Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


BATI’YI KORKUTAN SES

Ömer Naci Yılmaz 'ın yeni yazısı;


 

Tarih boyunca Batı, Doğu’dan gelen her türlü hareketten korkmuş ve olup biteni endişe ile karşılamıştır. 3. ve 4. Yüzyılda meydana gelen Kavimler Göçü Avrupa’nın nevrini döndürmüş, ülkeler ve sistemler yer değiştirmiştir. Asya’da durumun yaşam için olumsuzlaşması Türk lider Balamir önderliğindeki topluluklar Avrupa’ya doğru yol almıştır. Ostorogotlar ve Vizigotlar Türk akınları karşısında tutunamayınca önlerine çıkan kavimleri de daha Batı’ya göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu Türk hareketi öyle bir ses getirmiş ki Dünyanın siyasal tanrısı kabul edilen Roma İmparatorluğu 395’te ikiye ayrılmıştır. Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476’da yıkılmış, Avrupa Hun Devleti kurulmuştur. Bu gelen Türk Devleti Avrupa’yı/ Batı’yı korkutmuştur.

Avrupa’nın kalbine hançerini sokan Atilla Roma’ya doğru yol alırken, Papa aman dilemiş, elçiler göndermiştir. Margus (Bugünkü Orasje- Dobruca) şehrinde, halkın huzurunda Atilla at üzerinde olduğu halde Plinthas başkanlığındaki Doğu Roma elçilik heyetine isteklerini kabul ettirmiştir. (Margus Antlaşması M.S. 434) Doğu Roma elçileri anlaşma maddelerinin ağır olduğunu söyleyince Atilla atını elçilerin üzerine doğru sürerek şöyle haykırmıştır: “Ya kabul edersiniz ya da harp!” Bu kararlı ses Avrupa’yı/ Batı’yı korkutmuştur.

M.S 638’de Roma İmparatorluğu’nun tasallutundaki Kudüs’e Hz. Ömer’in vurduğu İslam mührü, Batı’yı/ Avrupa’yı korkutmuştur. 1187’de Kudüs’te Selahattin Eyyubi’nin atının nal sesleri, Batı’yı/ Avrupa’yı korkutmuştur. 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Kudüs, Orta Doğu ve Mısır topraklarındaki izleri, Batı’yı/ Avrupa’yı korkutmuştur.

Muhammet Alparslan’ın 1071’de Malazgirt ile Anadolu’nun kapılarını Müslüman Türk milletine açması, Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın Bizans İmparatoru I. Manuil’i 1176’da Miryakefelon Zaferi ile mağlup etmesi Türk hâkimiyetini pekiştirmiş ve Anadolu’nun tapusunu almıştır. Bu gelen Türk yiğitleri Avrupa’yı/ Batı’yı korkutmuştur.

Sultan Muhammet Han’ın İstanbul’u fethettiği haberini alan Vatikan’daki Papa şu cümleyi kurmaktan kendini alamamıştır: “Bugün Hristiyanlığın utanç günüdür. İstanbul geri alınana kadar bu utanç ile yaşayın.” Papa’ya bunu söyleten Fatih Avrupa’yı ve Batı’yı korkutmuştur. Dünya siyasi tarihinde liderlerin nevrini döndüren ses yine Doğu’dan, Yine Müslüman bir Türk lider olan Reis’ten gelmiştir. İsviçre'nin Davos kasabasında 29 Ocak 2009'da Dünya Ekonomik Forumu (WEF) kapsamında düzenlenen "Gazze: Ortadoğu'da Barış Modeli" başlıklı panelde, Reis,  İsrail Cumhurbaşkanının yüzüne bakarak “Sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum.” dedi. Reis’in konuşması, moderatör tarafından kesilmeye çalışılmış, Reis de Ignatius'a dönerek ‘oneminute’ diyerek, kendisine müdahale edilmemesi uyarısında bulundu. Abdülhamit Han’dan sonra Dünya liderlerinin hadsizliklerinin yüzlerine vurulduğu ilk olması açısından çok önemlidir.

Dünya liderlerinin nevrini döndüren bir ses yine Doğu’dan, Yine Türk’ten ve yine Reis’ten gelmiştir. 74. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda liderlerin gözlerinin içine bakarak “Dünya 5’ten büyüktür.” diyerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan beş ülkeye ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’e gönderimde bulunmuştur. Bu sesleniş başlı başına hak ve adalet arayışının zalimlerin suratlarında Osmanlı tokadının yansımasıdır.

Reis’in sesi, milletimizin yüreğine tercüman olmuş, özgüven aşılamıştır. Sayın Devlet Bahçeli’nin dışarıdakilere ve içeridekilere had bildirmesi hissiyatımıza tercüman olmuştur. İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun söylemleri hem Batı’yı hem de içerideki devşirmelerini adeta çileden çıkartmıştır. Milli Savunma Bakanımız Hulisi Akar’ın söylemleri, Hariciyemizin yüz akı Mevlüt Çavuşoğlu’nun söylemleri Batı’yı ve taşeronlarını sinirlendirmiştir. Biz bu gür seslere yüz yıldır hasret kalmıştık.

Ayasofya Camii’nin 24 Temmuz 2020’de yeniden cami olarak ibadete açılması 567 yıl sonra Papa’yı da, Avrupa’yı da Batı’yı da korkutmuştur. Ayasofya’nın yeniden açılmasından sonra Batı’nın Türkiye, Reis ve İslam düşmanlığı daha da artmıştır. Batı için Türk korkusu ölüm korkusundan beterdir. İnsanlığa kim zulmediyorsa Rabbim onları Türklerle imtihan etsin,  korkularını ziyadeleştirsin.

Batı’nın korktuğu sesler hep Doğu’dan gelmektedir. Bir dönem Sovyetler Birliği korkusu, sonrasında Çin korkusu ve şimdilerde ise Türk korkusu Batı’nın ensesinde Boza pişirmeye devam etmektedir. Nöbette uyuduğumuz bir geçiş döneminde Osmanlı’yı yıktıktan sonra Anadolu’da istedikleri gibi at oynatanların oyunları artık birer birer bitiyor. Bize sadece ve sadece tarımsal üretimle mutlu olmanın hikâyeleri anlatıldı. 12 Eylül 1980 darbecileri, aylarca mercimeğin faziletlerini anlatarak aziz milletimizi uyuttu. Sanayi, Teknoloji, Endüstri kelimeleri adeta yasaklanmış gibiydi. Rahmetli Erbakan hocamız oyunu ilk fark edenlerden oldu, ağır sanayi hamlesini başlattı. Oyunu bozduğu için darbeye maruz kaldı. Yine oyunu fark eden rahmetli Özal, Savunma Sanayi Fonu’nu kurarak şerefli ordumuzun dışa bağımlılığını azaltmada önemli rol oynadı. Osmanlı’dan buyana bu aziz millete oynanan bütün oyunları fark eden Reis’imiz top yekûn bir kalkınma hamlesi başlatarak, her alanda milletimize giydirilmiş olan çaresizlik gömleğini çıkartıp attı, uyutulan bir devi yeniden uyandırdı. Büyük tarihçi Toynbee, “Osmanlı durduruldu, dev uyutuldu. Dev uyanırsa, kimse durduramaz!” demişti. Yüz yıldır yaşananlar, milletimize oynanan oyunlar, sağ sol kavgaları, Laik-Müslüman çatışmaları, Alevi-Sunni kışkırtmaları, PKK başta olmak üzere kurulan terör örgütleri, PKK başaramayınca devreye sokulan Fetovs… Tam yüz yıldır yaşananlar dev uyanmasın diyedir. İçeriden yıkılmıştır, yıkıldığımız yerden, yani içeriden Reis’le birlikte yeniden ayağa kalkıyoruz hamdolsun. Bu aziz milleti yüz yıldır kalaysız kapdan yemeğe zorlamışlardır. İşte ülke olarak yeniden kalaylı kaba, özümüze dönüyoruz. Artık çocuklarımız kalaysız kabın peşinde değil, Osmanlı ocağındaki kalaylı kabın peşinde olacaktır. Çünkü aziz milletimizin mayası böyle çalınmıştır. Üstad Yahya Kemal Türk (Osmanlı) çocuklarını anlatırken şu hususu önemle vurguluyor: “Doğarken kulaklarına ezan okundu, evlerin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler. Mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur’an’ın sesini işittiler. Bir raf üzerinde duran Kitabullahı indirdiler. Küçücük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler, kandil günlerinin kandilleri yanarken, ramazanların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, camiler içinde şafak sökerken tekbirleri dinlediler, dinin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler.” İşte bu çocukların varlığı bugün Avrupa’yı/ Batı’yı korkutmaktadır, korkutmaya da devam edecektir. Bütün bunlar olurken içimizde Avrupa/Batı adına hareket edenler, onların sesi soluğu olanlar hep var olacaktır. Bize düşen görev, onların unuttuğu Osmanlı’yı onlara yeniden hatırlatmaktır. Bundan sonraki korkularının adı “Osmanlı’nın Torunları.” olmuştur. Bu onur bizim için şereftir. Aziz milletimize bu onuru, şeref ve izzeti yeniden hatırlatan ve yaşatan Reis’imiz berhudar olsun.

 

 

 



YAZARLAR