Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyit Ahmet UZUN


BABAMLA HASBİHAL 

Seyit AHMET UZUN'UN YAZISI;


Masal Terapisti Seyit Ahmet Uzun

19 Haziran Cum 14:09 (10 saat önce)

 

 

 

 

İkindi vaktiydi. Hafiften rüzgar esiyordu. İçimi bir titreme tuttu. Ne olduğunu anlamadım. Yürüyordum. Ama dalgındım. Sessizliğimin dünyasında kopan fırtınalar beni ölümsüzlüğe yol almış insanların arasında buldu. 

"Hey Ahmet!"

 Sağıma soluma baktım. Kimsecikler yoktu. İrkildim. Mezarlık, sessizlik ve yalnızlık... Birden duyulan ses! Ruhumda med cezir...

Dikkatli ve ürkek yürümeye devam ettim. Mezar taşlarındaki yazılar dikkatimi çekti. 

"Hüvel Baki" 

Baki, sonsuz olanın Allah olduğunu haykıran sessiz çığlıklar, kalabalıkların arasında, avm'lerde, lüksün, ihtişamın ruhu felç ettiği mekanlarda dağılıp gidiyordu. 

İçimden sözlere bağlılığımı belirten bir dua yükseldi. 

"İşittik ve itaat ettik."

Acaba gerçekten itaat ettim  mi diye düşünerek yol alıyordum ki bir serçenin tatlı ötüşünün eşliğinde... 

"Hey Ahmet!"

Aynı sesi tekrar duydum. Yüreğimde kontrol edilemez bir heyecan. Kalp atışlarım hızlandı.

"Acaba bırakıp gitsem mi?" Diye düşünüyordum ki babamın mezar taşını gördüm. "Celal Uzun" 

Her zaman yürüdüğüm yolu nasıl geçtiğimi hatırlamıyorum. Gözlerim babamın mezarında, duygularım ise duyduğumu sandığım sesteydi. 

"Kim var? Ses verin!"

Kendi sesimden başka bir ses duyulmuyordu. Sadece bir serçe, zeytin ağacının üstünde bana bakarak ötüyordu. 

"Galiba kuş sesini farklı bir şekilde duydum. Mezarlığın sessizliğinden etkilendim." Diyerek kendi kendimi teskin etmeye çalışıyordum. 

Mezarın başına gelmiştim. Babamla birlikte her zaman gelip oturduğumuz yere geçtim. Toprağın üstündeki otları temizleyip, gülleri sevdim. 

"Babam gibi kokuyorsunuz sevgili güller! O da gelip burada otururdu. Ve ruhuna fatiha okurdu. Ah babam!"

Dalmıştım anılara. Babamı yad ediyordum. Onunla geçirdiğim günleri düşünüyordum. Mezar taşına başımı koyduğum zaman son gecesinde elinden tuttuğum an canlanıvermişti. Gözleri kapalı, makinaya bağlıydı. "Ne olursun aç, aç gözlerini baba! Bak yanındayım, yanı başında, son bir kere gül ne olursun babam!"

"Hey Ahmet, Ahmet!"

Kuş sesleri mezarlıkta yankılanıyordu. Ama hala o sesin nereden geldiğini bulamamıştım.

"Kim var, kim sesleniyor bana? Çık, çık ortaya!"

Ama görünürde kimsecikler yoktu. Yine bir serçenin ağacın üstünden bana bakışına takıldı gözlerim. Ona bakarken birden omuzumda bir elin ağırlığını hissettim. Neredeyse yüreğim yerinden çıkacaktı. Kalbimin atışlarını kontrol edemiyordum. 

"Hey Ahmet, baksana oğlum!"

Omzumdaki eli usulca tuttum. Emekçi nasırlı ellerini nasıl unuturdum. İnşaatta birlikte çalıştığımız günler bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Sonra bakkal dükkanını açtığında Kur'an dinlediği zamanlar... Ama hala dokunduğum elin sahibine bakma cesareti gösteremiyordum. İçimde fırtınalar kopuyordu. " Babam! Hobaplı Celal! Sen, sen olamazsın, çünkü..."

"Hey Ahmet hala dönmeyecek misin bana?"

"Aman Allah'ım! O, evet, evet bu o! Bu onun sesi!" Derin bir nefes aldım. Bütün gücümü topladım. Elin sahibini görmek için yavaşca başımı çevirdim. Kalbim yerinden fırlayacaktı sanki. Fal taşı  gibi açılan gözlerimle ona bakıyordum. Bir mezar taşına, bir ona gidiyordu gözlerim. O gülümseyen, cennet kokan gözleriyle bana bakıyordu. 

"Hey Ahmet!"

Sesin sahibini bulmuştum. Oydu, evet o, babam Hobaplı Celal'di. Yerimden fırladım, kollarımı açıp bütün zerrelerimle sarıldım. 

Cennet kokuyordu. Elleri saçlarımda gezinirken gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu . 

"Baba, sen!"

"Evet ben oğul,  benim,  baban Hobaplı Celal! Öldüğümü söyleyecek, nasıl olur diyeceksin değil mi?"

O konuşurken, ben derin derin nefes alarak kokusunu içime çekiyordum. Söz söyleyecek durumda değildim. Sevdiğim, canım babam yanımdaydı ya gerisinin önemi yoktu. 

Beni usulca yere oturttu. Kendisi de karşımdaydı. Başımı "Celal Uzun" yazan mezar taşına koymuş, onu dinliyordum. Bana doğru uzandı. Nasırlı eliyle yanaklarımdaki gözyaşlarımı sildi. 

"Oğul ruhlar ölmez. Ölen ruhun zindanı bedendir. Ve o ölünce insan özgürleşir. Ben şimdi berzah aleminde özgürüm. Sizlerin gelmesini bekliyorum. İnanç ölümü karanlığın sonsuzluğu olmaktan kurtarıyor. Bak şimdi seninle birlikteyim. İnananlar için ölüm mutluluğun sonsuzlaşmasından başka bir şey değil. Haydi bakalım sil gözyaşlarını. Bizim gözyaşlarımız sevdiklerimizin ölümüne değil, yaşarken Allah'tan uzak yaşantımıza olsun. Kalbini sakın Allah'tan uzaklaştırma oğul. Asıl cehennem odur."

Ben sadece durmuş onu dinliyordum. Gözleri ışıl ışıldı. Sözleri cennet meyvesiydi. Cennetten devşirdiklerini bana ikram ediyordu.

"Ahmet bak mezarımın toprağı kurumuş. Sulayalım mı?"

İkiletmem mümkün müydü? Hemen doğruldum. Su bidonunu alarak hızlı adımlarla çeşmeye gittim. Suyu doldurup geldiğimde, mezarının başında yine ruhuna fatiha okuyordu. 

"Babam, ölmeden önce de sonra da kendi mezarına fatiha okuyan tek insansın." Diyerek gülümsedim. 

O sırada zeytin ağacının üstündeki serçenin cıvıltısını duydum. Sanki o da bizim birlikteliğimizden duyduğu mutluluğu paylaşıyordu. Su bidonunu yavaşça kurumuş toprağın üstüne döküyordum. O, karşımda durmuş bana bakıyordu. Sulamayı bitirdikten sonra yine mezar taşının yanına oturdum. Onu dinliyordum. Sözleri ninni gibiydi. Ruhumu okşuyordu. 

Baba, hayatın omurgasıdır. 

Onu görünce birden kendimi yeni doğmuş bir bebek gibi hissettim. Çünkü ben onun bebeğiydim. Anıları anlatıyordu. Benim bağ evinde damdan düşüşümü ve kucağına alıp fırat boyunca koşuşunu... Sonra inşaatta çalıştığımız günleri anlattı. Sesi cennet nefesi gibiydi. Gözlerim kapanıyordu. 

"Hey Ahmet!" İrkilerek gözlerimi açtım. Karşımda babam yoktu. Ayağa fırladım. "Baba! Babaaaa!"

Sesim mezarlıkta yankılanıyordu. Ama serçelerin tatlı cıvıltılarından başka bir karşılık yoktu. Sağa sola baktım. Yoktu. Boş bidon orada duruyordu. Ve zeytin ağacının üstünde öten bir serçe...

Mezar taşına baktım. "Ruhuna Fatiha" diyordu. 

 

 

 



YAZARLAR