Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Selvigül ŞAHİN


Bir dünya yangını bu 1-2

Yazarımız Selvigül ŞAHİN'İN 'YENİ' YAZISI...


Bir dünya yangını bu

1-

Şarkı nasıldı ey dostlar?

“Eller günahkar

Diller günahkar

Bir çağ yangını bu bütün

Dünya günahkar”

Sonra devam ediyordu hani Sezen Aksu: “Masum değiliz hiç birimiz”

 

Şimdi mevsim ilkbahar; dallardan, kurumuş tabiattan fışkıran bir bahar var…

Ölüden diri çıkar mı? Çıkıyor işte… Ölmüş, sönmüş tabiat yeniden fışkırıyor. Tohumlar çatlıyor toprağın bağrından… Hep böyledir, hayat gürül gürül bir ırmak gibi akarken ölüm ve diriliş hep bir aradadır oysa.

Bunu çoğu zaman sorgulamışımdır. Şimdi bu sorguladığımla baş başayım.

Şimdi modern zaman dünyamızda meydana gelen bir kâbus gibi yaşlı dünyamızın üzerine çöken bu virüs de nereden çıktı diyebiliriz.

Ama bu olaylarla dünya hep yüz yüze gelmiş dostlar. Zaman zaman böyle vakalar yaşanmış, acılar, ölümler, bulaşıcı hastalıklar yaşlı dünyamıza zaman zaman uğramış.

Ama tarihte yaşanan hiçbir salgın böylesine acımasız ve eşitleyen bir küresel salgın halinde yaşanmamış onu görüyoruz.

Modern zamanlarda, bilimin zirve yaptığı, bilişim ve iletişim çağında artık ölüme bile çare arandığı zamanlarda bir görünmez virüs dünyayı altüst ediyor.

Oysa hiç dinlemiyor ölüm haberlerini, fışkırıyor bahar pembe beyaz tomurcuklarla…

Ama işte hemen yanı başımızda Mart ayının başlarında Yunanistan sınırlarında muhacirlerin sırtlarını dağladılar, yüreklerini dağladılar, çırılçıplak saldılar teller bedenlerini yırtarken. Tüm Avrupa ülkeleri seyrederken oldu tüm bunlar. İnsanlık soğuk sularda boğulan çocuk bedenlerini, anaları, babaları, tellerde yırtılan bedenleri bir korku filmi izler gibi izledi günlerce, yıllarca…

Ben bilmiyorum, ben bilmem Rabbim bilir elbet. İçimden geldiği gibi yazmak istiyorum.

Feryatlar geliyordu Doğu Türkistan’dan ama nasıl feryatlar. Bir soykırım yaşanıyordu. Sonra kendileri kıyıma uğradı. Hem de küçücük görünmez, keşfedilemez sinsi bir virüs tarafından…

Şimdi karabasan günler geliyor üzerimize… Evlerimizde çaresiz, kaygılı, televizyon ekranlarından naklen ölüm haberleri seyrediyoruz. Tıpkı naklen savaşlarda ölen yetimlerin, kimsesizlerin, yanan Ortadoğu’nun ölüm haberlerini izlediğimiz ve kanıksadığımız gibi.

Şimdi nasıl ekranlardan akıyorsa ölüm haberleri, oysa yıllardır Suriye’den, Irak’tan, Filistin’den Arıkan’dan aktı bombalar altında kalmış, pazarlıklar yapılan, Ortadoğu’nun mazlum halklarının katliamını Batı ve Amerika öylece izledi yıllardır.

Gezdiğim Batı sokaklarında soruyordum Neden Allahım Neden? Diye. Neden Batı böylesine refah içinde neden insanlar böylesine hiç bir şey olmamış gibi dolaşıyorlar nizami, temiz, steril caddelerinde. O zaman yanan Ortadoğu geliyordu aklıma, yüreğime bir acı düşüyor gözlerim nemleniyor ve Batı’nın sokaklarını, Viyana’yı, Paris’i, Berlin’i dolaşırken içimdeki acı daha çok artıyor ve bitimsiz kederlerle dolaşıyordum Batının caddelerinde.

İsterim ki kimseler zarar görmesin, çünkü hayat yaşanmaya değer ve bizim herkese yetebilecek güzel bir dünyamız var. Ama işte açgözlü ya insan. Yetmiyor bir şeyler. Hırslar dinmiyor. Hep daha fazla, hep daha fazlasını istiyor. Oysa tıpkı ölüme karşı açan çiçekler, patlayan tomurcuklar gibi bir yanımız yangın yeri, bir yanımız aç ve sefil halde bir yanımız da gamsız kedersiz varsıllarla coşmuş halde.

Şimdi dünya yanıyor dostlar. Bir kaos çöktü dünyanın üzerine öyle bir kaos ki, zengin fakir ayırmıyor. Müslüman gâvur demiyor. Herkesi eşitleyen bir yangının tam ortasındayız.

Mehmet Görmez Hoca’nın deyimiyle bu virüs belasını “ilahi bir ayet” olarak okuduğumuzda rahmetlere gebe olduğunu da anlarız.

2-

Anlarız ahı olanların nelerde hakkı olduğunu. Anlarız o vakit sönen ocakların müsebbibi olanların da hesap vereceklerini. Yanmış yıkılmış Ortadoğu’nun hesap sorucu olarak yetim çocuklarının gözlerimizin içine bakıp oraya bir dinmemiş ah bırakacaklarını anlarız neden sonra.

Bizler rahat rehavet kuşanmış evlerimizde envai çeşit belenirken, açlıktan ölen iskelet haline dönmüş Arakan’lı çocukların bakışları düşer sofralarımıza… Hesap sorucu olarak yeter… Okulsuz kalan Suriyeli çocuklar kıyın kıyın bakarlar kırgın ve kederli gözleri ile… Hesap sorucu olarak tüm mazlumlar karşımızda dostlar. Dünyaya hesap sorucu olarak kan gölüne dönen Ortadoğu’nun yetimleri var, onlar Akdeniz’in kıyılarına vuran yetimler…

Hesap sorucu olarak daha neler neler var ey dostlar…

Kâbe-i Mükerrem’e var, Mescid-i Nebevi var, Kubbe tül Sahra var… Gitmediğimiz, dolduramadığımız, boş bıraktığımız, mescitlerimiz var. Kadim camilerimiz, Sultan Ahmet, Süleymaniye, Selimiye, Bursa, Diyarbakır Ulu Cami, Yavuz Sultan Selim, Fatih Camii ve dahi mahallemizin camisi var dostlar…

Hesap sorucu olarak cem olarak kılamadığımız namazlarımız var…

Yürekten yüreğe akmayan ikiyüzlü dostluklarımız, riyakâr akrabalıklarımız var.

Şimdi yığalım bakalım, yığalım malı, parayı, eşyayı, tam zamanı…

Şimdi yığdığımız tüm varsıllar hesap sorucu olarak karşımızda…

Şimdi dostlar, “ilahi bir ayet” gibi inen virüs vakası bize neler söyler. Neler düşündürür, hangi hikmetleri barındırır içinde dönüp ona bakma zamanlarındayız.

Şimdi terk ettiğimiz kendimize, ailemize, eşimize, çocuklarımıza, akrabalarımıza, dostlarımıza, büyüklerimize, camilerimize, Mekke’ye, Medine’ye, Kudüs’e, İstanbul’a, Diyarbakır’a, Bursa’ya başka bambaşka duyarlılıkla bakma, dönme zamanlarındayız.

Kendimize yürüyelim dostlar, malayani tüm ayartanlarla doldurduğumuz sadrımızı, açalım Rabbimize. O bilir, o her şeyi bilir… Mazlumları da bilir zalimleri de bilir.

Bizler merhamet toplumuyuz, iyilik erleri olarak var olacağız inşallah. İyilik bizim ellerimizden, yüreğimizden bir dua sıcaklığında akacak her daim mazlum coğrafyalara, bunu da aşacağız.

Şimdi başımıza belaların yağdığı, baharın fışkırdığı şu ahir zaman dünyasında açalım ellerimizi.

Ey Rabbimiz ellerimizi, bedenimizi, tüm azalarımızı suyla sabunla arıtıyoruz da yüreğimizin kirlerini arıtmak için senden yardım istiyoruz. Ey Rabbimiz bizlere yardım et. Arındır bizleri, temizle yüreklerimizi…

Kuşatmalar yaşadığımız zamanlardayız Rabbimiz, evlatların, eşin, ana babanın birbirine faydası olmadığı zamanlardayız Rabbimiz bizlere huzur ver bereket ver. İnşirah ve kurtuluş ver…

Ey Rabbimiz mazlumlara hâmi olan ülkem insanına kurtuluş ver, sağlık, afiyet ver… Nuh Peygamber, İbrahim Peygamber, Musa Peygamber, Yunus Peygamber, Yusuf Peygamber ve Efendimiz Muhammed Aleyhiselama’a verdiğin müjdeleri bizlere de ver. Onları afetlerden, tufanlardan, istilalardan, kuyulardan, ambargolardan nasıl kurtardınsa bizlere de öyle kurtuluşlar nasip eyle.

Ey Rabbimiz biliriz ki yaşadığımız bir sünnetullahtır. Ve sen buyuruyorsun ; “Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir.” (Bakara – 286) Yaşadığımız bir ahir zaman vebasıdır. Sen ki bizleri muhafaza eyle… Ve Senin öğrettiğin o muhteşem duan ile Sana yalvarıyoruz Rabbim:

“Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kâfirlere karşı bize yardım et.”  (Bakara – 286)

______________________

Kaynak: Milat Gazetesi



YAZARLAR