Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


ANKARA BAROSU, EŞCİNSELLİK VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ.

Yazarımız Yusuf YAVUZYILMAZ'IN "KONUYA DAİR" ANALİZİ...


Ankara Barosu ve İHD’nin Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cuma hutbesinde zina ve eşcinsellik hakkında yaptığı açıklamaya verdiği tepki ve yayınladığı kınama metni gündemin ilk sırasına oturdu. Ali Erbaş’ın açıklamasına bakıldığında toplumsal nefret oluşturmak bir yana, doğrudan doğruya Kur’an’da açıkça ifade edilmiş yasakları dile getiriyordu. Ali Erbaş, Cuma hutbesinde şu ifadelere yer vermişti:  “Ey insanlar! İslam sarhoşluk verici ve uyuşturucu maddelerin içilmesini haram kılıyor. Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir.” Açıklama doğrudan doğruya Kur’an’ın değerlerini içeriyor. Bunun üzerine Ankara Barosu, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın cuma hutbesinde zinayı ve eşcinselliği eleştirmesini, basın açıklaması ile kınıyor; bununla da kalmıyor, İslam’ın temel değerlerinin hatırlatılmasını toplumda nefret oluşturan bir söylem olarak değerlendiriyor.  Bunu yaparken de İslam’ın yani insanlığın ortak değerlerine dil uzatıyor. Bu anlamda açıklama Ali Erbaş’ın şahsının çok ötensinde oryantalist bir nefret eylemini çağrıştırmaktadır. Ayrıca basın açıklamasında kullanılan "sesi çağlar öncesinden gelen bu şahsın" ifadesi son derece sorunlu bir değerlendirmedir. Çağlar öncesinden gelen ses nedir ve neden olumsuzlanmaktadır. Öyle görülüyor ki, bu ifade ile açıkça söylenmese de İslami değerler kastedilmektedir. Bu asla kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.

"Zina haramdır" ve "Eşcinsellik sapıklıktır."  hükümleri Diyanet İşleri Başkanının değil, Kur’an’ın hükümleridir. Bundan dolayı yapılan eleştiri Ali Erbaş’ın şahsına değildir.

Ankara Barosu veya İHD İslam dinine inanmama veya farklı bir dine inanma hakkına sahiptir. Ancak Müslümanların inançlarını bu şekilde oryantalist bir bakış açısıyla sorgulayamaz.

Eşcinselliği yasaklayan Kur’an konu hakkında şu ifadeleri kullanıyor. “Lût''u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: “Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz!” / “Çünkü siz, kadınları bırakıp da cinsel tatmin için erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz.” / Kavminin cevabı, “Onları (Lût ve arkadaşlarını) memleketinizden çıkarın! Çünkü onlar fazla temizlik taslayan insanlar!” demelerinden başka bir şey olmadı. / Biz de onu ve karısı dışındaki aile fertlerini kurtardık. Karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi. / Ve üzerlerine dehşetli bir yağmur (taş) yağdırdık. İşte gör günahkârların sonunun ne olduğunu!" (Aziz Kur'an, Araf:7/80-84)

Lut Kavminin helak edilmesinin tek nedeni eşcinselliktir. Dolayısıyla bu kötü eylem hiçbir ad altında bu meşrulaştırılıp, normalleştirilemez.

Diğer taraftan Kürt ulusalcılar tarafından verilen tepki de son derece sorunludur. PKK terör örgütüne karşı çıkamayan ve yaptığı her insanlık dışı katliamı farklı çözümlemelere meşrulaştırmaya ve masumlaştırmaya çalışan bir kesim olan Kürt ulusalcılar, Ankara Barosu ve IHD'nin ahlak ve hukuk dışı çıkışlarına karşı çıkacakları yerde karşı çıkanları eleştiriyor. PKK ve HDP'nin zina ve eşcinsellik tercihlerini, ailesiz yaşam fantezilerini bilindiği için gösterilen bu tepki şaşırtıcı değildir.  

Ankara Barosu ve İHD'nin yaptığı Ali Erbaş üzerinden İslam ile hesaplaşmaya çalışan, içinde yaşadıkları toplumun değerleriyle uyumsuz, kötü niyetli bir girişimdir.

Sosyolojik anlamda Kur'an kıssaları tarihte kalmış bir daha tekrarlanması mümkün olmayan anlatılar değildir. Tersine insanın her dönem önüne çıkabilecek kadar canlı anlatımlardır. Lut kavmi üzerinden Kur'an'ın mesajı şudur: Lut kavmi eşcinsellik sapkınlığında direndiği, tevbe imkanı verildiği halde bu imkanı reddedip küfürde direndiği için  helak edilmiştir. Yok oluşa sebep olan büyük bir günahtır. Bu büyük günah her zaman tekrar ortaya çıkabilir. Lut kavmi helak oldu ama Lutizm yaşıyor. Ankara İzmir Baroları ve IHD lutizmin günümüzdeki temsilcileridir. Bir haramın işlenmesi için belirli ortamın etkili olduğu açıktır. Ancak hiçbir durum, haram bir eylemi normalleştirmeye yetmez.
Eşcinsellik, tedavi edilmesi gereken bir sapıklıktır.

Olayı değerlendiren bazı yorumlarda, Lut kavminin eşcinsellikten değil de günahlarında ısrar etmelerinden ve tevbe etmediklerinden cezalandırıldığına dair bir yaklaşım görülüyor. Bu yaklaşım eksik bir değerlendirmedir. Kuşkusuz Lut kavmi günahta ısrar ettikleri için cezalandırılmışlardır. Peki, Lut kavminin helakine sebep olan ve uyarıldıkları halde ısrar ettikleri günah ne idi? Kur'an' da açık bir şekilde Lut kavminin neden helak edildiğini bildiriyor. Lut kavminin yaptığı günah Kur'an'da kadınları bırakıp erkeklere yaklaşmak diye ifade ediliyor. Lut kavmi elbette bütün diğer helak edilen kavimler gibi günahından dolayı cezalandırıldı. Günahı da eşcinsellikti. bir haram başka bir haram gerekçe gösterilerek savunulamaz. Çocuk istismarı gerekçe gösterilerek eşcinsellik meşrulaştırılamaz. İkisi de sapıklıktır.

            Olayın bir diğer tarafı da Türkiye’de odaların sorunlu yapısıdır. Öyle görülüyor ki, TTB bilimsel değil, ideolojik bir kuruluştur. Kendilerini sol/ laik/ Kemalist olarak tanımlıyorlar ve bir muhalefet odağı olarak misyon yüklenmişler.  TTB, mevcut yapısıyla ideolojik fanatizmin en tipik örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Artık ideolojik kuruluşlara dönüşen Meslek odalarındaki tekel ve odalara zorunlu üyelik mutlaka kaldırılmalıdır. Bu değerlendirmenin nedeni siyasal tutumları değildir, bu milletin değerlerine, inancına, yaptıkları görevin onuruna, en önemlisi ettikleri Hipokrat yeminine aykırı tutumları dolayısıyladır. Coronavirüs ile mücadelenin canla başla yürütülmeye çalışıldığı bu günlerde sürece katılmak ve katkı vermek, varsa eksikliklerini gidermek yerine, toplumu gerecek açıklamalar yapmak doğru bir tutum değildir.

Sorun din devlet ilişkileri, laik devlette dinin konumu, DİB'nın görev ve yetkileri ve sistem içindeki konumu değildir. Bu konuda her tür eleştiri ve tartışma yapılabilir. Sorun, Kur'an'da çok açık ifade edilen iki yasak hakkında ileri sürülen tavırdır. Bu tavır ahlaki değildir, insani değildir. Dahası inancın değerlerini aşağılamadır. Bu aşağılamayı eleştirenler, sadece Kur'an'ın değerlerine yapılan alçakça saldırıyı eleştiriyorlar. Konuyu saptırıp başka boyutlara taşımanın anlamı yok.

            Diğer yandan konunun bir diğer önemli yanı da İstanbul Sözleşmesi’nin yarattığı sorunlardır. İstanbul Sözleşmesi; Ak Parti, CHP, MHP, HDP partilerinin desteği; Erdoğan, Babacan, Davutoğlu, Abdullah Gül'ün imzasının bulunduğu bir sözleşmedir. Nasıl oluyor da hiçbir konuda oluşmayan konsensüs burada oluşuyor ve hala bu destek devam ediyor?

Belki eşcinsellik tartışmalarından çıkabilecek en hayırlı sonuç, davaya temel gösterilen İstanbul Sözleşmesinin yeniden tartışılmasıdır. İktidar açık açık çıkıp bu sözleşmeyi neden desteklediğini, desteklemeye devam ettiğini ortaya koymalıdır. Eşcinselliği onaylayan, normal gören, destekleyen kesimlerin namusunuz diyerek destek verdiği sözleşmenin, sizin açınızdan önemi nedir?
Anadolu'nun ruhunu oluşturan kadim değerlere ve İslam’ın özüne, toplumun sosyolojisine aykırı bu sözleşmeye neden sahip çıkılıyor?

İstanbul sözleşmesinin onaylayan, onaylanma sürecinde sesini çıkarmayan, eleştirmeyen kişiler çeşitli mazeretlere sığınabilirler. Ancak şimdi koşullar değişti; herkes sözleşmenin farkında. Peki, bugünkü sessizliğin anlamı ne? Hadi İktidarın suskunluğunu anladık. Peki, çeşitli gerekçelerle Ak partiden kopan ve farklı bir politik anlayış belirleyen Abdullah Gül, Davutoğlu ve Babacan bu süreci, tanık olduklarını, kimin veya kimlerin ısrarcı olduklarını niçin anlatmıyor ve kendi duruşlarını net olarak neden belirlemiyorlar? Anlaşılan herkesi susturan bir kahrolası sır var bu projenin altında. CHP, MHP, HDP ve Ak Partiyi aynı çizgiye getiren IP'nin de farklı düşünmediği bir büyük uzlaşma
Neden ve niçin?

İşin özü sahip olunan paradigma ile ilgilidir. Cinsiyet eşitliği temeline dayalı İstanbul Sözleşmesi başka bir değerler dünyasının ürünüdür. Batı değerler dünyası eşitlik değeri üzerinden hayatı anlamlandırır. İslam kadın-erkek ilişkisini eşitlik üzerinden değil, adalet üzerinden kurar ve bunun temel değerlerini de Kur'an'da belirlemiştir. Kesin olan şu ki, sadece Ankara Barosu ve IHD değil, modernist Müslümanlar ile bazı ilahiyatçı akademisyenler de Batının eşitlik değeri altında ezilmektedirler. Bu kompleks Kur'an'a modernitenin istediği değeri onaylatma anlayışını besliyor. Temel çatışma modernizm ile İslam arasındaki değerler dünyası ile ilgilidir. Türk modernleşmesinin yüzyılları kapsayan çelişkisidir bu. Tanzimat Döneminden başlayan bu arayış, Cumhuriyet Döneminde kökleşmiştir.

Temel soru, bizim hangi değerler dünyasının ışığı altında yaşayacağımız ile ilgilidir. Bu konuda devlet ile Müslümanlar aynı değerler dünyasını sahiplenmiyorlar. Sorunun asıl kaynağı da budur.



ali türkan
10.06.2020 16:53:25
Müslüman aydın vızıltı ve cızıltı yapmaz...Yapması gereken islamla sorunlu olanlara laf yetiştirmek ve onların DİN=DÜNYA GÖRÜŞLERİNİ SINAYIP SORGULAMAK değil İslama kendini ve soysuz menfeaatlerini yamayarak semiren ve yoz yobaz DURUM ve davranışlarını uluorta arzedenlere karşı ''LA'' demek onların şirkiyle DİNDAR TOPLUM üzerinden onların aleyhine ŞİRKETLEŞMELERİNE ve SORUMSUZ ama SORUNLU BELAMLARA engel olup karşı DURMAK'tır.

YAZARLAR