Davut GÜLER


BİR TATLI TEBESSÜM...

Mehmet Aktaş´ın Kaleminde;


Yaz sezonu işler sakin. Çayımı masama koydum parmaklarımı kütürdetiyorum. Suratı düşmüş tanıdık bir sima girdi içeri. Yaklaşık yirmi yıldır görüşmediğim eski mahallemden bir ahbap.

Zemheride balkona konmuş kumru gibi eğreti vaziyette koltuğa ilişti gözlerime bakıyor. "Hayırdır bu ne hal?" dedim, "Sorma, uzaklaştırma aldım" dedi.

Lise yıllarımı hatırlayıp güldüm. İhtar, kınama, uzaklaştırma ve tasdikname... Orta öğrenim cezalarıydı bunlar. Gece onikiden önce eve gelmeyen kızına öfkelenip karısına attığı iki tokat yüzünden almış cezayı. Artık bir aylık süreyle annesine misafir olacak. Mahalleye girmesi, sokağından geçmesi yasak.

Başarıyla sonuçlanan işgal girişiminden sonra biz de almıştık böyle bir cezayı. Disiplin kurulu üç günlük uzaklaştırma vermişti istisnasız okulun bütün talebelerine.

O eylemi bugün yapsak, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüsten belki hepimiz ağırlaştırılmış müebbet bile alabilirdik. En yakınlarımız ve dost bildiklerimiz bize düşman olur, kimsenin gıkı çıkmazdı. Neyse ki ucuz atlatmışız o gün.

Sene yetmişdört lise birinci sınıftayım. Duyduk ki aynı cadde üzerinde bizim adımıza yapılan İmam - Hatip Lisesi Yaykur´a devredilecekmiş. Barakadan kurtulup modern bir okula geçme hayallerimiz kuş olup uçacak elimizden. Halkın yardımlarıyla yapılan o güzelim okul komünistlerin hücre evine dönüşecek.

İki katlı ahşap yurtta kalıyoruz. "İstenmeyen yerde durmam" diyen kış mevsimi toplamış pılını pırtısını son cemrenin düşmesini bekliyor. Köylünün kazma kürek yaktığı aylar; gece saat bir iki gibi. Bütün koğuş yataklarımızda doğrulmuş ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. "Gürültü yapmadan herkes giyinip bahçeye insin!" dedi karanlıktan gelen ses.

Evde kalan arkadaşlar da gelmiş; bahçe tıklım tıklım. Onyedili yaşlarda dört genç çıkıyor avlu kapısından. Özel ulak gibi hepsinin ayrı bir görevi var. Uzun boylu olan iki okul arasındaki elektrik direklerine tırmanıp sokak lambalarını sökecek. Diğer üçü namlusuna susturucu takılmış oyuncak tabanca ile bekçiyi etkisiz hale getirip okulun anahtarlarını teslim alacak. Herkese bir iş var bu gece; sınıflardaki sıraları bahçeye indirme görevi de bizim.

Tahminimizden çabuk geliyor beklediğimiz haber "Her şey yolunda, gelebilirsiniz."

"Geliyoruz Koçum, inşallah beş dakikaya oradayız."

Sırayı omuzlayan öndekinin peşine takılıp yola koyuluyor. Karınca sürüsü gibi bir uçtan öbür uca sokakta bir tıpırtı var ama ne?.. Bu sesi yatağına uzanmış biri duysa "Aman sen de" der yorganı başına çeker. Gece vakti karanlık sokakta akıp giden o karaltıyı uzaktan görenler ise "Aman Allahım! Kesin bunlar ecinni taifesidir" deyip ardına bakmadan nefesi kesilene kadar kaçar.

Bir saat içinde işlem tamam. Rumeli diyarında fethettikleri kalede gezintiye çıkmış gaziler gibiyiz hepimiz. Dillerde marş ve tekbirlerle alttan yukarı sınıfları dolaşıp yeni okulumuzu kolaçan ediyoruz. Ölmek var dönmek yok, hakkımızı alana kadar artık buradayız.

İlk günler her şey yolunda. Birinci haftanın sonuna geldiğimizde elektrik ve sularımız kesiliyor. Çok daha önemlisi ekmeğimiz... Kolluk kuvvetleri sarmışlar okulun etrafını, dışarıdan içeriye ufacık bir susam tanesinin bile sokulmasına izin vermiyor. Pencere önlerinde kümelenmiş aç biilaç bekliyoruz. Uşak halkı sokaklara dökülmüş elleri koynunda uzaktan bizi seyrediyor. O zavallıların da yapacağı bir şey yok.

Kız Kur´an Kursu talebeleri yetişiyor imdadımıza. Kurs deyince bugünkü gibi hemen koca karılar gelmesin aklınıza; ilkokuldan sonra hafızlığa başlamış bizim akran kızlar. Afra kadınları, Sümeyyeler´i örnek alan tam tesettürlü numune-i timsal bacılarımız. Biz mücahid, onlar mücahide. Gönüllerimiz her daim "İslam Devleti" hayaliyle meşgul olduğundan gönül ilişkisi nedir bilmiyoruz henüz.

Sırtlarında ekmek torbalarıyla polislerin boş bıraktığı yan taraftaki iki üç metrelik istinad duvarından bahçeye atlayıp koşarak bize gelmeye çalışıyorlar. Ne yazık ki gelemiyorlar. Yan yoldan kızların bahçeye atladığını gören çevik kuvvet daha atik davranıp onları bizden uzaklaştırıyor.

Onbeş gün süren bu trajik hikayenin son günündeyiz. Uşak Milli Eğitim Müdürü ile bizim Okul Müdürü diğer resmi zevatı da yanlarına almış sabahın erken saatinde kapımızda. Koltuk altında tuttukları dosyayı açıp okulun bize tescillendiğini gösteren tasdikli mühürlü, ıslak imzalı belgeyi gösteriyorlar kapıdaki nöbetçi arkadaşlarımıza. E, iş bitmiş daha ne duralım, "Tamam!" deyip boşaltıyoruz okulu.

O gün uzaklaştırma almamızın sebebi buydu. Yöneticilerden habersiz başına buyruk hareket etme, disiplinsizlik. Şu karşıma oturmuş çayını yudumlayan arkadaşın suçu da bu. Aile mensuplarına karşı fiziksel, psikolojik, ekonomik şiddet uygulama, isyan ve disiplinsizlik.

Gaflet, dalalet ve düpedüz aymazlık bu. Yahu hiç mi ders almadın babadan, emmiden, dayıdan. Elalem gibi azıcık herif ol herif. "Eyvallah!" demesini öğren önce. At o modası geçmiş düşünceleri kafandan. Sen mi kurtaracaksın memleketin namusunu. Anası var başında; bırak kız gece kaçta gelirse gelsin, işine bak sen.

Yirmidokuz gün sonra al eline bir buket çiçek, tatlı bir tebessümle git adam gibi karından özür dile. Tek maaş yetmiyorsa kalk dolaş, ek bir iş bul kendine. Bir yerine eve iki ekmek getirmenin yollarını ara. Kolay mı sandın sen baba olmayı.

Unut geçmişte öğrendiklerini; bitsin artık doğru bildiğin ezber. Bak işte orada; Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
/resimler/2019-9/1/1412598581276.jpg


YAZARLAR