Bu Arap düşüncesi, ümmet sözcüğü ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah sözcüğünün her yerde yükseltilmesine adamaya zorunlu idiler”.

2- “… Bu durum karşısında Türk ulusu birçok yüzyıllar boyunca ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta bir sözcüğünün bile anlamını anlamadan Kur’an’ı ezberleyip beyni sulanmış hafızlara döndüler”. 

3- “… Mısır’da belirsiz bir adamı halifedir diye, yok ettiler; hırkasıdır diye, bir palaspareyi halifelik belgesi ve üstünlüğü olarak altın sandıklara koydular Halife oldular.” 

4- “Kimi zaman doğuya, kimi zaman batıya, kimi zaman da dört bir yana saldıra saldıra Türk ulusunu Allah için, peygamber için topraklarını, çıkarlarını ve benliğini unutturacak, yalnız Allah yolunda olacak denli derin bir kendinden geçmişlik ve yorgunluk beşiğinde uyuttular.” 

5- “Ulusal duyguyu yok eden, bu dünyaya değer verdirmeyen; yoksulluklar ve yoksunluklar ve kötülükler baş göstermeye başlayınca da, asıl gerçek mutluluğa öldükten sonra öbür dünyada kavuşulacağı inancını aşılayan dinsel dogma ve dinsel duygu…” 

6- “Tarih bize öğretir ki, bütün dinler milletlerin cehaletleri yardımıyla utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur (Atatürk’ün el yazmaları, Medeni Bilgiler,  Afet İnan)…

7- “Muhammed’in ölümünden Ebu Bekir’in ölümüne kadar geçen kısa bir müddet zarfında bunlardan hiçbiri mevcudiyetini ihsas edemedi: Bunlar tamamen alıklaşmışlardır” (a.g.e).

 

      Engin Gültekin

Eğitimci-Yazar-Sosyolog

 

YAZARLAR