Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



İHSAN ATAMAN


Bir Kitabın İzinde…

Yazarımız İhsan Ataman’ın “yeni” yazısı…


Sebepler dünyasındayız. Güneş doğdu diye evden dışarı çıkmak isteriz veya yağmur başladı diye koşa koşa eve gireriz. Bir semte taşınmakyepyeni bir bakış kazanma, yeni insanlar tanıma sebebi olur. Yeni tanıdığınız birinin mesleği, ertelediğiniz bir işi bir öne almanıza yahut bir hobinizi gerçekleştirmenize sebep olabilir.

Aşağı yukarı bu minvalde gelişen bir tanışıklığın beni nerelere kadar götürdüğünden bahsetmek isterim. Gazetecilik yapan bir eski tanıdığım beni yeni tanıdığı ve beğendiği biriyle tanıştırmak istedi. Tanıştık, ben de beğendim, çizgisi düz-dürüst bir insan. Aklını kiraya vermemiş insanlarla bağ kurmak kolaydır zaten.

Yeni tanıştığım beyefendinin bir evladı yayıncılıkla uğraşıyor. Detayını merak ettiğim ama sağlıklı bilgi sahibi olmadığım bir alan. İlgimi çekmesinin bir başka sebebi daha var; elde yayınlanacak bir eserin olması. Yayınlanması düşünülen kitabın yazarıyla da -o güne kadar- henüz yüz yüze tanışmamış olsak da yıllardır eserlerinden, yazılarından tanıdığım değerli bir insan ve hemşehrim.

Kitabın konusunu yaklaşık olarak biliyorum. Yayınlanmasının faydalı olacağına inanıyorum, acaba yayınlanmasına bir katkı sunabilir miyiz diye düşünüyorum. Yayıncı arkadaş oldukça geniş bir şekilde aydınlatıyor önce. Sonra kitabın yazarı değerli hemşehrimizle irtibata geçip düşüncemizi iletiyoruz. Memnun oluyor. Süreç kendi içinde gah hızlanarak gah yavaşlayarak mutlu sona doğru evriliyor ve iki kapak arası altı yüz sayfalık bir eseri elimize alıyoruz.

“Umudun Yeşerdiği Topraklar”; Muzaffer Taşyürek’in,Ermeni zulmünü yaşamış, nüfusunun büyük kısmını kara toprağa ve göçe kurban vermiş bir şehirde umudun nasıl yeniden yeşerdiğini, tarihi gerçeklerden taviz vermeden anlattığı “geniş oylumlu bir roman.” Yüz yıl öncesi Erzurum’dur anlattığı. Yüreğiniz sıkışmadan, gözleriniz yaşarmadan ve çokça tefekküre dalmadan okumak mümkün değil.

Belki de Erzurum Kongresini bu kadar açık, net ve bilinen bazı yanıltıcı bilgilerin doğru şeklini başka bir eserde bulmak mümkün değil. Adeta bir kahramanlar geçidi sunuyor bize Taşyürek Hoca. Ben bunlardan ikisine değineceğim kitabın izinde ilerlerken. Kazım Karabekir Paşa ve Erzurumlu İbrahim Hakkı merhumun torunu Hacı Fehim Efendi. O acılı, ıstıraplı günlerde umudu yeşerten, acıyı bala çevirenlerden iki isim.

Kazım Karabekir Paşanın ne kadar mühim hizmetlerinin olduğunu, Hacı Fehim Efendinin dedesinden tevarüs ettiği bilgelik ve saygınlığı ile şehrin kaderine sahip çıkma azmine verdiği katkıyı kitap yeterince anlatıyor, hem de her yönüyle. Ama kitap bizi dünün bu değerli insanlarının bugün hayatta olan çocukları, torunlarıyla temas kurmaya vesile olarak yeni bir sayfa aralamamıza da sebep oluyor.

Kazım Karabekir Paşa’nın küçük kızı Timsal Karabekir hanımefendiyle saygıyla karışık bir çekingenlikle temas sağlıyoruz günümüz iletişim imkanlarıyla. Görüşmek ve Taşyürek Hocamızın imzalı eserini takdim etme talebimizi çok sıcak karşılıyorlar ve hemen randevu tarihini belirliyoruz.

İçinde vaktiyle Kazım Karabekir Paşa’nın da yaşamış olduğu Erenköy’deki tarihi konak şimdilerde müze. Önce müzeyi geziyor, Paşa’yı biraz daha yakından tanımaya çalışıyoruz. Sonra bahçede Timsal Hanım’ın güler yüzlü karşılamasına tanıklık ediyoruz. Konu Erzurum ve Kazım Karabekir Paşa olunca sohbetin kısa olması mümkün değil tabi. Timsal Hanım her yönüyle babasının timsali; mert, samimi. Kitaplarda pek karşılaşmadığımız anekdotlar aktarıyor hem o günlere hem rahmetli babasına dair. Yer yer gözlerimiz buğulanıyor. “Aslan yavrusu aslan olur” sözünü canlı yaşıyoruz adeta. İkramlarda bulunuyorlar sohbet arasında, Taşyürek Hoca’ya iltifatlarını, teşekkürlerini ifade ediyorlar. Bu çok sıcak görüşmeden çekingenliğimizi atmış ama saygıyı ikiye katlamış olarak ayrılıyoruz.

İkinci yolculuğumuz Hacı Fehim Efendi’nin kendiyle aynı adı taşıyan torunu Fehim İbrahimhakkıoğlu beyefendiye. Dedelerinin üretken ruhu Fehim beyde “sanat” olarak tecelli etmiş. Hem öyle bir sanat ki Türkiye de tek temsilci, dünyada da uğraşanı ya var ya yok. Çakıl taşlarının tabii şekil ve renklerinden faydalanarak tablolar yapmak! Uzaktan bakınca yağlıboya bir tablo zannediyorsunuz ama yakından bakınca onlarca, yüzlerce belki binlerce küçük çakıl taşı.

Fehim İbrahimhakkıoğlu da bütün zarafeti ve nezaketiyle konuk ediyor, kendi elleriyle hazırladığı çayı ikram ediyor bize. Hem dedesi Hacı Fehim Efendiyi yad ediyoruz, umudu yeşerten hizmetlerini anıyoruz hem de büyük dedesi ve ismini şimdilerde gururla soyadı olarak taşıdığı Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerini rahmet ve minnetle dile getiriyoruz.

Muzaffer Taşyürek Hocanın ismine imzalı eserini takdim edip, içimizde oluşan huzur iklimiyle ayrılıyoruz bu güzel insandan.

Sebepler dünyası bir eser vesilesiyle bize başka kapılar da aralıyor. Biri edebiyatçı ve hukukçu, biri hattat, biri yayıncı üç güzel insanı daha tanıyoruz “Umudun Yeşerdiği Topraklar” vesilesiyle. Sırasıyla Cavit Marancı, Zeki Velioğlu, Remzi Alioğlu. Üçü de Erzurumlu. O acılı yıllara dair her birinin onlarca hikayesi var. Ya dede şehit ya aile göç etmiş.

                                                                                              ***

“Ana Mitilcilerin Ayşe diyir. Babasına kahvede demişler ki Ermeniler, Erzurum’a gelirmiş… Paşa Babamız da yok… Bizi kesacaxlar diyirmiş.”Nusret sekiye çıkmış anasının eteklerine sarılmıştı.

“Ola sus diyirem! Ağzından yel ala!” diyen yaşlı kadın tandır başından hiddetle kalktı, torunlarına doğru yürürken Mehmed Çavuş adeta toprağın altından seslenir gibi boğuk çıkan sesiyle:

“Paşa Babamız yoxsa ben varam ya oğul! Ben ne güne duriram? Ben sizi bırakır mıyam Ermeniler’in eline? Siz éle herkesin sözüne inanmayın. Kazım Paşamız da Erzurum’a gelmiş. Çok şükür sahipsiz değiliz.”

                                                                           ***

“Umudun Yeşerdiği Topraklar” salt bir kurgusal roman değil, bir tarih kitabı da değil. Hatta yalnızca tarihin derinliklerinde kalmış bir hadiseyi de anlatmıyor. Dünle bugünü harman ediyor, mevzu vatan olursa ne yapmamız gerektiğinin ipuçlarını veriyor. Hacı Fehim Efendi yoksa Fehim İbrahimhakkıoğlu var ya! Kazım Karabekir Paşa Yoksa onun kadar yürekli Timsal Hanım aramızda ya!

Muzaffer Taşyürek Hocaya biz de yürekten teşekkür ediyoruz kitabın izinden giderek ulaştığımız değerli insanlara bizi ulaştıran sebep olarak. Ve diğer sebeplere!

YAZARLAR