Aziz DARICI


İKİ ALEM SONU..?

Aziz DARICA; "Sen değerinle ve düşüncenle, iki aleme de bedelsin; ama ne yapayım ki, kendi değerini bilmiyorsun." Mevlana


"Sen değerinle ve düşüncenle, iki aleme de bedelsin; ama ne yapayım ki, kendi değerini bilmiyorsun." Mevlana

Bedeli ödenen şeyin kıymeti daha çok bilinir. Daha çok sahiplenme duygusu ile yaklaşılır. Evinde bir çoğumuzun içemediği evdeki çorbanın, bedelini ödediğimiz çorbacıda daha başka içildiğine kendi nefsimizden ve kendimiz dışındaki nefislerden şahidiz. Bedeli olan çorbanın kasesine kaşıklar bir başka daldırılır. Evdeki çorbanın günahı ne... Ona da bir bedel ödenmemiş mi... Diye sorabilir insan. Doğru ödenmiş ama unutulmuş... Unutuluyor...

İnsanın dünya serüveni de bu örnekte ki gibi işliyor. O yüzden Cennet'in değerini bilmeyen insan, cennetinden kovuluyor. Hazır gördüğü ve hiçbir bedel ödemediği Cennet'in kıymetini bilemedi. Nefsine ve şeytanın dürtülerine kanarak, ilahi emri unutuverdi. Bir aleminden oldu. Hem de sonsuz bir nimet aleminden...

İnsan; şimdi ki alemine geliş sebebi olarak işlediği hatayı telafi için gönderildiği dünya mekanın kıymetini bildiğini söylemekte zor. Meleklerin kan ve gözyaşının tarifini yaptığı mahlukat için geçen her zaman dilimi, yeni zulümlerin adresi olarak yine "insan" diye haykırıyor. İnsanoğlu; Mevlana'nın yukarıdaki sözün gerçeğini anlatan hayat hikayesinde ne yazık ki ikinci alemini de kaybediyor. Bedelsiz tattığı her şeye nankörlük gösteren bir bakışla, modernizmin her türlü kışkırtıcı ayartmalarına baştan teslim bir ruhla yaşamına devam ediyor.  En kötüsü rahatsızlık duymuyor. Sanki vicdan körelmesi yaşanıyor.

İlahi öğretinin hayata nüfus etmediği tüm zaman dilimlerinin hüsran ile sonuçlandığı bilmek için illa ahrete göçmemiz gerekmiyor. Dünyada yaşanan burhanların, başa gelen musibetlerin, sonumuzu getiren helakların hakiki gerçeğini iyi okumak gerekir.  İki alemde hüsran ile geçen hayatlarında,  hiçbir zaman sahip olamayacağı dünyalık meta için onca bedel ödeyen insanlar; tekrar Cennet'i kazanma adına niye bu kadar isteksiz ve gamsız bir hayata razılar. Allah'a boyun eğmeyen başların, nice kişi ve kurumlara eğildiğini gördükçe; “Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür” (Adiyat-6) ayeti bizim gerçekliğimizi haykırıyor.

Her alanda kaybedilmişlik psikolojisi yaşayan bizlerin, tekrar dirilişi iki alemimizi ihya etmekten geçiyor. Bunun için kendi değerini iyi bilmesi ve ölçmesi lazım. Eşref-i mahlukat olan insanın, eşref-i safiline giden çizgisini değiştirmesi, Allah'a olan imanın tadına varması gerekiyor. Dünyalık tüm çırpınışlar, uğraşlar, didişmeler insanın değerini düşürüyorsa; insana değer katan değerler ile buluşma gerçekleştirmek için toplumsal bir gayretin içine girmek lazım.

Rahata ve konfora alışan bizlerin bedel ödenmesi gereken bir süreci nasıl başlatacağı, ahiretteki bedelin telafi edilemeyeceği gerçeğini bir an önce nasıl pratiğe aktaracağı gündemdeki yerini her zaman koruyor. Allah'ın dininden uzaklaşarak bir şey kazanamayacağını, bilakis her şeyi kaybedeceğinin farkına varması gereken insanın; Kur'an ve sünnete tüm bedeni ve ruhu ile sarılması gerekir.

Yalan ve sahte kimlik ile yaşamlarına devam eden tüm insanların dünyası zifiri karanlıkta. Battıkça batası geliyor timsali bir sahte hayatların içinde debelenip duruyor. Dürüst ve erdemli olmak geride bırakılmış. Büyüme-gösteriş-görünme  tutkusu aldı başını gidiyor. Kıymetli varlık, kıymetli hayatını mahvediyor ama bunun bilincinde olmadan zaman tüketiyor.

Üç günlük dünya alemi için bunca bedel ödeyen insanın, sonsuz hayat alemine bu kadar uzak düşmesini akıl tutulması değil de nedir... Anlaşılan bedelini ucuza aldığı sandığı  şeylere karşın, insanın kendine gelmesi için bedeli ağır olan bir cezaya gark olması gerekiyor.  İşte helaka müstahak  olmakta tam böyle bir şey herhalde...Vesselam...



YAZARLAR