Beşir İSLAMOĞLU


Beşir İSLAMOĞLU; ALLAH’IN RAZI OLACAĞI HAYAT İKİ CEPHELİDİR

Allah’ın razı olacağı hayatın nasıl bir hayat olduğunu saptamak için, O’nun, insanı niçin yarattığına bakmak gerekir.


Allah’ın razı olacağı hayatın nasıl bir hayat olduğunu saptamak için, O’nun, insanı niçin yarattığına bakmak gerekir.

Bu konuda birkaç ayet varsa da en açık ve net olarak konuyu açıklayan ayet Mülk süresi ikinci ayettir ve şöyle demektedir:

“Hanginizin daha iyi ameller işleyeceğini sınamak için Allah hayatı ve ölümü var etti…”

Bu ayet, yaratılışımızın amacını açık olarak belirlemektedir ki o da iyi ameller işlemektir.

“İyi amel” demek, Allah’ın Kur’an’da belirlediği ve hoşnut olduğu amellerdir. 

İyi amellerin bir kısmını Rabbimiz Bakara suresi 177. Ayette şöyle açıklamıştır:

“ Gerçek birr/iyilik, yüzünüzü Doğuya veya Batıya dönürmeniz değildir. Asıl iyilik (erdemli olan tavır), Allah’a, Ahiret gününe, meleklerine, kitaplara ve Nebilere inanıp, mallarını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, darda kalıp isteyenlere ve kölelere seve seve vermektir. 

Ayrıca namazını kılıp, zekatını verip, söz verdiklerinde sözünde duran ve de sıkıntı, zorluk ve felaket anında sabredenlerin tavrı, erdemli bir tavırdır.

Allah’a kullukta samimi olanlar, işte bunlardır.”

O halde Allah’ın hoşnut olacağı iyilik ve erdemli bir hayat, Allah’ı gereği gibi tanıyıp O’na güvenmekle birlikte diğer inanç esaslarına yürekten inanmak ve hiçbir şekilde inancımıza şirk ve nifak bulaştırmamaktır.

Sonra, kazandıklarımızı ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak, Allah ile irtibatı sağlayan namaz kılmayı sürdürmek ve her türlü sıkıntı ve zorluklara karşı göğüs gererek sabretmesini bilmektir.

Allah’ın razı olacağı hayat, planlı, düzenli ve maksada uygun bir hayattır. Ne şekilciliğe ne de ruhsuzluğa (amaçsızlığa) yer yoktur. Maksattan uzak, ruhsuz ve tamamen şekilciliğe dayanan namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerin Allah katında bir değeri yoktur. Bu ibadetler maksadına uygun yerine getirildiğinde ancak Allah katında bir karşılığı olacaktır.

Mesela, namaz, her türlü ahlak dışı davranışlardan uzaklaştırıp Allah ile irtibatı sağlıyorsa; oruç, gerçek anlamda zorluklara katlanmayı ve yardımlaşmayı sağlıyorsa; Hac, ümmet bilincini oluşturup ümmetin meselelerine çözüm sağlıyorsa maksada uygun olmuştur. Aksi takdirde namaz küçük bir jimnastik, oruç bir perhiz, hac da bir turistik seyahat olmuştur.   

Sadece namaz, oruç ve hac değil, maksadından ve ruhundan uzak sözüm ona “zikir” adı altında sayılara dökülerek veya belli bir sayı tamamlamak için yapılan tesbihatlar, okunan sureler, yapılan dualar da aldatıcıdır. 

Okunan Kur’an ve dualar maksadına uygun okunmadığı takdirde bir karşılığı olamaz. Kur’an okumak demek, “Allahım, senin mesajını okudum, anladım ve gereğini istediğin şekilde yerine getirmeye çalışacağım” demektir. 

Duada bulunmak veya dua etmek, Allah’ın azametini kabul ederek,  “Allahım! Ben aciz ve yetersiz bir kulunum; benim sürekli sana ihtiyacım vardır; senden başka gidecek kimsem yoktur; sen bana yardım etmezsen, ben hiçbir işin üstesinden gelemem; bana yardım eder misin!” demektir.

Zikir (Allah’ı anmak) ve tesbihat (Allah’ı gereği gibi tanımak) sayı saymak ve belli rakamlara ulaşmak maksadıyla yapılmaz. Zikir ve tesbihat, yeri ve zamanı geldiğinde Allah’ın hakkını teslim etmektir. 

Mesela, yükseltilmiş dağlara, büyük okyanuslara direksiz duran göklere bakıp düşündüğümüzde, “Allahu ekber” “Allah’ım! Malikül mülk (mülkün sahibi), gerçek azamet sahibi, tüm varlıkların sahibi sensin” demektir, zikir ve tesbihat.

Yine, Allah’ı gereği gibi tanımayanları, O’nun sıfat ve yetkilerini başkalarıyla paylaşanları görünce,  “subhanellah” demek gerekir. Yani, “Allah’ım! Seni eksik sıfatlardan tenzih ederim; senin sıfat ve yetkilerini asla başkalarıyla paylaşmam; her şeye muktedir olan ancak sensin” denildiğinde O’nu gerçek anlamda tesbih etmiş oluruz.

Yine, Allah’ın her türlü nimetini görünce, o nimetlerin değerini anlayınca “elhamdülillah” demek gerekir. Elhamdulillah demek, “Allah’ım! Tüm nimetlerin sahibi sensin; senin verdiğin nimetlerle yaşıyoruz; sen nimetlerini bizden esirgersen, bu nimetleri kim bize verecektir? Onun için “elhamdülillah” diyerek sana hamd ediyorum, şükrediyorum, seni asla unutmuyorum” demektir.

Allah’ı hoşnut etmek, ruhbanlık ve keşişliğe soyunmak değildir. Aksine, insanların mutluluğunu (iyiliğini) artırmak amacıyla dünya hayatını her yönüyle imar etmektir. 

İnsanların mutluluğunu (iyiliğini) artırmak amacıyla istihdam sağlamak için fabrikalar açmak,  çalışıp para kazanıp ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak, aç ve açıkta kalanlar için iaşeler ve barınaklar sağlamak, gençlerin iyi bir eğitim almaları ve meslek sahibi olmalarına imkan hazırlamak, insanların ve diğer canlıların yararlanması için tarım ve hayvancılık alanında faal olmak, şehircilik ve çevre düzeni alanında duyarlı olmak ve emek sarfetmek Allah’ı hoşnut olduğu faaliyetlerdir.

Özetle balirtmek isterim ki “iyi olmak” ve Allah’ı razı eden bir hayata sahip olmak, ruhsuz, amaçsız, içi boşaltılmış bazı ritüelleri sürdürmek değildir. Aksine bütün bir hayatı “iyi”leştirmek, bütün insanların haklarına kavuştuğu bir düzeni kurmak, özgürce ve başı dik yaşamalarını sağlamak ve mutluluklarını artırmaktır.

Evet, Allah’ın razı olacağı bir hayat, iki cephelidir; biri dikey cephedir ki o cephede Allah vardır. O’nunla namazla, Kur’an mesajını okuyup anlamakla, dua ve günahlarımıza karşılık istiğfarda bulunarak irtibatımızı sürdürürüz.

İkinci cephe de yatay cephedir ki orada insanlar ve diğer canlılar vardır. Zekat, sadaka ve her türlü iyilik ve yardımlarda bulunarak irtibatımızı sürdürürüz. 

Her iki cephede kazanmamız için sorumluluklarımızı tam olarak yerine getirmemiz gerekir. Aksi takdirde sevilmeyiz ve bizden hoşnut olmazlar.

Selam ve muhabbetlerimle… 



YAZARLAR