Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyit Ahmet UZUN


AŞK YOLSUZLUK VE HAKSIZLIKTAN KAÇINMAKTIR

Yazarımız Seyit Ahmet Uzun'un "yeni" yazısı...


“Bu dünya malı çekici ve tatlıdır. Kim gereği şekilde elde etmeye çalışırsa kendisi için bereketli ve hayırlı olur. Kim de Allah ve peygamberinin dağıtacağı ganimet malından değişik yollara başvurarak almaya kalkarsa kıyamette kendisi için sadece ateş vardır.”[1]

Hayat adalet üzere durmaktadır. Adaletin kaybolduğu bir dünya şirazesi kaymış bir binaya benzer. Yıkılması kaçınılmazdır. Hayatı yaratan Allah unun için evreni adalet üzere yani bir denge ve hak üzere tutar.

“Gökyüzü de O yükseltti, dengeyi yerleştirdi.” Rahman/7

Kur’an’da Allah’ın kendisi için söylediği ve beni Müslüman kılan en önemli ilke; kullarına haksızlık ve zulüm yapmayacağıdır.

Hiçbir şekilde yaptığından dolayı bir başkası tarafından sorgulanması, hesaba çekilmesi mümkün olmayan kuvvet ve kudret sahibi bunu kendisi için bir ilke olarak bize sunmaktadır.

“Muhakkak ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez, ama insanlar kendilerine zulmediyor.” Yunus/44

Zulmü kendisine ve kullarına haram kılan Allah aslında hayatın dengesine işaret etmektedir. Böylece insanlar için sunduğu dinin en temel ilkesini adalet olarak belirtir.

“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” Nisa-58

Bu kısa girişten sonra konumuzu açıklamaya geçebiliriz. Aşk, insanın kalbinden bu dengeyi kaydıracak her türlü zulümden uzaklaşmaktır. Beşerin adalet timsali Hz Muhammed (as) ganimet malından meşru olmayan yollardan pay almaya çalışanların gittiği yolun sonunu göstermiştir.

Bu dünyada belki kısa süreli müreffeh bir hayat ama nihayeti içinde bol bol eğleneceği(!) ateştir.

Allah aşığı insan, O’nun sevgisini kaybettirecek her şeyi terk etmeyi kendisi için en temel inanç ve ahlak prensibi olarak benimser. Haksızlığın boyutuna değil, kimin huzurunda kendisini rezil rüsva edeceğine bakar.

Yaratan, ölçüyü koyan, adaleti tesis eden ve insanlara dünya ve ahiret mutluluğunun yollarını gösterene saygısızlık olacak davranışlardan kaçınmak aşk erenlerinin en kutsal görevidir.

Aşka adadığımız söze konu olan olay ise özelde ganimet genelde ise devlet malını gizlice hakkı olmadığı bir şekilde alanlardır.

Buna çarpıcı bir örnek vermek gerekirse zekat toplama memuru İbnu’l-Lütbiyye’yi anlatabiliriz. Peygamberimiz bu şahsı zekat toplamakla görevlendirir. Bu kişi görevini tamamladıktan sonra zekat mallarını peygambere teslim ederken; “Şunlar size ait bunlar da bana hediye verildi.” der.

Bunun toplumsal bir olay olmasından dolayı Allah’ın peygamberi minbere çıkarak şu açıklamalarda bulunur: “Size söyleyeceğime gelince: Allah Teâlâ’nın benim idareme verdiği işlerden birine sizlerden birini görevli tayin ediyorum, sonra da o kişi dönüp geliyor ve bana diyor ki:

Şunlar size ait olanlardır; şunlar da bana hediye edilenler.

Eğer o kişi sözünde doğru ise, babasının veya anasının evinde otursaydı da kendisine hediyesi gelseydi ya! Allah’a yemin ederim ki, sizden biriniz haksız olarak bir şey alırsa, kıyamet gününde o aldığı şeyi yüklenmiş vaziyette Allah’ın huzuruna çıkar. Ben sizden herhangi birinizin, Allah’ın huzuruna böğüren bir deve veya  bir inek yahut da meleyen bir koyun yüklenmiş vaziyette mi çıkacağınızı kesinlikle bilemem.”

Sonra Allah’ın peygamberi koltuklarının altının beyazı görülecek kadar ellerini yukarıya kaldırıp:

“Allah’ım! Tebliğ ettim mi?” buyurdu.”[2]

Bir başka hadiste ise Ebu Mesud el Ensari, Allah’ın peygamberinin kendisini zekat tahsildarı olarak gönderirken şöyle dediğini anlatır; “Ey Eba Mesud git fakat seni kıyamet gününde zekat develerinden hıyanet ettiğin bir deve sırtında böğürür olarak geldiğini görmeyeyim!” bu söz üzerine Ebu Mesud; “Öyleyse ben zekat toplamaya gitmeyeyim.” Deyince Allah’ın elçisi; ‘Bu durumda ben de seni zorlamam.’ buyurdu.”[3]

Devlet memurlarının sahip oldukları imkan ve güç nedeniyle hak etmedikleri bir şeyi hediye olarak almalarının bile doğru olmadığını bildiren Allah’ın peygamberi, devlet malının ümmetin olduğunu vurgulayarak istismara açık bir kapı bırakmamaktadır.

Hırsızlığın en büyüğü devlet malını haksız yere zimmetine geçirmek olduğu gibi, aynı zamanda birinin girebilme ihtimali olan kadroya hak etmeyen birini yerleştirmek de hak hırsızlığıdır.

Kul hakkı... Devletin malına göz diken ve zimmetine geçiren ise ümmetin, milletin hakkına tecavüz etmiştir.

Hz Ali’nin abisi Akil, halife olan kardeşinden borç ister. Hz Ali o kadar parasının olmadığını söyleyince devlet hazinesini işaret eder.  “Sen halifesin vermek istedikten sonra kim hesap sorar?” der. Hz Ali ona hiç beklemediği bir cevap verir.

“Ey Akil akşama kılıcını kuşan gel! Birlikte tacirlerin para sakladıkları kasalarını soyalım. Paranı oradan vereyim!”

Akil şaşkındır. Ne diyeceğini bilemez. Öfkeli bir şekilde karşılık verir.

“Ali, ben senden borç istiyorum, sen ise eşkıyalık teklif ediyorsun!” deyince İmam Ali aslında neden böyle dediğini açıklar.

“Akil. Benim sana bir şahsın malını teklif ediyorum, sen ise bana ümmetin malına çökmemi istiyorsun. Bu hırsızlığın daha büyüğüdür.” der gönderir. Akil’in borcunu Şam valisi Muaviye karşılar. Akil bunun üzerine Muaviye’nin yanında Hz Ali’ye karşı savaşır.

Haksız kazanç beraberinde daha büyük bir zulmü ve felaketi getirecektir.

Allah’ın peygamberi ne güzel söylüyordu; “Dünya malı tatlıdır!” evet gerekten de tatlı ve cezbedici bir özelliği vardır. Önemli olan onu hakkıyla elde etmeye çalışmaktır. Mal, zevk, kazanç, altın, gümüş insanlara sevdirilen nimetlerdir. Burada dikkat edilmesi gereken hakkaniyetten, adaletten uzaklaşılmamasıdır.

Burada dikkat çeken başka bir husus daha vardır. Allah’ın peygamberi insani özelliğini belirterek, bir konuda hüküm verirken davacılardan kendisini daha iyi ifade edenin lehinde hüküm verebileceğini söyler. Ve şu uyarıda bulunur; “Ben kimin güzel konuşmasına dayanarak kardeşinin hakkından ona bir şey hükmetmiş isem ben, ona ateşten bir parça kesmişimdir. Sakın o hükümle kestiğim parçayı almasın.”[4]

İnsan kendisini iyi bilir. Dilini ihanetine, haksız kazancına perde yapanların dili cehennemde boyunlarına dolanacaktır. Aslında bu hadisten şöyle bir çıkarımda bulunmak da mümkündür; haksız olduğunu bildiği halde sırf para kazanmak için dava alan avukatlar da bu kapsama dahil olabilir. Çünkü burada da haksız bir kazanç vardır. Suçlu olan birini suçsuz, suçsuzu da suçlu gösterip onun üzerinden kazanç elde etmek hem iftira hem sahtekarlık hem de ihanettir. Bu yola elde edilen para da haramdır.

Sadece kazanmak, daha fazlasını elde etmek için hileye, sahtekarlığa, oyuna, tuzağa başvurmak hele bunun için gücünü, parasını, makamını kullanmak insanın kalbindeki ilahi aşkı ve merhameti öldüren çok etkili bir zehirdir.

Bunun panzehiri ise adaleti yüreğinde tesis etmektir.

Helallik dilemediği ve haksız yollarla elde ettiği malı sahibine iade etmediği müddetçe o kazanç kişi için cehennem odunu olarak hesap defterinin arasında saklı kalacaktır.

Bu hususta şu rivayet dikkat çekicidir. Özellikle bu olayın kahramanının savaş meydanında ve sözde şehitlik mertebesindeki bir şahıs olması olayı daha anlamlı kılmaktadır. Allah’ın peygamberine (as) bir kişinin şehit olduğu haber verildi. Bunun üzerine Allah’ın elçisi (as) şöyle buyurdu; “Hayır! Ganimet malından aşırdığı bir elbise yüzünden o kişiyi cehennemde gördüm! Ey Ömer kalk ve üç defa şöyle ilan et; cennete ancak müminler girecektir.”[5]

Şehit, canını Allah yolunda vermiş ve bu yolda bedel ödemiş insan… Ancak ya daha önceki gazalarda ya da farklı bir zamanda devlet malına ihanetin cezası olarak ateş yolcusu olmuş. Mümin. Her türlü ihanetten uzak duran ve haksızlıktan kaçınıp, güvenilir ve emin olan kimsedir. Sadece görüntüden ibaret olan dindarlık ve hak edilmeyen şehitlik mertebesi sadece dünyalık bir aksesuardır. Allah katında değerli olan adaletli, güvenilir, dürüst ve inançlı olan insandır.

Aşka gönül vermiş erenler birkaç kuruşluk dünya kazancı için fırıldaklık yaparak insanların malına çökmeye kalkmaz.  Aşkına talip olduğumuz Rab, bize bu konuda ciddi uyarılarda bulunmaktadır.

“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hâkimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.” (Bakara/188)

Allah’ın sözünü peygamberi de açıklamakta ve ciddi bir tehdit ve uyarıda bulunmaktadır.

“Allah’ın laneti rüşvet verenin ve alanın üzerinedir.”[6]

Bu husus öylesine hassas ki peygamberimiz Yemen’e vali olarak görevlendirdiği Muaz bin Cebel’i hareket edeceği zaman yanına çağırmıştır. Ona;

“Seni niçin çağırdığımı biliyor musun? Benim iznim olmadan hiçbir şey alma! Çünkü bu bir hainliktir. Her kim bu dünyada hainlik yaparsa kıyamet günü Allah’ın huzuruna o hainlikle getirilir. İşte bunun için seni çağırmıştım. Şimdi vazifene gidebilirsin.”[7]

Peygamberin izni belirlediği görev yetki alanı ve buna karşı alacağı ücrettir. Bu ücretin dışında herhangi bir şey almasının doğru olmadığını belirtmektedir.  Kişinin görev yetki alanıyla ilgili alacağı hediyeler yöneticiyi veya mevki sahibini hediye verene karşı gebe kılar.  Bunun için de yargı mührü, iktidar gücü, mevki yetkisi elinde olanların bu hususlara dikkat etmesi gerekir. Hz Ömer bu konuda birçok valisini görevden almıştır.

Bu yazımızı toparlarken son olarak şunun altını çizmekte fayda vardır; haksız kazanç sadece rüşvet değildir. İhalelere fesat karıştırmak, devlet malını kendi zimmetine geçirmek, raflardaki ürünlerin etiketlerini bencil hırsıyla –hiçbir gerekçe yokken- arttırmak, imara açılacak yerleri önceden bilip orayı yakınlarına peşkeş çekmek, karaborsacılık, manipülasyon da bu haksız kazançlardan bazılarıdır.

Allah aşkına gönül veren erenler kazançlarını haram, kul hakkı, şeri hilelerle kirletmezler. Zor bela elde ettikleri helal kazancı haksızlık ve yolsuzluk pisliğinde değersizleştirmezler.

Ticaretleri cehennem odunu olanların vay haline!

 

[1]Tirmizi/ c. 2 sf. 520- Buhari/Rikak 10

[2] Sünen-i Ebu Davud ve tercemesi- c. 3 sf.732Erkam yayınları

[3] Age sf 733

[4]Tirmizi c. 2 sf. 8

[5]Tirmizi c 2 sf 144

[6] Age c.2 sf. 7

[7] Age. c 2 sf. 6



YAZARLAR