Ömer Naci YILMAZ


BALFOUR DEKLERASYONU’NDAN FIRAT BARIŞ PINARI HAREKÂTINA

Yazarımız Ömer Naci YILMAZ'IN 'YENİ' YAZISI...


Bundan tam yüz iki yıl önceydi. Avrupa’dan gelen bir muhtar azası bile Osmanlıya posta koyuyor, fırça atıp gidebiliyordu. Payitahtı yolgeçen hanına çevirmişlerdi. Bu günlerde ABD’nin yaptığı İsrail hamiliğini o günlerde İngiltere yapıyor, kol ve kanat geriyordu. 1841 Viyana Kongresi ile başlayan Osmanlı Devleti’ni parçalama süreci, 1878 Berlin Kongresi ile yeni bir boyut kazanıyor ve diplomasi tarihine “Şark Meselesi” olarak geçiyordu. Rusya’nın sıcak denizlere inmesini önlemek amacıyla Osmanlı topraklarında Ermenistan ve Kürdistan devletçikleri kurmayı hedeflemişlerdi. Bu planları uygulayamadılar; ancak aziz milletimize çok acılar çektirip bedeller ödettiler. İlk aşamadaki Ermeni ve Kürt kartını devreye sokup sonuç alamayınca başka bir amaca hizmet etmek için ikinci bir Kürt kartını devreye soktular. Osmanlı/ümmet coğrafyasını paramparça edenler, şerefsiz Arapları (Bu ifadem emperyalistlerin tasmalı yönetici Arap aklı içindir, halk olarak Araplar kardeşimizdir.) Müslüman zannettikleri için Ortadoğu coğrafyasını, ellerine cetveli alıp kafalarına göre çizip küçük küçük devletler şeklinde kurguladılar. Bütün bunların bir tek amacı vardı. “İsrail’in güvenliğini sağlamak.” Bunu da başardılar. Ortadoğu’daki tüm karışıklıkların çıkartılma sebebi: “İsrail’in güvenliğini sağlamak, ömrünü uzatmak ve vaat edilmiş toprakları İsrail’e teslim etmekti.”

1897 Basel Yahudi Kongresi”nde elli yıl sonra devletimizi kuracağız diye yemin etmişlerdi. Bunu gerçekleştirmek için önlerinde büyük bir engel vardı. Sultan Abdülhamit Han. Öyle ise ne yapıp edilecek ve Sultan tahttan indirilecekti. Tüm azınlıkları harekete geçirdiler, ittihatçıları yemlediler, ahmak Müslümanları samanladılar ve ne yazık ki Müslümanların sayesinde İsrail devletini belki ellinci yılda değil ama elli birinci yılda 1948’de kurmayı başardılar. İkinci elli yıldaki hedef Arz-ı Mev’ud’u/ Vadedilmiş Toprakları ele geçirmekti. Önlerindeki engel Erbakan Hükümeti idi. Arz-ı Mev’ud’u gerçekleştiremediler ama önündeki en büyük engel olan Erbakan Hükümeti’ni 1997’de Türkiye’deki adamları sayesinde iktidardan indirdiler. Şunu çok iyi biliyorlardı. İsrail’in güvenliği için Araplar tehdit oluşturmuyor, oluşturamaz da. Tek tehdit oluşturan millet, Abdülhamit’in/ Osmanlının torunları Türklerdir/ Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkleri meşgul edecek her problem İsrail’in sigortası, kaskosu olacaktır. Rahmetli Erbakan hocamız uyarmıştı. Suriye’yi karıştırmak isteyenlerin asıl hedefi Türkiye’dir diye. Bugün ABD’nin Kürtlere sahip çıkıyorum ayaklarına yatması tamamen İsrail’in güvenliğini sağlamak amacıyladır. Yarın bir başka şey için anında satar. Onlar satar da satılan ahmaklar bunu bir türlü anlamak istemiyor. Osmanlının torunlarının top seslerini duyan PKK’lı kadının biri bağırıyordu: “Gavat Amerika nerdesin?”diye. Sahibini nasıl da tanıyor…

Irak’tan, Suriye’den ve Türkiye’den koparılacak coğrafya parçasına kurulmak istenen Kürt Devleti (!) Kürtler için değil; İsrail için ön karakol hükmünde olacaktı. Hamdolsun ki Mehmetçiğimiz, kurulmak istenen ön karakolu kurmak isteyenlerin başına geçiriyor. Bölgedeki tüm örgütler, İsrail’in güvenliğini sağlamak ve ömrünü uzatmak için kurulmuştu. Bu örgütlere vurulan her yumruk, İsrail’e vurulan yumruktur, Osmanlı tokadıdır. Harekâta karşı olanlar ve Türkiye’yi kınayanlar, Yahudi lobisinin güçlü olduğu yerler ve onlardan korkanların yönettiği ülkelerdir. Avrupa Birliği de, birlikten çıkmaya çalışan İngiltere de, ABD de böyledir. Cengiz Kavçakallı ağabeyimin dediği gibi: “Avrupa bizim Fırat Barış Pınarı harekâtımızı korkusundan elbette kınayacaktır. On tane PKK’lı teröristin başkentlerinin meydanlarını esir aldığı ülkeler kendi … korkularından bizi kınıyorlar.” Esir alınan ve hapishanelerde olan Deaşlıların ne olacağı telaşı Avrupa’yı sardı. Kendi vatandaşlarını bile alıp mahkeme etmekten korkuyorlar. Deaş silahı bumerang gibi gidip boyunlarına, ayaklarına dolanacaktır. Onlar operasyon sonrası Avrupa’yı bekleyen tehlikenin farkında olduklarından kıvranıp duruyorlar. Rabbim! Ne kadar yücesin ve nelere kadirsin. Atam Abdülhamit’in idare ettiği Osmanlı zamanında İngiltere’de Kraliçe Victoria’yı uyku tutmuyordu. Abdülhamit Hünkârımın torunu Reis’imin yönettiği Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sadece Avrupa’nın değil, tüm dünyanın zalim liderlerinin uykusunu kaçırdı. En çok da tasması ABD’nin elinde olan satılmış Arap liderlerinin uykusunu kaçırdı. Reis’imizi bize, aziz ümmetimize ve insanlık ailemize ikram eden Rabbime sonsuz şükürler olsun.

2 Kasım 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Yahudi asıllı Arthur Balfour, yayınladığı 21 kelimelik deklarasyonla Filistin’de Yahudi Devleti kurulması çalışmalarını başlatmıştı. Tamı tamına yüz iki yıl geçti. İsrail kendince Araplarla, Filistinlilerle birçok çatışmalara girdi, intifadalar yaşadı. Zaman zaman korktu. Barış Pınarı Harekâtı İsrail’in nevrini döndürdü. Nasıl döndürmesin? ABD’nin oluşturduğu örgütler, ABD’nin verdiği silahlarla güya İsrail için kurulacak ön karakolda Mehmet’im tarafından yerle bir ediliyor. Herhalde nevri dönecek, uykuları kaçacak. İsrail kurulalı 71 yıl oldu. İşin garipliğine bakar mısınız? Kurulduğunda İsrail’i ilk tanıyan ülke Türkiye/ İsmet Paşa idi. Şimdi ise ilk tanıyan ülke olan Türkiye İsrail’in Arz-ı Mev’ud/ Vadedilmiş Topraklar hayallerini bir kez daha suya düşürüyor, HAMDOLSUN.

Reis’im!

Davana olan sadakatim, Fırat Barış Pınarı Harekâtıyla bir kez daha perçinlendi. Ülkemiz, milletimiz, aziz ümmetimiz ve insanlık ailemiz için yaptıklarına bir kez daha şahitlik ediyoruz. Tüm benliğimizle yanındayız, yolundayız, davandayız. Ne samana bakarız, ne patates-soğana bakarız, ne de yanındakilere bakarız. Bir adama bakarız, bir de davasına bakarız ve yola devam deriz. Gazan mübarek, ömrün uzun, Rabbim yardımcın olsun.



YAZARLAR