Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Hasan POSTACI


Bir İktidar Alanı Olarak Yerel Yönetimler

AK Parti içinde de 16 yıllık iktidar olmanın yorgunluğu ve sonrası görülen özellikle değer merkezli çözülmeler, yeni seçim dönemi beklenmeden revizyona tabi tutulmaya başlanmıştır.


Toplumsal yaşamın en üst düzey örgütlenme modeli olarak ulaştığı kentleşme ilk dönem uygarlıklardan beridir önemli değişimler geçirerek metropol oluşumlarına kadar evirilerek gelmiştir. Kent yaşamının kaçınılmaz bir sonucu olarak temel yaşamsal ihtiyaçların karşılanması için belediyecilik veya yerel yönetimler de eş zamanlı olarak gelişme göstermiştir.

Devlet örgütlenmesinde genellikle seçim sistemi ile belirlenen bir yerel yönetim meclisi ve mecliste çoğunluğa sahip siyasi grup tarafından belirlenen belediye başkanı üzerinden şekillenen üst yönetim altında kurumsal bürokratik sürekliliği sağlamak amacıyla merkezi yönetim tarafından memur, işçi vb. pozisyonlarda görevlendirilmiş ve bir anlamda yerel yönetimde yürütmenin fonksiyonlarını icra eden, genel sekreterlik, daire başkanlıkları müdürlükler, şeflikler gibi tanımlamalarla çeşitli görev ve sorumlulukların icrası için örgütlenmiş bir yapı vardır. Bunun dışında özellikle ekonomik boyutu belirgin olan belediye şirketleri ise genel müdürlükler üzerinden çalışmalarını sürdürmektedir.

Türkiye özelinde yerel yönetimler 5393 sayılı Belediyeler Kanunu üzerinden nüfusu yedi yüz binin altında olan iller için yönetim esaslarını tanımlarken, yedi yüz elli binin üstünde olan kentler için ise 2012 yılında son güncel şeklini alan 6360 sayılı kanunla Büyükşehir Belediyelerinin yönetim şekil, usul ve esasları tanımlanmaktadır. İki model arasındaki temel fark nüfus yoğunluğu bakımından belli bir büyüklüğün üzerindeki kentlerin özellikle su, kanalizasyon, yol, ulaşım, imar vb. ana konularda daha etkin, verimli, kentin genel dokusu ve yapısını merkezi bir perspektifle geleceğini inşa etmektir.

Yerelde mikro düzeyde bir iktidar alanı açan belediyelerle ilgili teknik analizlerden çok 1993 seçimleri ile önemli bir çıkış yakalayan refah partisi ve sonrasında son 16 yıllık iktidar dönemi ile AK Parti deneyimleri üzerinden yerel yönetimleri sosyopolitik bağlamda analizini yapmak daha önemli olacaktır.

Özellikle 1993 yerel seçimleri ile başta İstanbul olmak üzere önemli kentlerde Refah Partisi üzerinden önemli bir başarı sağlayan kadroların sonraki süreçte Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç´ın öncülük yaptığı AK Parti kuruluş sürecinde ilk seçimlerle iktidara gelmesinin kuşkusuz en güçlü referansı yerel yönetimlerde elde ettikleri başarılar olduğunu söylemek gerekir. Bu yönüyle AK Parti yerel yönetimlerle kendini akredite etmiştir denilebilir.

Yaşanan yaklaşık 16 yıllık iktidar sürecinde de hem büyükşehir bağlamında ve hem de il belediyeleri ölçeğinde AK Parti belediyelerinin diğer parti belediyelerine göre belirgin bir başarı farkı yakaladığının altını çizmek gerekir.

Aynı boyutta özellikle HDP belediyelerinin katı ideolojik tutumlarının ve kandil merkezli silahlı vesayetin getirdiği çözülme yerel yönetimlerde hizmet üretme bağlamında tam bir fiyaskoyu beraberinde getirdi. Ayrıca yerel yönetim iktidar imkânlarının silahlı örgüt iradesinin oluşturduğu paralel kontrol mekanizmaları ile mefluç hale getirilmesi işin çığırından çıkarak hendek politikalarının zeminini üretti.

Kayyum uygulamaları sürecin niteliksel değişimini beraberinde getirdi. Bu bağlamda kayyum uygulamalarının yerel yönetimlerde seçmen iradesinin ipotek altına alınması anlamında sürdürülmesinin sağlıklı olmayacağının altını çizmek gerekir.

CHP belediyecilik bağlamında geçmişten getirdiği, başarısızlıklar, yolsuzluklarla yüklü önemli bagajlar taşıdığını belirtmek gerekir. Oluşan bu kötü ve başarısızlık imajını İzmir, Şişli, son dönem Beylikdüzü ve Büyükçekmece gibi istisnai yerlerde üstesinden gelmeye çalışmışsa da kısmen kişi merkezli çabalar olmaktan kurtulup partinin genel yerel yönetim imajının değişmesinde etkili olamamıştır. Mustafa Sarıgül gibi CHP içinden yerel yönetimlerdeki başarıları üzerinden çıkış yakalamış kişilikler bu gerilimde parti içi hesaplaşmaların kurbanı olarak heba edilmiştir.Beşiktaş, Kadıköy ve Çankaya benzeri kent sorunları temelde çözülmüş yerlerin CHP´nin kalesi haline gelmesi ise bu bağlamda yeni ve güçlü bir imajın oluşumuna katkı sağlamamaktadır. Önemli bir gelgitin yaşandığı yerlerden biri de Antalya´dır. Bir dönem önce Mustafa Aydın ile CHP´ye geçen Büyükşehir yönetimi bir sonraki dönem ortaya çıkan başarısızlıklarla dolu tablodan dolayı yeniden AK Partiye kaptırılmıştır.

AK Parti içinde de 16 yıllık iktidar olmanın yorgunluğu ve sonrası görülen özellikle değer merkezli çözülmeler, yeni seçim dönemi beklenmeden revizyona tabi tutulmaya başlanmıştır. İstanbul, Ankara ve Bursa başata olmak üzere bizzat parti genel başkanı iradesi ile yapılan müdahale sonrası meydana gelen yönetim değişimleri AK Parti içinde de yerel yönetimler zemininde önemli sarsıntıların yaşanacağının ilk habercileri olmuştur.

Cumhur ittifakı ile MHP desteğini almak üzerinden geliştirilen yeni yerel yönetim seçim stratejisinin başarılı olup olmayacağını 2019 Mart seçimlerinin sonucu gösterecektir. Özellikle İstanbul ve Ankara´nın kaybedilmesi demek Türkiye siyasi geleneğinde sonun başlangıcı demektir.

Türkiye siyasi geleneğinde belli kesimlerin siyaset yapama yasağı önemli bazı yetersizlikleri de beraberinde getirmiştir. Merkezi yönetim açısından yeni Başkanlık sistemi kısmen üst düzey beyinlerin yönetim kademelerinde etkin rol almasının önünü açtı. Ancak yerel yönetimler bazında özellikle belediye meclis üyeliklerinin, encümen ve belediye başkan yardımcılarının belirlenmesinde, akademisyen, doktor, öğretmen vb kesimlerin siyaset yapma yasağının olması yerel yönetimlerde üst düzey pozisyonlar için güçlü, verimli alternatiflerin üretilmesinin önünü tıkamaktadır.

Avukatlık, mali müşavirlik, mühendislik vb. niteliklerde serbest çalışanların ise siyasi pozisyonlardaki derin polarizasyonların oluşturduğu çatışmaların yıpratıcılığından kaynaklanan uzak duruşlar, özellikle yüz yüze ilişkilerin baskın olduğu küçük ve orta ölçekli kentlerde yerel yönetimlerin vizyon bağlamında sığlaşmasını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle yerel yönetimlerde siyaset sürecine girenlerin kahir ekseriyeti değer ve ilke merkezli siyaset yerine ikbal, rant, sosyal ve siyasal güç devşirme zeminleri olarak bu alanlara yönelmektedir.

Aday belirleme süreçlerinde yapılan kirli pazarlıkların artık sokaktaki insanın bile gündemine düşecek boyutlarda bayağılaşmış ve alenileşmiştir. Büyük paraların ve güç ilişkilerinin şekillendirdiği yerel yönetimlerde aday olma, meclise girme süreçlerinin sonrasında ortaya çıkan büyük yolsuzlukları, çözülme ve kirlenmeleri bu bağlamda doğal sonuçlar olarak görmek gerekir. Bugünün koşullarında parası ve siyasal ilişkilerde lobi gücü olmayanın yerel yönetimlerde aday olmasının mümkün olmadığı bir siyaset ikliminde bulunuyoruz. Liyakat, toplumun genel vicdanına dokunmayı başarmış fedakâr, donanımlı, erdemli duruşu olan kişilerin siyasette ve özellikle yerel yönetimlerde her geçen gün sayıları hızla azalmaktadır.

Parti içi temayül yoklamaları ve yerelde gerçekleştirilmesi gereken kamuoyu yoklamalarının birçok partide ekarte edildiği veya yapılsa bile göstermelik düzeyde kaldığı parti meclis üyelikleri ve başkan adaylarının belirlenmesi bu acımasız çıkar pazarlıklarından kurtulması için yeni bir siyaset paradigmasına, söylem ve duruşuna ihtiyaç vardır.
Belli güç ilişkilerinin ve çıkar pazarlıklarının sonucunda şekillenen yerel yönetimlerin, kaçınılmaz olarak mahkum olduğu bu güç merkezlerinin çıkarlarına hizmet etmesi kaçınılmazdır.

ilk dönem uygulamaları ile İstanbul, Konya, Kayseri belediyecilik örneklikleri son dönemde gündem oluşturan ve marjinal bir deneyim olarak ortaya çıkan Ovacık Belediyesi gibi yaşanmışlıklar, bir rol model olarak göstermiştir ki, istenirse toplumun genel çıkarlarını merkeze alan bir yerel yönetim anlayışı geliştirilebilir. Birçok küçük ülkenin nüfusunu ve bütçesini bile geçen İstanbul, İzmir, Ankara, Konya vb. büyükşehirlerde yerel yönetim ile ortaya çıkan iktidar gücünün, sosyal, kültürel, katılımcı ve hizmet belediyeciliğin tüm alanlarında eşitlikçi, adalet ve üretim merkezli kullanılması kuşkusuz başta emanetimiz ve imtihanımız olan çocuklarımız, yaşlılarımız ve engellilerimiz için arzulanan bir yaşam imkânının beraberinde getirecektir.

 


YAZARLAR