Mehmet BEYHAN


Barışı önce yüreklerde hâkim kılmak

Mehmet BEYHAN'ın "Barışı önce yüreklerde hâkim kılmak" adlı yazısı


Uluslararası dengelerin hızla değiştiği bölgemizin içine sürüklendiği kargaşadan çıkmanın yegâne yolu barışı savunmaktır. Bunun kolay olmadığının farkındayım. Çünkü barışı savunduğunuzda silah baronlarını karşınıza alırsınız.

Türkiye Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birleştiği bir coğrafya üzerinde bulunuyor. Dolaysıyla nasıl ki Türkiye’nin coğrafyası kıtaları birleştiriyorsa, izleyeceği barış siyasetiyle gönülleri de birleştirebilir.

Barış stratejisi Türkiye’nin tarihsel geçmişine ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM’de dünya sorunlarına yönelik yaptığı etkili konuşmasına da uygundur. Her ne kadar Milli Mücadele döneminde Ermenilerle karşılıklı istenmeyen acı olaylar yaşanmış olsa da altı yüzyıllık imparatorluk geçmişinde kitlesel katliamlar yoktur. Dolaysıyla Türkiye’nin hem coğrafyası hem de tarihi, barışı savunmaya elverişlidir. Barışı savunmak insanlığın onurunu, canını, kaynaklarını, kaderini geleceğini savunmaktır.

Temelde insan davranışları, akılcı nedenlere dayanır. O halde barış en akılcı yol değil midir? Ekonomik çıkar açısından da düşündüğümüzde de herkesin çıkarına uygun olan barıştır.

İbrahim Kalın’ın ‘’Barbar Modern Medeni’’ kitabında okuduğum çarpıcı bir tespiti paylaşmak isterim: ‘’Bugün Batı’nın medeniyet adına söyleyecek sözü tükeniyor. İslam dünyasıysa söyleyecek sözünü arıyor.’’ Bana göre bugün Müslümanların söyleyecekleri en etkili söz barıştır. Müslümanlar çatışmalara harcadıkları parayı, eğitime, bilime, düşünce kuruluşlarına harcamış olsalardı tarihin akışı farklı gelişirdi.

Peki, barış nasıl sağlanır?

Silah ve savaş baronlarının sahip olduğu imkânları göz önünde bulundurduğumuzda barışı savunmak ve sağlamak zordur ama mümkündür. Hep söylendiği gibi ‘’Bir problemi çözmenin en güzel yolu önce problemi anlamaktır’’ O zaman şu soruyu sormamız lazım; bölgemizde çatışmaya neden olan temel problemler nelerdir?

Birçok Müslüman ülkede süren çatışmaların kaynağı iç ve dış etkenler olmak üzere ikiye ayırılır. İç etkenlere baktığımızda ırk, inanç, mezhep temelinde olan farklılıkların yanı sıra kimin yöneteceği konusunu görürüz. Hâlbuki sahip olduklarımızın anlamını başkasının farklılığı üzerinden anlarız. O halde farklılıklarımız kendimizi anlamamız için gerekli ve çok kıymetli bir değer değil midir? Korumamız gereken bir değer nasıl oluyor da çatışmaya neden oluyor?

 Kimin hükmetme konusuna gelince, herkesin hakkını, hukukunu koruyacak ilkeleri belirleyip ittifak etmek lazım. Hem kendi tarihi tecrübemizden hem de insanlığın tecrübesinden de istifade edilebilir. Kaynakların kullanımı belirlenen ilkeler çerçevesinde toplumun refahına harcanmalı. Çatışmaya neden olan dış etkenlere gelince, onlar çatışma üzerinden kurdukları saltanatlarının devamı için barışı istemezler elbette.

Bilinmelidir ki, tüm insanlığın çıkarı adalet ve barışta yatmaktadır. Türkiye uzak ve yakın tüm coğrafyalar için barışı teşvik etmelidir. Barışı, önce zihnimize ve yüreğimize hâkim kılarsak topraklarımıza da hâkim olup tüm insanlığı kuşatacaktır.



YAZARLAR