Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


AMERİKA SEÇİMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ          

Yusuf Yavuzyılmaz'ın yeni yazısı;


 

             Basından takip ettiğimiz kadarıyla hem Amerikan kaynaklı hem Türkiye kaynaklı değerlendirmeler belli bir noktaya bizi getiriyor. Yaşanan gelişmeler, Amerikan seçimlerinin felsefi anlamda demokrasinin kendi içinde bir sorunu olduğu gerçeğini de ortaya çıkardı. Ortaya çıkan sorun şu:  Sistem Trump gibi bazılarının dengesiz,  ağzına geleni söyleyen, yerleşik temayülleri altüst ettiğini söylediği bir farklı kişilik ortaya çıkardığında ne yapılacak? Çünkü sistem böyle bir kişiliği de ortaya çıkarabiliyor. Bu durumda sorunlu bir başkanı dengeleyecek kurumların olmasının önemi ortaya çıkıyor. Bu durum, Başkanlık sisteminde çok güçlü bir hukuk sistemi olması gerektiğini ortaya koyuyor. Trump veya daha radikal biri seçildiği zaman onun uygulamalarını dengeleyecek olan nedir? Bu ise belli bir sistem sorunu olarak ortaya çıkıyor ki, bu sorunu Türkiye'de de yaşıyoruz.  Amerikan sistemine yakın bir başkanlık sistemi uygulamalarında hukuk ayağının yani adalet ayağının oldukça zayıf olması, sistemin Amerika’dan daha kötü bir kopyası olarak ortaya çıkıyor ki, bu yaşanan sorun, demokrasinin farklı bir lider seçildiğinde veya seçildikten sonra otoriterleşip hukuku işlevsiz kıldığında onu dengeleyecek araçlar neler olabilir?” sorusunu öne çıkarıyor. Kaldı ki Trump’ın kaybetmesi için “halkın sağduyusu” ile açıklamak zor görülüyor. Covid-19 süreci ortaya çıkmasaydı kamuoyu anketleri Amerikan halkının ağırlıklı eğilimi Tramp'ın kazanacağını gösteriyordu.  Ancak,  covid-19 krizinde izlediği siyaset onu bir anlamda arka plana düşürdü. Seçimin ardından seçmenlerin Trump'ın sözleri ile neredeyse terörize olmaları ayrıca önemlidir.

Önemli bir sorun alanı da şu: Batı Dünyasının önemli bir kesiminde demokrasi, sandığımız kadar ilkesel değil. Özellikle Batı dışı dünyada demokrasi deneyimi konusunda ikircikli davranıyorlar.  Öte yandan son dönem siyaseti dünyada Tramp tipi karizmatik liderleri daha ön plana çıkarıyor.  Türkiye’ye etki bakımından Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında köklü farklar yok. Türkiye Amerika ilişkilerinin yumuşak karnı Kürt sorunu olacak. Gelinen noktada “Cumhuriyetçiler ve Demokratlar Kürt sorununa nasıl bakacaklar” sorusu önemlidir.  Genel olarak Türkiye'nin iktidar sahipleri, demokratların daha fazla Kürt taraftarı olduğu, olaya özgürlük yönünden yaklaşacağı endişesini taşıyorlar.

             Amerika'nın Ortadoğu ve Türkiye politikasında köklü farklılıkları olur mu? Sanmıyorum. Moritanyalı Şankiti anlatmıştı: Amerikan dışındaki ülkelerle ilişkisi otobüs yolculuğuna benzer. Otobüste bir sorun çıktığında, ABD, iktidarı devirmek için kamuoyu oluşturmak, askeri darbe yapmak, iktidarı değişikliğe zorlamak için elinden geleni yapar, ancak hiçbir zaman otobüsten atlamaz. Dolayısıyla o otobüsün içinde otobüsün yolunu kendi çıkarları yönüne çevirecek her tür hamleyi yapmaya çalışır. Dolayısıyla orada ana ahlaki ilke Amerikan çıkarlarıdır.  Amerika dış politikasında İran’ın düşman Suudi Arabistan’ın dost kabul edilmesinin altında ahlaki veya demokratik değerlendirmeler değil, Amerikan çıkarları yatmaktadır. Herhangi bir ülke Amerika ile işbirliği yapıyorsa, Amerika için oradaki rejimin ne olduğu önemli değildir. Mısır darbesinin ardından bu gerçek tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.   

Öte yandan Amerika başkanlığına kimin seçildiği önemlidir. Çünkü ABD dünya siyasetinin yönlendirici en önemli aktörüdür. Diğer yandan ülkelerin sorunlarını sadece Amerika üzerinden tanımlamak da doğru değil. Sosyal olaylarda iç ve dış sebepler vardır. Benim inancım dış sebeplerin etkileyici iç sebeplerin belirleyici olduğudur.

Türkiye'nin geleceğini Amerika değil, kendi performansı belirleyecektir. Kur'an okumalarımdan çıkardığım, insanın yaptığı eylemlerin nedeninin Şeytanın gücü değil, kendi zaaflarının olduğudur. Kur'an, bir toplum kendini değiştirmez ise Allah'ın onlar hakkındaki hükmünü değiştirmeyeceğini söyler. Önemli olan sömürgecinin gücü değil, sömürüye açık ya da sömürülmeye elverişli olmaktır.

            Türkiye, iç barışını sağlamış, hukukun üstünlüğünü tesis etmiş, demokratik ve müzakereci kültürü kökleştirmiş, ortak idealler etrafında bütünleşmiş ekonomik ve sosyal sorunlarını gidermiş bir ülke olabilirse Amerika'nın başına kimin seçildiği birinci derecede önemli değildir.



YAZARLAR