Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Halil ÇİFTÇİ


Amerika’nın Şeytan Üçgeni

Yazarımız Halil Çiftçi’nin “yeni” yazısı…


Asırlar boyunca güç mücadelesi içinde olan hegemon güçler çıkarların ve hesapların çakıştığı anda yeni teoriler ve yöntemler geliştirmekten geri durmamaktadır. Gücün zaman zaman değiştiği dönemlerde üstün olanın dünyada söz sahibi olduğu dönemler zamanla yeni güç merkezlerinin ortaya çıkması ile beraber denge politikası ya da rekabete dönüşmüştür. Eski dönemlerde güç Ortadoğu daha sonra Orta Asya tandaslı bir şekilde kendini gösterirken zamanla Anadolu ve Avrupa üzerinde el değiştiren bir konuma geçmiştir. Nihayetinde I. Dünya savaşı ile birlikte süreç Amerika’nın lehine dönerek yeni bir güç merkezi oluşmuştur. Tabi bu durum II. Dünya savaşı ile beraber Rusya’nın yeniden yükselişine kapı araladı. İki kutuplu bir dünya düzeni dediğimiz II. Dünya savaşı sonrası dönemde Amerika ve Rusya arasında gidip gelen bir güç gösterisini şahit olduk. İki rakipte bir birlerini dizginleyebilmek adına çeşitli planlar geliştirdi. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz caydırıcı bir güç merkezi olabilme adına geliştirilen nükleer caydırıcılıktır. Rusya ve Amerika arasında gidip gelen güç yarışı aşırı bir silahlanma yarışını başlattı. Bunun yanında bazı teorisyenlerin hakimiyet teorileride devletlerin politikalarını belirlemede başat bir rol üstlendi. Bunlar içinde ilki Mackinder‘in kara hakimiyet teorisidir. Mackinder’e göre kim Kalpgâh (Heartland) olarak bahsedilen Doğu Avrupa’ya sahip olursa dünyanın hakimi olacağını varsaymaktadır. Diğer bir teori ise Alfred Mahan‘ın geliştirdiği Deniz Hakimiyeti Teorisi olmuştur. Mahan’a göre deniz yollarının kontrolüyle birlikte dünya egemenliğinin sağlanacağını savunmuştur. En son olarak hava hakimiyet teorisini ortaya atan Havsy Scitaklian‘a göre havaya hükmetmekle birlikte dünyaya hükmedilebileceğini söylemektedir. Bir milletin dünya hâkimiyetini elinde tutabilmesi için havada üstünlük sağlayan güçlü bir hava filosuna sahip olması gerektiğini ortaya atmıştır.

Tüm  bu teoriler emperyal güçlerin dünyada hükümran olma çabasına götüren yegane hedefler arasında yer almıştır. Bu stratejik hedeflerin bir çoğu yüz yıllardır devam eden üstünlük mücadelesi ile beraber günümüz dünyasındaki politik yansımalara sirayet etmiştir. Yakın coğrafyamızda yaşanan tüm savaş, anarşi ve kaos iklimi tek bir gayenin (kara, deniz, hava hakimiyetleri) gerçekleşmesi için yürütülen planlı bir projenin tezahürüdür. O da Dünya'da tek otorite olma çabasıdır. İki kutuplu dünya düzeninde yarışı açık ara önde götüren Amerika bu avantajını kaybetmek istememektedir. Sovyetlerin dağılması ve ülke içi siyasi belirsizliklerin Rusya’yı zamanla oyun dışı bıraktığını fark eden Putin oyuna yeniden dahil olmak için başta yakın coğrafyası olmak üzere Karadeniz ve Akdeniz’de hakimiyet kurma çabasına girdi. Teorisyen Mahan’ın(deniz hakimiyet) teorisini içselleştiren Putin, Mackinder’in (kara hakimiyet)  doğu Avrupa üzerinde çizdiği (Kalpgah) bölgenin tek otoritesi olmak için çaba sarf etmektedir. Kara hakimiyeti içinde gözünü karartmış ve Kırım ile başlayan işgal sürecini Ukrayna’da halen sürdürmektedir. Tüm bunlar alelade gelişen hadiseler olmadığı Rusya’nın özellikle Amerika’nın uzun vadeli işgal planlarını kendi sınırlarından hiç değilse kendi yakın coğrafyasından bertaraf etme çabasına girmiş vaziyette.

Madalyonun diğer yüzünde Amerika’nın dünyada yükselen bir tehdit olarak gördüğü Çin’nin kendi hegemonik üstünlük mücadelesinde önemli bir tehdit haline gelmesinden kaynaklanmaktadır. Dünya ticaretinin merkezi olan Çin’in denizlerde artan üstünlüğüde Amerikan’ın Emperyalist fikirlerini tam manası ile sekteye uğratmaktadır. Çin’in son yıllarda başta Afrika olmak üzere dünyanın pek çok yerinde emperyal bir güç yarışına dahil olması da cabası. Dünya üzerinde ucuz ürün üretebilme ve ürettiği her türlü emtiayı küresel ölçekte manipüle etme gücü Çini bir numaralı tehdit konumuna yükselterek 2050 de dünyada yegane söz sahibi olacağı gerçeği Amerikayı tedirgin etmiştir. Çin’in küresel piyasadaki bu gücü Korona virüs sürecinde daha fazla belirgin hale geldi. Ayrıca Çin’in ürettiği her ürünü daha ucuz bir yol olan denizler üzerinden küresel piyasaya sunması da Çin’in denizlerde üstünlüğünün ön plan çıktığını göstermektedir. Bu üstünlüğün Amerika’nın küresel emellerine ters düşmesi ile beraber Amerika düğmeye basmış vaziyette. Öyle ki Tayvan’ın Çin’e karşı kullanılması bundan ileri gelmektedir. Çin’ eski kara parçası olan Tayvan’ı Amerika’nın stratejik kaygılarına kurban etmek istememektedir. Amerika Çin’i Tayvan üzerinden kuşatarak kontrol etmeye çalışmaktadır.Tayvan üzerinden Çin’i tehdit etmektedir.Burada yaşanan gerginlik Amerika’nınyeni geliştirdiği planlardan sadece bir  boyutudur. Şeytan üçgeninde konumlandırdığı Çin’in yanı sıra Rusya’yıda Ukrayna ile kuşatmaya çalışmıştır. Putin Amerika’nın hayata geçirmek istediği planları kendi istihbarat ağı sayesinde önceden sezerek Ukrayna’ya karşı askeri hareket başlattı. Ukrayna ise son birkaç yılını tamamen batıya yaslanarak politika belirlemesinin günahını Rusya ile ringde karşı karşıya gelerek ödemektedir. Şurası bir gerçek ki Ukrayna Amerika ve batının dolduruluşuna gelerek Rusların gazabına sürüklendi.

Amerika şeytan üçgeninde konumlandırdığı diğer bir ülke ise Türkiye oldu. Bunun temel dayanağı ise Türkiye’nin kendi yakın coğrafyasında Amerika’nın hegemon güç olma çabalarına kısmi olarak karşı durarak kendini dış siyasette yeniden konumlandırma çabasından ileri gelmektedir. 2003’te tezkere krizi, Patriot hava savunma sistemlerinin alınmaması, Heronların İsrail’in bypass geçilerek yerli üretimin gerçekleştirilmesi Türkiye’nin Amerika nezdinde şeytanlaştırılmasına kapı aralamıştır. Bundandır ki uzun süredir gücü elinde tutan Erdoğan iktidarı devrilmesi için bilindik senaryolar devreye alınmış. Son on yıla damgasını vuran; Gezi kalkışması,17-25 Aralık kumpası ve nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimi Amerika’nın yerli taşeronu FETÖ eliyle gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Nihayetinde bunlar neticesiz kalınca Amerika'nın yeni bir planı devreye aldığını söyleyebiliriz .O da Yunanistan’ın Türkiye’yi çevreleme ve kuşatma adına Amerika tarafından taşeron seçilmesidir. Dedeağaç ve bazı Ege adalarına askeri yığınak yapılması bundan ötürüdür.

Amerika özellikle Türkiye, Rusya ve Çin’in kendi emperyal emelleri için tehdit görmesinden ötürü dünya nezdinde şeytanlaştırma çabasına girişmiştir. Özellikle NATO, BM ve AB içinde ciddi bir propagandaya başladı. Uzun zamandır dünya kamuoyuna Çin, Rusya ve Türkiye’de diktatörlük var diye propaganda yapmaktadır. Amerika bu sayede iktidarları hem küresel ölçekte hemde halkının nezdinde şeytanlaştırmaktadır. Basit bir denklemin konusu olan dünya siyasetini adeta bir geometrik hesapla adeta bir üçgen şeklinde yeniden revize etmektedir. Şeytan üçgeni olarak belirlediği üç ülkeyi Rusya’yı Ukrayna ile Çin’i Tayvan ile ve en son olarak Türkiye’yi Yunanistan ile üçgenin bir köşesinde konumlandırarakkendi çemberini sağlama almaktadır.

Amerika'nın Türkiye, Rusya ve Çin’i kuşattığı bir planın ancak alternatif politik hamlelerle bertaraf edilebilecegi unutmadan soğukkanlı bir diplomasi yürütülmelidir. Hamasi çıkışlar ve dayanaksız askeri harekâtlar bu üçgende yer alan ülkelerin güçlerin azalmasına ve kendi ülkelerinde rejim değişikliğine sebep olabilir. Amerika Yunanistan, Ukrayna ve Tayvan’ı kışkırtarak savaşın ağır faturasından kendini koruyarak küresel liderlik konumunu sağlamlaştırmaya çalışmaktadır. Bu sayede kendine rakip olan ülkeleri ise sıcak bir savaşın içine sürükleyerek güçlerini kırmaya ve prestijlerin çizmeye çalışmaktadır. Bunun temel sebebi ise Amerika’nın kanlı savaş tarihinde yatmaktadır. Vietnam bataklığı, Irak savaşındaki ortaya çıkan fatura ve son olarak Afganistan’da pılını pırtısını toplayarak kaçması Amerika’nın savaşlar tarihindeki büyük hezimetlerden sadece birkaç tanesidir. Amerika girdiği tüm savaşlardan imajı bozularak ayrılmıştır.


Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR