Nuri YILMAZ


Belediye Seçimlerinden Ne Kadar Ümitli Olalım?

?Değerleri temsil etmek? fikrindeki naiflikle ?imkânları Müslümanların lehine kullanmak? fikrindeki pragmatizm ve kayırmacılık bir araya gelebilir şeyler değildi.


Belediye Başkanı olmaya niyetlenen bir arkadaşım, ?siyasete girsem ne dersin?? diye sormuştu, verilmiş bir kararı onaylatmak için. Ben de zaten bavulların hazır olduğunu görmezden gelerek ?niçin?? diye sordum; ?değerleri önceleyen bir Müslüman bu işi nasıl yapar, onu göstermek ve belediye imkânlarını Müslümanların lehine kullanmak için? cevabını verdi.

?Değerleri temsil etmek? fikrindeki naiflikle ?imkânları Müslümanların lehine kullanmak? fikrindeki pragmatizm ve kayırmacılık bir araya gelebilir şeyler değildi. Kayırmacılığın kendisi daha baştan değerlerin ihlal edilmesi demekti. Siyasetteki İslamcı çizgi kendisini ifade ederken, ?biz küfrün önündeki duvarız, ordunun önündeki akıncılarız; sizin adınıza savaş veriyoruz, bizim oluşturduğumuz güvenli alanda siz kirlenmeyin diye kirleniyoruz? diyegelmişti. Ve farklı İslam yorumları açısından düşündüğümüzde ?dar´ül harp? anlayışına sahip olan Müslümanlar bu söylemi meşru görebilmekteydi.

Ona dedim ki; ?´Ben savaşmaya gidiyorum´ diyerek siyaset yapmayı kendi fikir çizgim açısından doğru bulmuyorum ama tutarlı görüyorum. Eğer gerçekten sözüne sadık olursa benim nazarımda saygıyı hak eder. ?Ben değerleri temsil etmeye gidiyorum´ diyenleri ise takdir ediyorum. Ne var ki bu çok ağır bir sorumluluktur; başarırsa Allah´ın lütfu onunla birlikte olsun, başaramazsa ?bir kişi daha siyaset imtihanını kaybetti´ diyorum. Ama asla kabullenemeyeceğim şey ise ikisinin birbirine karıştırılmasıdır. Savaş fıkhında ?hile? denilen şeyin değerler penceresindeki adı yalandır. Savaş fıkhında ?ganimet? denilen şeyin değerler penceresindeki adı hırsızlık ve yolsuzluktur. Kendi safındakini korumanın adı adam kayırma, düşmanın adı ötekileştirme, düşmanına zarar vermenin adı zulümdür. Ve sen yeri geldiğinde değerlerden bahsedip, para, ihale konularında savaş mantığıyla davrandığında, tüm değerlerini bunlarla kirletmiş olursun.?

?Niye öyle olsun ki!? dedi; ?Ben gideceğim ve hem imkânlardan Müslümanların istifade etmesini sağlayacağım, hem de bir Müslüman bu işi nasıl yaparmış göstereceğim.?

Bütün İslamcılar siyasete böyle mi başlamıştır bilmiyorum, ama varılan sonun ortak olması başlangıç için de aynı şeyi düşündürmüyor değil.

Peki, niye böyle oluyor? Bunların hepsi kötü insanlardı da biz mi fark etmedik? Elbette ki hayır! Çoğunun bizden bir farkı yoktu.
Zihniyet yanlış; bu iki mantık bir arada bulunamaz

Kavramlar ve olgular, zıtlarıyla bir arada bulunamazlar. Bir arada bulunmaya zorlandıklarında kaçınılmaz olarak zıtlarına dönüşürler. Bir iyi ve bir kötü insan aynı mekânda bir arada bulunabilir ama aynı insan hem iyi hem kötü olamaz. Genel olarak iyi bir tutum sergiliyorken, ara ara bilerek kötülükler de yapabilen bir kimse kötüdür. Çünkü güvenilmezdir, ne zaman iyilik yapacağını ne zaman kötülük yapacağını bilemezsiniz. Tüm iyi halleri, bilerek yapılan az sayıdaki kötülüğün içinde eriyip yok olur ve geriye kötülük kalır.
Tabii bir de kötülük alışkanlık yapar. Başlangıçta mecburiyetler, zorunluluklar gibi ikna edici kavramlarla başlar, ama sonra doğallaşır. Her an, her şey için yapılabilir hale gelir.

Varsayalım bir kişi siyasete atılırken, ben kötülük yaparak iyiye ulaşacağım gibi karikatür bir tutum sergilemedi. Gerçekten halis niyetle sahip olduğu değerlere uygun bir görev ifa etmeyi hedefledi. Görev başı yapar yapmaz, yukarıdan ?falanca şahsı işe al, falan vakıf hayırlara hizmet ediyor oraya şu kadar para aktar? gibi talimatlar gelmeye başladığında, ya rest çekip yalnızlaşmak ya da âli menfaatler için görmezden gelmek gibi iki seçenekle karşı karşıya kalır. Talimatla adam almak kayırmacılıktır, ?öteki?nin vicdanında rahatsızlığa yol açar. Hoşnutsuzluğu besler ve kayrılanlarla ötekileştirilenler arasında husumet meydana getirir. Hangi hayra hizmet ediyor olursa olsun, kayıt dışı ve yasal olmayan yollarla yapılan para aktarımları ise bir çeşit yolsuzluk ve hırsızlıktır. Böyle bir destekleme yapılıyorsa, hangi inançtan olursa olsun hiç birinin kayrılmaması, hiç birinin desteklenmemesi gerekir.

Herhangi bir makam, bu usulsüzlüklere evet derse, istese de istemese de yolsuzluğun ve hırsızlığın ortağı demektir. Başlangıçta talimatlara göre kasaya uzanan el, bir vakit sonra talimatsız olarak da uzanmaya başlar. Usulsüzlük bir ahlak halini alır. Değerler denilerek çıkılan yol bir çamur batağında sona erer.

İşte bu şekilde siyaset, nicelerini öğüttü ve öğütmeye devam ediyor.

Tüm bunlar, dürüst kimseler uzak durduğu için mi oluyor?
Siyasete ve belediyelere eleştiriler yapılmaya başlanınca, taraftar olanlar hemen şu argümana başvururlar: ?Dürüst kimseler uzak durursa ortalık kötülere kalır.?

Gerçekten öyle midir? Şu an siyasette bulunanların hepsi kötü insan mıydılar? Bu sorulara ?evet!? diye cevap vermek büyük bir haksızlık olur. Şu an belli koltuklarda oturan insanların çoğu ?dürüst? kimselerdi. Ancak bugünkü siyaset yapma tarzı kimseyi temiz bırakmıyor. Çarkları arasında öğütüp kendisine uygun hale getiriyor.

Yanlışlık, siyasetin en tepesinden başlamakta. Yeri geldiği zaman en ulvi değerler adına ve en güzel sözlerle toplumun karşısına çıkanlar, toplumun önüne hedef koyarken o değerleri ağızlarına bile almıyorlar. ?Yeniden diriliş? ve ?büyük-lider ülke? söylemleri en geçerli değerler haline geldi. Oysa büyük, güçlü ve lider olmak tek başına sorun çözmez. Unutmamak gerekir ki, dünyada sokakta yaşayan insan nüfusunun en fazla olduğu ülkelerden biri, aynı zamanda dünyanın en güçlü ve en zengin ülkesi(ABD)´dir. Belki de binde biriyle tüm evsizlerin sorununu çözebilecek olan devasa bütçeler, sokakta yaşayan yüzbinlerce insanın hiçbir işine yaramaz. En gelişmiş teknolojiye sahiptirler, liderdirler ama sokaktadırlar. Onlara hiçbir faydası dokunmayan üst düzey imkânlar, güçlü ülkenin sadece güçlülerine hizmet eder, güçsüzlerine değil.

Büyüklük, güçlülük ve liderlik tek başına mutluluk getirmez, tek başına adaleti garanti etmez, erdemli olmayı sağlamaz. Ve haddizatında bunlar insani değil ilkel hayvani dürtülerdir. İnsan, adalet ve doğruluk adına güç talep eder. ?Gücün adalet için olması? ise adaletin birinci değer olmasına bağlıdır. Sürekli yeniden diriliş türkülerinin söylendiği bir ortamda ?elbette en yüce değer adalettir? demenin bir anlamı olmaz.

Nitekim siyasetçi ?yerlilik? ve ?millilik? talep etmiyor mu? Talep edilen ne adil olmak ne dürüstlük ne de ahlak! Siyasetçi ?ben hırsızlık yapmayacak bir aday istiyorum? demiyor. ?Ben söz konusu olduğumda dahi adaletten taviz vermeyecek kimseler istiyorum? demiyor. Güçlü ülke için, en yüce değeri millilik olan kimseler talep ediyor. Bu ülkede en fazla izlenen diziler, başrol oyuncusunun ülkesi için kanunları çiğnediği, ülkesi için çaldığı ve ülkesi için vurduğu dizilerdir. Yani adalet talep edilmediği gibi adaletsizlik pompalanmaktadır.

Bu tarz siyaset kimseyi temiz bırakmıyor. Her gireni öğüten ve kendisine benzeten bir mekanizmadır bu. Zihniyet değişmedikçe böyle de olmaya devam edecektir.

Yanlış yöntemle doğru menzile varılmaz

Kadimler, yanlış yöntemlerle doğru hedeflere varılamayacağını anlatmak için, ?hedef özden bir parçadır? demişlerdir. Takip edeceğiniz yöntem, varmak istediğiniz menzile uygun olmak zorundadır. Kirlenerek temiz topluma, ahlâksızlık yaparak ahlâk toplumuna, haksızlık yaparak adalet toplumuna ulaşamazsınız. Kirleten bir yoldan geçmeyi tercih ettiyseniz, yanınızda kirlenmeye razı insanları bulursunuz ki çoğu zaten muhtemelen kirli kimseler olacaktır. Menzile yaklaştığınızı düşündüğünüzde ?kirlilik sona erdi, artık temiz toplum zamanı? derseniz, karşınızda ilk olarak kirli veya kirlenmeye alışmış insanları bulursunuz. Değişmek isteseler de değişemezler. Siz onları değiştirmeye kalktığınızda ise beraber kirlenmiş olduğunuz için tüm açıklarınızı bilirler ve sizin başınızı yerler. Kendi sonlarına giderken sizi de beraberlerinde götürürler.

Peki değişim olmaz mı? Hiçbir şekilde doğru menzile varılmaz mı?

Elbette ki varılır, varılacak.

Ama kirlilerle değil, kirlilerin ardından gelecek temiz kimselerle. Siyasetin zihniyeti değiştiği zaman. Bir arada olmazları bir araya getirmekten vazgeçtiği zaman. Güç, büyüklük, yerlilik, millilik gibi ilkel dürtüler birinci kriter olmaktan çıktığı zaman. Adalet ve dürüstlük talep edildiği, layık olmayanlar dışlandığı zaman. ?Yoksulun ve yetimin malıdır? diyerek en ufak bir yolsuzluğun hesabı sorulduğu zaman.

Bugün talep edildiğinde bugün, yarın talep edildiğinde yarın; siyaset anlayışı o kıvama geldiği zaman?

 


YAZARLAR