Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Bülent ACUN


Atakan’ı İzlerken Okumaktan Murat Ne?

Yazarımız Bülent Acun’un, Özgün İrade Dergisi 2020 Mart((191.) Sayısında yayımlanan yazısı...


Küçük Atakan’ın boyundan büyük kitaplarla haşır neşir olması nasıl can-ı gönülden bir takdiri hak ediyorsa, yine onun okumalarının neticesi olarak tezahür eden bir noktada özgüven patlaması olarak ta nitelendirilebilecek yine boyundan büyük laflar edip, onları destekleyici nitelikte tavırlar sergilemesi de en az o kadar sorgulanmayı ve eleştirilmeyi hak ediyor.

Türkiye günlerce Atakan Kayalar’ın henüz 10 yaşında kitaplarla kurduğu takdire şayan ünsiyetini konuştu.

Sözüm ona akıllı cihazların gençliğimizi kitaplardan ve okumaktan her geçen gün biraz daha koparıp, uzaklaştırdığı günümüzde küçük Atakan’ın o büyük başarısı doğrusu hepimizi heyecanlandırdı, sevindirdi, umutlandırdı.

Öncelikle 10 yaşında bir çocuğun 5 ayda 250 kitap okumasının altını çizmek ve onun kitaba ve okumaya olan bu azim ve aşkını can-ı gönülden bir takdir etmek icap eder.

Küçük Atakan’ın boyundan büyük kitaplarla haşır neşir olması nasıl can-ı gönülden bir takdiri hak ediyorsa, yine onun okumalarının neticesi olarak tezahür eden bir noktada özgüven patlaması olarak ta nitelendirilebilecek yine boyundan büyük laflar edip, onları destekleyici nitelikte tavırlar sergilemesi de en az o kadar sorgulanmayı ve eleştirilmeyi hak ediyor.

Burada asıl sorgulanıp, eleştirilip üzerinde durulması gereken husus, sadece 10 yaşında bir çocuğun sözleri, tavır ve davranışları değil elbette.
Bütün bunların ötesinde, üzerinde uzun uzun durulup düşünülmesi gereken husus okuma biçiminin insanın söylem ve eylemlerine olan derin etkisinden hareketle şu soruları sorup, bu sorulara layık-ı veçhiyle cevaplar arayıp bulmaktır. Ne okumalı? Nasıl Okumalı? Niçin Okumalı ya da yazımızın başlığındaki ifadeyle Okumaktan murat ne?

Bu soruların cevabına geçmeden önce ben Atakan’ı izlerken edindiğim bazı izlenimlerimi burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Okuduğu kitapların kendisini adeta küçük bir filozof haline getirdiği Atakan’ı izlerken kitabın ve okumanın o derin etkisini adeta iliklerime kadar hissettim ve kendi kendime şöyle dedim: “Okumak küçükleri büyütür, kitaplardan uzak kalmak büyükleri bile küçültür. Hiç kuşkusuz günlerini kitaplar arasında geçiren Atakan’la günlerini telefon, televizyon ve ekran karşısında geçirerek heba eden çocukları kıyas etmek caiz olmasa gerek. Bu zaviyeden Atakan’la diğer çocukların bilgi düzeyleri arasındaki o büyük fark bana şu ayeti kerimeyi hatırlattı;
-De ki; “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zümer suresi 9)

Atakan’ın 3 ayda 250 kitap okuması aklıma Cemil Meriç’in şu sözlerini getirdi: “Bütün kitaplar tek bir kitabın daha iyi anlaşılması için yazılır, okunur”

Atakan’ın felsefe merkezli daha çok batılı filozofların kitaplarını okumuş olması bana Mevlana’nın o meşhur pergel meteforunu hatırlattı.
Evet, şayet bir ayağımız kendi değerlerimizde sabit ise öbür ayağımızla bütün dünyayı dolaşmamızın herhangi bir mahsuru yok, hatta birçok faydası var.

Bunları düşününce Atakan’ın okuma serüveninde bizim irfanımızdan eserlerin olmayışı doğrusu beni bir hayli endişelendirdi.
Atakan’ı izlerken düşündüğüm şeylerden birisi de ülkemizde sayıları 67 bini bulan üstün zekalı çocuklar meselesi oldu.

Evet, üstün zekalı çocuklar noktasında acaba ne durumdayız? Onlara uygun bir eğitim sistemimiz var mı? Onlardan ne kadar istifade ediyoruz? Bu durumu yönetebiliyor muyuz? Türkiye’nin Atakan’ı konuştuğu günlerde kapılarını kitapseverlere açan “Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi” açılışının zamanlamasını da ben güzel bir tevafuk olarak okudum ve iki haberi zihnimde birleştirerek şöyle dedim;
-Milletin teveccüh edeceği kütüphanelerin açıldığı memleketlerde Atakanlar eksik olmaz.

Atakan’ın kendisiyle yapılan söyleşilerde eğitim sistemine getirdiği kendince köklü eleştirilerinin de bir kenara not edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu noktadan Atakan’ın yaptığı “önce ahlak ve terbiye” vurgusunu bütün kalbimle destekliyorum.

Medyanın Atakan Kayalar haberini daha önce hiç yaşanmamış bir hadise gibi konuyu ele alması beni hem üzdü hem de hayli güldürdü.
Çünkü İslam, ilim, kültür ve eğitim tarihine samimiyetle gerçekleştirilecek bir kaç adımlık seyahat bile bizim tarihimizin küçük yaşta ilim yolunda büyük destanlar yazan alimlerle dolu olduğu görülecektir.

Atakan’ın kitapla ve okumakla gündeme gelmiş olmasını fevkalade önemli ve anlamlı buluyorum.

Bu durumun milyonlarca yavrumuzu gayrete getirecek güzel bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Atakan’ın henüz 10 yaşında ileri yaşlarda sahip olunması gereken bilgilere vakıf olduğunu görünce kerim kitabımızın ayetlerini 23 yıllık bir zaman diliminde insanla buluşmasının derin hikmetini bir kere daha anladım.

Her bilginin bir vakti var. Vakitsiz bilginin insana verebileceği zararın vakitsiz besinden az olmadığına yeniden kanaat getirdim.
Ve şu soruya zihnimde cevaplar aradım. Kamil bir insan olabilmek için hangi bilgiyi hangi yaşta almalı?

Atakan’ı izlerken Kerim kitabımızın “OKU” emriyle başlayan ilk ayetleri geldi gözümün önüne. Bu ayetlerdeki her iki oku emrinden sonra Rabbimizin okuma eylemiyle mübarek ismini birlikte zikretmesinin üzerinde uzun uzun düşünüp, ardından şöyle dedim;
-Rabbimizin adıyla başlamayan ve onun ne kadar kerem sahibi olduğu bilincine götürmeyen okuma; insanı hikmete, hakikate ve marifete götürmekten uzak olan adeta kupkuru bir bilgi yığınıdır.

Evet, şimdi zannediyorum her biri bir kitaplık muhtevaya sahip olan yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarına gelebiliriz.

-NE OKUMALI?-

Varlığımızın idrakine ermek için öncelikle var edenin kerim kitabını okumalı. Kerim kitabımızı hakkıyla anlayabilmek için rahmet elçisinin (s.a.v) siretini, sünnetini ve hadislerini okumalı. İnsanlığın gerçek tarihini seçilmiş önderler kervanı olan peygamberlerin tevhid mücadelesinden okumalı. İnsanlığı kerim kitabın anlam deryasıyla buluşturmak için tefsir okumalı, fıkıh okumalı, naslardan neşet eden ilmihalimizi bilmek için.

İmanımızı yakin kılacak bizi her türlü şekten ve şüpheden uzak tutacak eserler okumalı. Yüce Dinin ahkamını ahlak ile tezyin edecek kitaplar okumalı. Aklımızı salim, kalbimizi ve zevkimizi selim kılacak eserler okumalı. Bize hikmetin sevgisini kazandıracak eserler okumalı.
İlim, kültür, sanat, fikir, tıp, felsefe, siyaset, iktisat gibi bizi ilme, irfana, hikmete ve hakikate götürecek, ne kadar eser varsa hepsini okumalı. Bizi bilinçli bir insan, şuurlu bir Müslüman kılacak. Hayatı vahyin hakikatleriyle inşa edecek eserler okumalı. İnsanı, dünyayı, hayatı ve eşyayı okumalı. Ve bütün bunlardan önce ve bütün bunlardan özge bütün bunları var edeni okumalı…

NASIL OKUMALI?
Kitapları Ağustos sıcağında, serin bir yaylada koyu gölgeli ağaçların dibinde otururken o tertemiz havayı derin nefeslerle içimize çeker gibi okumalı. Yine bir yaz sıcağının şiddetli hararetinde gürül gürül çağlayan şelalenin çelik gibi suyundan içer gibi okumalı. Kitapları fevkalade bir dikkat ve rikkatle okumalı. Mesleğinde mahir bir bahçıvanın itina ile çiçek sulaması gibi okumalı kitapları…
Belki her cümlesinin üzerinde dura dura fakat hiç durmadan okumalı. Düşünerek, anlayarak, yaşayarak, hazmederek okumalı…

NİÇİN OKUMALI? OKUMAKTAN MURAT NE?
Önce kendimizden geçmek sonra da kendimize gelmek için okumalı. Rabbimizi bilmek, hakikati bulmak, hak yolda müstakim olmak için okumalı. Hayat ile hakikat arasındaki bütün engelleri kaldırmak için okumalı. İki cihanda saadete, nimete, rahmete ve cennete nail olmak için okumalı. Rahmandan razı olmak ve onu razı etmek için okumalı. İnsan geldiğimiz dünyada insan kalmak ve insan gitmek için okumalı.

Sesimizi değil, sözümüzü yükseltmek için okumalı. Hilalin gölgesinde helale halel getirmemek için okumalı. Hakkı ve hakikati hakkıyla anlayabilmek ve anlatabilmek için okumalı.

Yazımın başlığında Yunus’un dilinden sorduğumuz sualin cevabını yine onun dilinden verelim;

“İlim ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen kendin bilmezsen
Ya nice okumaktır.
Okumaktan murad ne
Kişi Hakkı bilmektir.
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru ekmektir.”l



YAZARLAR