Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyit Ahmet UZUN


BAŞÖRTÜLÜ ÖĞRETMEN FACİASI!

Seyit Ahmet Uzun;


Yobazlığın, nefretin, kinin, düşmanlığın böylesine korkunç bir şekilde cirit attığı küçük dünyasında bir öğretmenin “Rol Model” olma korkusu adamın kabusu olmuş. Hatta öylesine bir korku ki, dünyayı kuşatan büyük felaketi unutturacak kadar büyük bir kabus… 

Korona virüsü nasıl tehlikeli ve yaygınsa bu tür virüslerde öyle tehlikelidir. Çünkü bu virüslerde halkta kin ve düşmanlık tohumları yaymaktadır. Başörtülüyü “Rol Model” yapacağından korktuğu anlayış, bu güne kadar insanları böylesi basit bir ayrıma tabi tutmanın asla bir tarafı olmamıştır.

İnancın renginden böylesine korkan insanları görünce aklıma nedense hep Ebu Cehil gelmektedir. Cehaletin babası… Kendi gibi düşünmeyen insanların yaşamda karşılığı olmadığını sanan ve sadece kendi anlayışını yaşamın merkezine koyan cahiller. Asıl yobazlar bunlar değil de kimdir?

Sümeyye’nin inancına tahammül edemeyen Ebu Cehil, sanki bedenini Bedir’in kumlarında bırakıp, ruhunu Müslümanlarla savaşmak için bu adama ödünç vermiş. Gerçi böyleleri için Kur'an’ın çok net bir uyarısı ve tanımlaması vardır.

“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.” Al-i İmran/118

Bunların dost edinilmesi tabi ki mümkün değildir. Çünkü ayetin açıkça belirttiği gibi ağızlarındaki düşmanlık sadece nefretin görünen kısmıdır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür.

Can Ataklı diye birisi çıkıp televizyon programında haddi ve yetkisi olmayan sözler sarf ederek halkı, bu zor dönemde kin ve nefrete sevk etmeye çalışmaktadır. Belki insanlarımızın çoğunun gündeminde olmayan, insan olarak en doğal hakkını kullanan öğretmenimizin başörtüsünü bir sorun olarak gündeme taşımaktadır.

“Milyonlarca öğrenciye türbanlı öğretmeni rol model olarak vermek çok yanlış…”

“İlk gün türbanlı öğretmenle başlamak kadar facia bir şey olamaz.”

Galiba buna göre ikinci gün türbanla başlanılsa sorun olmayacak. Aslında bu tür insanlar monomani hastalığına yakalanmış bir zavallıdan başka bir şey değildir. Her şey kendilerinin etrafında dönmeli, her şey kendilerinin istediği gibi olmalı, herkes kendilerinin dediği gibi yaşamalıdır.

Kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayanlar cahil ve yobazdır. İşte bunlar için, bir inancın sembolü olan Başörtüsü kabullenilemez bir saplantı haline gelmiştir. Başörtülüyü gördüler mi sanki ucube bir varlık görmüş gibi yüzlerini asar, somurturlar.  

İlk gün başörtüsüyle başlanılmasının “yanlış” olduğunu belirtiyor. Yanlış ve doğru ahlaki bir yargı/değerdir. Başörtülü bir öğretmenin “Rol Model” olması hangi ahlaki ilkeye göre yanlıştır. Şayet kendisinin öznel yargısıysa, bu değerlendirme milyonları ilgilendirmez. Üstelik milyonlar adına konuşarak bir nevi şunu demek istiyor; “Siz aklını kullanamayan zavallılarsınız. Size ne verilirse alırsınız. Sizin yerinize ben tepki koyuyorum.” Bu yaklaşım milyonların aklıyla alay etmek ve onları yok saymaktan başka bir şey değildir.

Bu olayı evrensel insan hakları ve özgürlükleri çerçevesinde de ele alacak olursak, başörtülü bir öğretmen dersini bu şekilde anlatırken acaba herhangi bir insanın özgürlük sınırlarını ihlal etmekte midir? Şayet, “Ben bu görüntüden rahatsız oluyorum.” Denilecek olursa, başkalarının da “Rahatsız olma” özgürlüğünden rahatsız olunmaması gerekecektir. Bu da toplumda kaosa neden olacaktır.

Aslında konu üzerinde daha uzun durulacak önemdedir. Ancak başta dünya geneli olmak üzere özelde ülkemizde boğuştuğumuz salgından nasıl kurtulacağımızın derdi daha büyüktür. Şimdi sorumluluk bilincine sahip aydınların üzerinde duracağı konu, ayrımcılığı, nefreti kışkırtıcı konulardan ziyade, insanlığın aydınlığa nasıl çıkacağı, halkımızı bu belaya karşı nasıl uyaracağı meselesi olmalıdır.

Merhum Akif bir şirinde zaten bu tür insanlara gereken cevabı çok net bir şekilde vermiştir.

“Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne

Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne.”

                                                                                                                

 

 



Kubilay uçar
24.03.2020 00:24:40
Hocam dilinize sağlık

YAZARLAR