Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


AZAMET VE İHTİŞAM

Musab Aydın'ın yeni yazısı;


 

Sevgili dostum,

Eskiler “Zarafet azameti sevmez” demişler. Oysa günümüz insanı şatafatı seviyor, her şeyi ihtişam üzerine kurguluyor. Kendisine büyüklük izafe edecek çeşitli yöntemlere yöneliyor. Bu yolla hemcinslerinin bir adım önüne geçerek onlara güç ve azamet sahibi olduğunu ispatlamak derdine düşmüş. “Azamet ve ihtişam Allah’ın şanına, tevazu ise insana yakışır, kul haddini bilmeli” derdi babaannem. Bu bilince sahip erdemli toplumlarda tevazu sahibi övgüye mazhar olurken, şatafat ve azamet peşinden koşanlara itibar edilmezdi. Günümüzde ise bu durum neredeyse tamamen değişti. Artık geçerli akçenin azamet olduğu görülmekte! Modern zaman insanı, büyüklüğün ve ihtişamın önünde küçülürken, büyüklüğü de insanın küçüldüğü yerde aramaktadır. Zarafetten nasipsiz kalmış günümüz insanı her işini gürültüyle yapıyor, her konuda abartmayı ve göze sokmayı seviyor. Aslında bir değer ifade etmediğini bildiği halde bundan vazgeçmiyor. Bağırmak ve nara atmak anlamına da gelen bu hasletler her durumda göze batarken, zarafet ise yüreklere dokunmuştur. Bütün ihtişamıyla insanı ezerek öne çıkan azamete karşın, zarafetin derin bir ah veya mazlum bir inleyiş kadar zarif olduğunu görmekteyiz.

Kıymetli dost,

Hal ehli “Azamet kibirden, zarafet ise tevazudandır” demiş. Büyüklük taslayan insanoğlu, çoğu kez yaratılmış olduğunu göz ardı eder.  Bu hal üzere olanlar çok daha kaba bir görüntü ile toplumun önüne çıkmak derdine düşer. Bunu başarabilmek adına neredeyse sihirbazlık yöntemlerine başvurur. Günlük, sıradan işler dahi bir gösteriye, seremoniye dönüşüyor. Başta insanın kendisi olmak üzere her şey büyüklük ve şatafat ile ölçülüyor. Öyle ki özel yaşamın her karesi hatta mahremiyet alanları bile bir kurgu ile topluma ifşa ediliyor. Bunun için gerekirse ücret karşılığı profesyonel(!) yardımlar alınıyor. İnanmadığı halde, kendisini diğer insanlardan farklı ve büyük(!) bir konumda göstermekten haz duyuyor. Bu yönüyle âdete insanlar kendisi olmaktan utanır olmuş. Oysa inanç dünyamızda insan yüreğinin büyüklüğüne hayranlık duyulurdu. Gönül zenginliğine değer verilir, fikirler kıymetli görülürdü. Yüzüne karşı insanı övmek kabalık sayılırken, artık her şeyiyle övgünün konusu insanın kendisi olduğuna şahit oluyoruz. Bu yola yönelen insanlara  “İstediğin kadar sahiplen dünyayı, nasılsa çırılçıplak girdiğin bu kapıdan bir ince duman gibi süzülüp gideceksin.” demiş eskiler.

Aziz dost,

Huzuru, sürekli şatafat ve azamet peşinden koşarak arayan insanların yüreği hiçbir zaman sükûnet bulamamıştır. Bu yüzden kalplerini, zarafet ve huzurdan mahrum bırakmışlardır. Hiçbir yaratılmış azamet ve ihtişama layık görülmemiştir. Şatafatın görüldüğü her yerde insana yakışmayan bir manzara gözlerimizi tırmalar durur. Ancak dini yaşamlarıyla öne çıkan veya dindar olarak nitelenen insanların üzerinde daha eğreti bir görüntü verdiğine şahit oluyoruz. Zira tevazu İslam’ın temel düsturlarından sayılmıştır. Bu duygu hayatın her alanına hâkim olmalıdır. İbadetler dahi mütevazı bir hal ile ifa edilmelidir. Zira tevazudan uzak ibadetler bile ruhsuz birer ritüele dönüşüyor. Azamet peşine düşerek ruhunu kaybetmiş topluluklara “Toprağın üstü mezar, zevke dalmış ölüler, can sıkmaya yetiyor canlı kalmış ölüler.” demiş şair.

Kadim dost,

Yaşlılarımızın tecrübelerinden istifade etmiyoruz. Hayatımızın dışına ittiğimiz değerlerimizin yaşanmışlıklarını ve önerilerini dinleyemiyoruz artık. Oysa büyük bedeller ödeyerek yaşadıkları tecrübeleri ve nasihatleriyle daha kolay yol almamız mümkün olduğunu biliyoruz.  Yaşı ilerlemiş her insanın aklıselim ile konuştuğuna şahit olursun. En çok da dünyanın aldatıcılığına vurgu yapıyorlar. Dünyaya aldananların daha çok hataya düştüğünü söylüyorlar. Ozanın da dediği gibi “Cahildim dünyanın rengine kandım. Hayale aldandım boşuna yandım.” Ancak insanoğlunun cehaleti nihayet bulmuyor. Bir konuda bitse bir başka hususta kendini gösteriyor. Belki de yaratılmışların en bariz yönü budur.  Onun için vahyin muhatabı olmuştur. Bu sebeple sürekli Kur’an ayetlerine kulak kabartmalıyız.

Dostum,

Bu konuda Kur’an bize ne emrediyor beraber okuyalım Allah’ın ayetleri.

Lokman oğluna öğüt verirken ona şöyle dedi: “Sevgili oğlum! Allah’a ortak koşma; çünkü O’na ortak koşmak kesinlikle çok büyük bir haksızlıktır.”

“Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.”

“Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme, unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.”

 “Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin sesidir.”(Lokman Suresi, 13-17-18-19)

 

 



YAZARLAR