Aziz DARICI


BİR İLERİ(AMEL) İKİ GERİ (SÖZ)

Aziz Darıcı; ”Amelinin geri bıraktığı kişiyi, nesebi (soyu) ilerletemez.” (1)


İnsana onur ve şeref kazandıran dilsel söyleminden çok bulunduğu zemin ve o zemindeki duruşudur. Duruşta, eylemlerin bileşkesidir. Yani kişiden sadır olan amelleridir. Eğer kişinin ameli iyiliği, güzelliği ve hayrı ifade etmiyorsa; başka her türlü tanımlamalar rücu etse bile boşa çıkacaktır.

Yukarıdaki hadiste bu mesajı vermekte. Hz. Peygamber ve sahabe toplumu söylemden çok eylem insanlarıdır. Hakikatin hayatla buluştuğu şahsiyetlerdi. Herhangi bir arıza çıktığında kendi nefsine "check up" yapacak özgüvene ve imana sahiptiler. Cahiliye devrindeki fikri ve eylemsel her türlü şeyden sakınarak; duruşlarına halel getirecek davranışlardan uzak duruyorlardı. Yaptıkları hatalarda ısrar etmiyorlar, bu hataların davranışsal ve kimliksel boyuta taşınmaması için ameli ve sözel her türlü şeye dikkat kesiliyorlardı.

Kavmiyet ve asabiyet yarışının çocukları olarak dünyaya gelmelerine rağmen, soyu ve soplarını geride bıraktılar. Ataları ile övünme, çokluk ile böbürlenme tarihleri vahiyle terbiye edilmişti. Selman-i Farisi'nin "Ben İslam'ın oğlu Selman" hadisesindeki gerçekliği çok iyi kavramışlardı. Bozulma anı geldiğinde, herkes soyuna rücu ettiğinde, Hz.. Peygamberin " Ne oluyor size, hala cahiliyenin izlerini görüyorum sizde" uyarsı ile kendilerine geliyorlardı.

"Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" atasözünün mesajı bu yaşadığımız çağda daha önemli. Dilsel cambazlığın her türlüsü profesyonel olarak işleniyor. Gerçeklik elinizde olsa bile kendinizi savunacak bir dilsel bütünlüğüne sahip değilseniz baş ağrısı kaçınılmaz oluyor. Dememiz o ki; eylemlerimizin gücü bizim en büyük silahımız olmalı. Bu eylemlerin salih olması, hakikat temelli olması, adalet sağlaması, sadece Allah için olması belirtmeye gerek yok sanırım. Zaten övünç kaynağı olan dünyalık her türlü araçların insanın kişiliğinde bıraktığı arıza insanın geleceğini kararmakta. Edep, ahlak, vicdan erozyonun yanında fikirsel ve insanlık krizinin baş gösterdiği bu çağda; imana ve ihlasa taze bir yolculuğa çıkmanın zamanıdır. 

Her türlü hamasetin geleceğe taşınması, başka türlü asabiyetçiliğin kapısını aralamanın mazeretini taşıyacaktır. Eskimeyen kahramanlık hikayelerinin bizi gururlandırması belli bir süre anlaşılabilir ama rüyadan uyanmamacasına dalmak akıl karı değil. Her zaman dilimi kendi pratiğini üretir. Bizim eylemsel pratiğimiz  İslam ile  uyumlu olmadığından, başka avunacak argümanlar arıyoruz. Olaylara ve eylemlere konjonktürel bakmamız bizi ileri taşımadığı gibi, bizdeki duruş ve zemin kaybına yol açıyor.  Irksal, dilsel, renksel, metasal argümanlar, ilahi boyuttaki hakikat duvarına tosluyor. Sonra başımızı iki ellerin arasına almak, o başın rahatlamasına da yol açmıyor.

Eski Yeşilçam filmlerindeki gibi...Elinde içkisi ile poz verirken, hüzünlü ses tonu ile "Aslında ben böyle bir insan değilim...Kader utansın"  gibi subliminal mesajları yaşadık. Oysa kendi karar ve tercihlerimizin hiç sorumluluğu almak istemedik. Haşa Allah'ın yanlış planlaması bizim kaderimizin çilekeşliğini arttırdı gibi eğilimler bir ara piyasayı çok salladı. Hala aynı yada farklı eğilimler ile yol alan insanın, kendi günahlarının bedelini almak istememesi; insanın var olma sebebini hiçe sayıyor.

Yaptıklarımız bizi anlatamayınca, dilimiz çok yoruldu. Yorulmaya da devam edecek. Kendimizi anlatacak sahte hikeyeler türettik. Hikayeler gerçek olsa bile, geçmişe konu olmuş olan hikayelerden ters alacağımıza; onları kendi nefsimiz perde ettik. Hala bu yanılgıdan kurtulmuş değiliz.

İlla bir soy ve sopa yaslanacaksak; gelin peygamberlerin soyuna yaslanalım. Onların hakikati gösteren izlerini takip edelim. Lakin biz peygamber torunlarıyız hamaseti yapmadan...Vesselam...

1-(Sünen-i Ebû Davud, ilim 1; Sünen-i Tirmizî, Kur’an 10; Sünen-i İbn- Mace, mukaddime 17; Sünen-i Darimî, mukaddime 32)

 



YAZARLAR