Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


BİLİYORUZ! YÜREĞİN TİTRİYOR

Haber Duruş Yazarı Ömer NACİ YILMAZ'IN YAZISI;


 

Aralık 2019 sonlarında Çin’in Wuhan kentinde başlayan Korona Virüs salgın dalgası adım adım dünyaya yayıldı. Salgın doğduğu coğrafyalardan ziyade uzak coğrafyalarda daha etkili oldu. Amerika neredeyse salgının merkezi haline gelirken başta İtalya olmak üzere Avrupa ülkeleri bu salgınla mücadelede yetersiz kaldı. Sağlık malzemesi sıkıntısı çekmeyen, neredeyse bir tek ülke kalmadı. Mücadele için 83 ülke parasal destek için İMF’ye müracaat ederken, sağlık malzemesi noktasında yardım için 93 ülke Türkiye’ye müracaat etti.

Birileri ısrarla Türkiye’nin İMF’ye müracaat etmesi için yırtınıp durdu. Türkiye, “BİZ BİZE YETERİZ TÜRKİYEM” kampanyasını başlattı. Kampanyadan en fazla rahatsız olanlar tek kuruş vermeyenlerdir. Biz bunları çeşitli depremlerde de gördük, biz bunları Suriyeli misafirler meselesinde de gördük. Bu zihniyetin hiçbir derneğinin, hiçbir vakfının, hiç bir belediyesinin bu kampanyalarda yer aldığına tanık olmadık. Yapılanları engellemede, itibarsızlaştırmada hep ön ayak olmuşlardır. Onların böyle olması bizim merhamet kanallarımızı asla tıkamamış, onlara baktıkça, onları izledikçe doğru yolda olduğumuzu bir kez daha teyit etmiş/ doğrulamış olduk. Meselemiz bunlar değil, bunlara laf yetiştirmek de değil. Vakti zamanı geldiğinde herkes medeni ölçüler içerisinde bir şekilde cevabını alır.

Biz milletimizin, biz devletimizin, biz Reis’imizin büyüklüğünü biliyor ve takdir ediyorduk. Özellikle yurt dışına çıktığımızda daha da müşahhas bir şekilde bunlara tanık oluyorduk. Ancak karşı mahalleden birinin tanıklığı bizleri bir hayli şaşırtmıştır. Aldığı tüm nefesleri, Reis nefretiyle dışarı çıkaran Yılmaz Özdil’in tanıklığı bizim tanıklığımızın da fevkinde bir tanıklıktı. Bakanların, milletvekillerinin ve bürokratların dahi pek çoğundan haberi bile yoktu. Yılmaz Özdil sağ omzumuzdaki melek gibi ne var ne yok kaydetmiş. Özdil yazmasa biz bile bu kadarından haberdar değildik. Sevelim veya sevmeyelim ancak tanıklığımızı desteklemiş, bildiklerimize bilmediklerimizi katmıştır. Özdil’in bu hizmeti teşekkürü hak etmiştir. Onun yazdıklarından sonra bu milletin mensubu olmaktan dolayı onur duymakta haklıymışız. Bu büyük devletin vatandaşı olmaktan onur duymak, bu devleti büyüten Reis’imizle onur duymak başlı başına bir erdemdir. İşte büyük Türkiye budur, işte çağdaş Türkiye budur. 30 Mart 1997’de Ankara’da 450 kişilik orkestranın Beethoven’in 9. Senfonisi’ni seslendirdiği konser öncesinde salon “Türkiye laiktir, laik kalacaktır!” sloganıyla inlemişti. Ve dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, yüzlerce kişilik orkestrayı ve yüzlerce kişilik koroyu gösteriyor ve haykırıyordu: “İşte çağdaş Türkiye’nin muhteşem tablosu…” Demirel, bu günlerde dünyanın 93 ülkesinin yardım için Türkiye’nin kapısını çaldığını görseydi acaba çağdaşlık tasavvuru değişir miydi? Biz bu türden çağdaşlık kriterlerini gördükten sonra asıl çağdaş Türkiye’nin Özdil’in dediklerini yapan, yapabilen ve yapma iradesini ortaya koyabilen Türkiye’nin büyük ve çağdaş olduğunu bir kez daha gördük. Çağdaş diye bize yutturulan ülkelerin insanlıktan nasip almadıklarını, yardım için barbar dedikleri Türkiye’nin kapısını çaldıklarını da gördük elhamdülillah. İsrailli gazeteci Amichai Stein, Twitter hesabından “Bunu yazdığıma inanamıyorum ama Erdoğan'ı örnek almalıyız.” diye yazdı. Diğerlerinin yazdıklarını okuyacağımız günler de yakındır. Bir zamanlar Osmanlı Devleti insanlığın sığınağı idi. Hamdolsun şimdilerde onun bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti insanlığın sığınağı olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.

Biliyoruz! Yüreğin titriyor. Aziz milletimizin güvenlik güçleri canla başla mücadele ederken, sağlık ordumuzun neferleri evlat hasretiyle, uyku hasretiyle günler geçirirken, her birinin sorumluluğunu omuzlarında hisseden Reis’in elbette yüreği titriyordur. Her giden can, canından bir parçanın kopması gibidir. Bosna’dan gelen haber, Çeçenya’dan gelen haber, Arakan’dan gelen haber, Doğu Türkistan’dan gelen haber, Nijer’den gelen haber, Sudan’dan, Somali’den gelen haber, Cerablus’tan, Afrin’den, Libya’dan gelen haber, Doğu Akdeniz’de sondaj gemilerimizden gelen haber, Şırnak’tan, Erzincan’dan, Ağrı’dan, Van’dan nice kentlerimizden, içeriden dışarıdan gönül coğrafyamızın her bir parçasından gelen haber ve haberler Reis’imizin yüreğini titretiyor. Bir evladı üniversitede, bir evladı askerde, bir evladı gurbette olan ana-babanın uykusu at uykusudur. Ayakta ve uyku ile uyanıklık arasında geçer. Akşamdan sonra çalan telefonlar, kapıya vurmalar yürek titretir, yerinden zıplatır. Aziz milletimizin, aziz ümmetimizin ve insanlığın derdini dert edinen Reis’imiz nasıl uyusun. Yastığa baş koyup uyuduğumuz günler, onun hasret kaldığı günlerdir. Büyük olmak öyle gerektirir. Yorulmak yok, bunalmak yok, yılgınlık yok, bıkmak yok.

Reis’im, biliyoruz yüreğin titriyor. Milletin için, ümmetin için, insanlık ailesi için verdiğin mücadeleyi gördük, şahit olduk. Bizim yüreğimiz de sizinle beraber aziz milletimiz için, güzel vatanımız için, mazlum ümmetimiz için ve insanlık ailemiz için titriyor. Bu yüce değerler uğruna verdiğin kutlu mücadelede sizinle beraberiz. Rabbim yar ve yardımcın olsun, yolun bahtın açık olsun.

 



YAZARLAR