Aziz DARICI


BANA DOĞAL OLAN BİR ŞEY SÖYLEYİN

Yazarımız Aziz DARICI'NIN 'YENİ' YAZISI...


Ağzımızın tadı bozulalı çok oldu. O kadar çok kirlenmişlik ve yapay hayat yaşıyoruz ki; fıtratlarımız değişti. Doğallığımızı kaybediyoruz. Ne yediğimizden, ne de içtiğimizden tat alıyoruz. Dahası hayatlarımızdan tat alamaz olduk. Çıkarcı, bireysel ve bencil tercihlerimiz bizi bizden bile soğutuyor. Ellerimizle bozduk hayat hikayelerimizi. Modernizmin albesine kapılarak yaşadığımız hayatlar; tüm ağzımızın, yüreğimizin tadı olan her şeyi bozdu. En çıkmaz sokağımız ise bu tespitin bilgisi bizde hasıl olmasına karşın; hala yürüyüşümüzün yapay olması.

Doğal ve fıtrat alanını her terk edişimiz  bizlerin huzur ve mutluluğa olan darbemizdir. Yoksa nasıl açıklayacağız onca nimet içinde huzuru arayan garip mahluk konumuna düşmemizi... Allah bizi  ayetinde “O halde (Habibim) sen yüzünü bir muvahhid olarak dine yönelt. Allah’ın insanları yaratmasında esas aldığı o fıtrata uygun hareket et...” (Rum Sûresi, 30/30) davet ederken; insanlığın bu fıtrat dininden, İslam'dan uzaklaşmanın kendi sonu olduğu bir kez daha hatırlatıyor.

Yediklerimiz, içtiklerimiz yapay olduğundan, doğal olmadığından; tüm vücudumuzda, ruhumuzda arızalar çıkmakta. Sağlıklı yaşam kalitesi bunca nimete rağmen sağlanamamakta. Doktorlar, tıp uzmanları doğallığa davet ederken; bir taraftan yazdıkları reçetelerle insanın doğal yapısını bozacak ilaçlara kapı aralıyor. Sektör haline gelen sağlığımız, üç kuruş para için insanın huzurlu yaşamına göz dikmediğini kim söyleyebilir. Batılı yaşamın dayatması olan hazır ve hızlı  yemek genç neslin ruhuna musallat olmuş durumda. Sofra etrafında, bismillah ile başlayan aile bireyleri; dua ile taçlandırdıkları yemek kültürünü terk etmiş durumda. Yerel üreticilerimiz bile artık doğal olmayan yöntemleri kullanarak, çok para kazanma hırsına yenik düşmekte. Yoğurdun, peynirin, yağın doğal olanını bulmak zorlaştı. Domates, salatalık, karpuzlarımız hormonsuz nerede ise üretilmiyor. Arılara vahyeden Allah,  arılara açtığımız doğal olmayan kapıdan içeri girerek glikoz ve şeker nöbeti geçiriyor.

Taze ekmek kokusunu içine çeken kaç kişi var aramızda... Ateşin üzerinde pişen çayın tadını tadan kaç kişi kaldı...Sabahleyin ilaç niyeti ile içtiğimiz pekmezi çocuklarına veren kaç var aramızda... Tavuğun yumurta yapması bekleyerek zaman geçiren, yumurta çıktığında ise koşarak eline aldığı yumurtayı annesi uzatarak taze ve doğal yumurtayı tüketen kaç aile var... Çocuklarımızın elinde gördüğümüz sağlıksız yiyecek ve içeceklerin çocukların fıtratları üzerindeki etkisini bilen zamanın ebeveynleri olarak, bu yozlaşmış yeme-içme kültürüne direnen kaç ev halkı var...

İnternet, televizyon, cep telefonu gibi teknolojik aletler ile olan bağımız toprak, su, güneş ve temiz hava ile bağımızdan daha çok oldu. Hz. Peygamberin vahiy meleğini gördüğünde "Gözün gördüğü yalanlamadı"  ilahi düstur; artık farklı bir boyuta geçti. Sanal medya; düzenbazlık, kurnazlık, sahte kişiliklerin uğrak yeri olmuş. Oluşturulmuş doğal olmayan tüm kimlikler satın alınma içgüdüsü, takdir edilme beklentisi, görünür olma çılgınlığı ile gözleri boyuyor. Hakikati, doğallığı bu ortamlara bulmak, çözmek gitgide zorlaşıyor.

Giyim kuşamımız renk cümbüşü ama yapaylıktan geçilmiyor. Elbiselerin üzerindeki kimyasal boyalar can sağlığımızı tehdit ettiği bilinen bir gerçek. Dar kesim furyası yüzünden kadın-erkek yürümekte bile zorlandığı elbiselerin içinde hapsolunmuş  durumda. Çocuklarımın elindeki oyuncakların kapitalist mantığın para kazanma çılgınlığı yüzünden kanserojen maddeler ile dolu. Apartman hayatlarının, güvenlik korkusunun yarattığı olumsuz psikoloji ile çocuklar toprak ile buluşamıyor. Her tarafı saran, doğal alanlarımızı hiçe sayan kapitalist düşünce mektebinin ürünü mühendis ve müteahhitler yüzünden betonarme hayatların içinde boğulmak üzereyiz. Güneşimizi, ayımızı, rüzgarımızı, yıldızlarımızı bizden çalıyorlar. Gökyüzüne doğal bir bakış atmayı bile özler olduk. Bunların yerine sanal yapılar ile bizleri avutmaya çalışıyorlar.

Hayatımıza renk katsın diye yapılan tüm doğal olmayan tüm tercihlerin, hayatımızın tuzunu, tadını kaçırdığını bilmeliyiz. Modern yaşantı tarzı;  hızlı yaşa, genç yaşa, lüks yaşa diyerek tercihlerimiz üzerindeki baskıyı arttırıyor. Fıtratımız ve doğallığımız büyük tehdit altında. Buna direnen toplumsal bir direnç hali olmadıkça bu olumsuz furya devam edecek. O zaman geldiğinde sadece bu olumsuz, doğal olmayan hayatı bize yaşatanlara  değil;  doğal olmayan hayatı gönüllü-gönülsüz bu hayatı tercih eden tüm insanları vuracak bir günün azabından korunmak gerekiyor.Vesselam...



YAZARLAR