Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



İHSAN ATAMAN


BİR MEZARIN İZİNDE

İhsan Ataman'ın yeni yazısı;  “Bana bir mezar göster sana yatanı hakkında bir öykü anlatayım.”


 

Ölüm, hayatın bir neticesi mi, alternatifi mi, devamı mı bilmiyorum.

Bildiğim ölümün kaçınılmaz bir son olduğu!

Eğer bir mezar nasip olmuşsa o da son adresimizin tarifidir.

İlhan İrem’i de Aşiyan Mezarlığına defnetmişler. Yahya Kemal’den Atilla İlhan’a pek çok ünlü şair, yazar ve sanatkârın bu “sanatçı mezarlığında” bir araya gelmesinin sebebi; mezarlığın boğazın en güzel yerlerinden birinde olması mıdır?

Bir mezarın lebiderya olması ile dağ başında olmasının farkı nedir?

Ölen için mezarının yeri, şekli önemsiz elbette. Hayat boyu biriktirdikleridir kıymet ifade eden bu yeni boyutta. Ama ölenin bir de kalanları var; daha bir zaman onu hatırlayan, hatıralarıyla avunan. Çeşitli vesilelerle mezarını ziyaret eden kalanları için önemli işte mezarın yeri, konumu, şekli.

Son zamanlarda bir düşünce aklıma daha da yatmaya başladı sanki: Kişinin ismiyle hayatı arasında bir bağ, bir ilişkinin olduğu hep söylenir, “çocuklarınıza güzel isimler koyun” öğüdü bunu işaretler ya, insanın mezarının yerinin de şahsiyeti ve yaşadığı hayatla bir bağı var gibi geliyor.

İlk gençlik günlerimin ortağı bir arkadaşım Gülvadi Mezarlığında yatıyor. Mezarın konumu o kadar güzel, iddiasız, sakin ki, tıpkı o kardeşim gibi. Özelliklerini say deseler aynı şeyleri söylerim: İddiasız, sakin, güzel bir insandı. Kırıldı, incindi ama kırmadan, incitmeden yaşadı. Şimdi mezarına, mezarının konumuna baktığımda “bana da böyle bir mezar nasip olur mu” diye gıptayla bakıyorum.

Aslında mezar yeri ile şahsiyet ve yaşanan hayat arasında bir bağ olduğu düşüncesine Hüseyin Avni Ulaş beyin mezarını ziyaretlerimde vardım. Ama önce Hüseyin Avni Bey hakkında bir şeyler söylemeliyim ki bu düşüncemin ne kadar ayakları yere basar bir düşünce olduğuna karar vermeniz kolaylaşsın.

Bir yiğit insan Hüseyin Avni Bey, Anadolu’nun bin yıldır binlercesini doğurduğu/yoğurduğu yiğitlerden. Doğu Anadolu’da Rus işgali ve Ermeni zulmünün kol gezdiği Erzurum’da, şehrin nüfusunun onda bire düştüğü, her tarafın yakılıp yıkıldığı bir zaman diliminde çaresizlikle bir köşeye çekilmek yerine kor gibi bir yürekle yurduna, hürriyetine sahip çıkmayı yeğleyen bir yiğit.

Kendisi gibi duyan ve düşünenlerle birlikte bütün imkânsızlıklara rağmen Anadolu’nun kurtuluş yolunu aydınlatacak olan Erzurum Kongresinin toplanmasına güç verir, fikrini ve yüreğini koyar ortaya. Ev ev, mahalle mahalle zulümden kurtuluşu, kendi vatanında hür yaşamayı mayalar arkadaşlarıyla. Yiğit endamı, tok sesi ve ikna edici hitabıyla bulunduğu her ortamda kabul görür. Bu süreci usta tarihçi Muzaffer Taşyürek; “Umudun Yeşerdiği Topraklar” isimli değerli romanında çok içten ve tarihi gerçeklerden bir milim şaşmadan anlatır. Diğer kahramanları gibi, Erzurum Kongresi sürecinden Hüseyin Avni beyi çıkarırsanız bütün ve büyü bozulur.

Hüseyin Avni Ulaş beyi daha sonra birinci Meclis’te Erzurum Mebusu olarak görüyoruz. Vatan, hürriyet ve adalet konusunda tavizsiz, hakkı söylemekten asla imtina etmeyen bir yiğit olarak. Kişilerle işi yoktur, kimseye kini yoktur yeter ki şu üç şey incinmesin, yaralanmasın: Vatan, hürriyet ve hak! Onun bu asil, dik duruşu bazılarını rahatsız eder. Ömrünün kalan kısmını noter olarak sürdürür. Ölene kadar hakkı, hakikati söylemeğe de devam eder, bedel öder. Öldükten sonra milyonların kalbinde yaşayacak olan adam çok az arayan-soranının olduğu yalnız bir hayat yaşar.

Ölünce Kandilli Mezarlığında bir sırtın zor çıkılır bir noktasında, dar bir alanda, ağaçların arasında kayınpederi İsmail Hakkı Paşa’nın kabrini paylaşır. O yokuşu Hüseyin Avni beyin hayatına ne çok benzetirim. Yokla, yokuşla, mücadeleyle yaşamış birine düzlükte bir mezar yakışmazdı sanırım. Çileli, çetin, mücadele dolu bir hayatın sonunda ardında kalanlara hayatını anlatır gibi bu mezarının konumu.

Kayınpederinin kabrine misafirdir, tıpkı çok sevdiği, uğruna sıkıntılara göğüs gerdiği yurdunun bir köşesinin misafiri olduğu gibi. Hayırla yâd edilmekten gayrı sağlığında mala mülke değer vermeyen Hüseyin Avni bir mezarı tek başına doldurmaktan da utanmış gibidir. Hatta o kadar utanmıştır ki daha sonra biricik erkek evladını da bağrına basmış mezarını onunla da bölüşmüştür.

Etrafında onca mamur kabre rağmen şahsiyetiyle örtüşen sade ama sevenlerinin ihmalinin bir nişanesi gibi az da olsa bakıma muhtaç bir mezardır ona nasip olan. Ve öyle sanıyorum uğrayanı da sağlığındaki gibi az ama hakiki sevenleridir.

Daha onlarca şey söylemek mümkün özelde Hüseyin Avni Ulaş beyin kabri, genelde kabir ve yatanı hakkında.

Bana bir mezar göster…

 

 

 

YAZARLAR