Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Adil AKKOYUNLU


ALTMIŞ BEŞ YAŞ ÜZERİ ÇINARLAR

Adil Akkoyunlu'nun yazısı;


 

 

Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) nedeniyle sokağa çıkmaları

sakıncalı görülen;

Altmış beş yaşın üzerindekiler kimdir?

Kışın bütün aile, bir odada, sobanın başında toplanırlardı,

büyüklerinden masallar, hayat hikâyeleri, öğütler dinlerlerdi.

Tecrübelerinden faydalanırlardı. Ahlaklarını, edeplerini nezaket kurallarını,

saygıyı, sevgiyi, yardımlaşmayı, dayanışmayı, paylaşmayı büyüklerinden

görüp öğrenirlerdi. Bilmediklerini danışırlardı. Onların asıl okulları

aileleriydi.

Yurdumuzu ve milletimizi seviyorlardı. Mertlerdi, yiğitlerdi.

İkiyüzlülük, münafıklık, hainlik bilmezlerdi. Riyakârlıktan ve

dalkavukluktan hoşlanmazlardı. Haksızlığa razı olmazlardı. Davaları için

canlarını, mallarını hatta ailelerini feda ettiler. Makam ve para için

davalarını, şeref ve onurlarını basamak yapmadılar.

Bu koca çınarlar; darbeler, muhtıralar, müdahaleler gördüler. Açlık,

yokluk, sürgün, işkence, hapis gördüler. Nice arkadaşlarını kurban

verdiler. Sıkıntı çektiler, ezildiler ama eğilmediler. Beş paralık menfaat için

elli takla atmadılar. El ayak öpmediler. Belki çoğu üniversitede okumadı

(İmkânları yoktu.) ama hayat, başlarına vura vura çok şey öğretti.

Bir tespitte bulunmuştum “Türkiye Tarihinde Bir Sonbahar” adlı

kitabımda: “12 Eylül 1980 darbesi, bir milat oldu. Yeni bir nesil yetiştirdi

darbe. Bireyselleşti insanlar. Bencilleşti. Korkaklaştı. Riyakârlaştı.

Gayesizleşti. Menfaat kavgası derdine düştü. Davasını, idealini, ülküsünü,

misyonunu yitirdi. Kişiliğini, kimliğini yitirdi çokları. Toplum, korkunç bir

depresyon geçirdi. Kâbus çöktü ülkenin üzerine. Yozlaştı ülke insanları.”

Altmış beş yaşın üzerindeki nesil, büyük düşünüyordu, büyük işler

peşindeydi. Oyunda, oynaşta değillerdi. Telefonlarıyla, giydikleriyle,

yedikleriyle, arabalarıyla, evleriyle, ev eşyalarıyla övünmezlerdi.

Davalarına yaptıkları hizmetle onur duyarlardı. İyilikte yarışırlardı.

Ayakkabılarının söküğünü diktirir, çorabına, pantolonuna yama yaptırır,

ütüsüz gömlek giyerlerdi. Kıtlık, yoksulluk gördüler ama mihnet etmediler.

Boyun bükmediler, başlarını hep dik tuttular. Açken de; gönülleri zengin,

gözleri toktu. Her birinin hayatı birer romandı. Örnek birer roman

kahramanıydı onlar. Anlatmakla bitmezdi mertlikleri, yiğitlikleri, iyilikleri.

Sofralarında çok çeşit yoktu. Bulgur pilavını, ayranı, kuru soğanı

bulunca şükrederlerdi. Bazı günler aç yattılar. Ama bunu çocuklarına

hissettirmediler. Büyük çocuğun giydiğini, küçük çocuğa giydirdiler fakat

aç koymadılar, çıplak gezdirmediler.

Onlar, karlı bir dağdı. Koca, bir dağ… Hatunu, dağın başındaki

karıydı. Koca ve karıydı onlar. Değil basit esintiler önünde savrulmak;

şiddetli fırtınalar bile birbirinden ayıramaz, yerinden oynatamazdı onları.

Biri sağ el, diğeri sol eldi; biri sağ ayak, diğeri sol ayaktı; biri sağ göz,

diğeri sol gözdü… Bir ömür, bir yastıkta kocardı onlar. Heyhat, kum yığını

gibi çöküyor şimdi, yeni kurulan yuvalar.

 

Onların ailelerinde güçlü bir bağ vardı. İletişim vardı. İnsana saygı

vardı, sevgi vardı. Vicdan vardı. Hak hukuk, adalet vardı. Dürüstlük vardı.

Akrabalık, komşuluk vardı. Büyük, büyüklüğünü bilirdi; küçük de,

küçüklüğünü… Nezaketi, şefkati, merhameti bırakmazlardı ellerinden. Bir

tartışma olunca da hemen mahkemeye, televizyona koşmazlardı, büyükler

hallederdi anlaşmazlıkları.

Böyle yükseklikte yarışan, birbirine tepeden bakan binaları, lüks

daireleri yoktu. Tek katlı, iki katlı, bahçeli, kerpiçten yapılı, çatısız -

kendileri gibi- mütevazı evlerde otururlardı.

Alevi – Sünni, Kürt - Türk yoktu; komşuluk vardı, insanlık vardı. Bir

mahalle, bir aile gibiydi. Bir şehir, akraba gibiydi. Sevinçler de ortaktı,

hüzünler de.

Değil pahalı taksileri; ceplerinde dolmuş parası yokken de, boyasız

ayakkabı giyerken de, uzayan sakallarıyla da mutluydu onlar. Kıskançlık

ve haset bilmezlerdi. Kendilerinden çok, komşularını, akrabalarını,

kimsesizleri, muhtaçları düşünürlerdi. Sosyal medyada yiyip içtiklerinin

resimlerini paylaşmazlardı. Ne yediklerini, başkalarının görmelerini ayıp

sayarlardı. Yiyecek ve içeceklerini paylaşırlardı gizlice. Hatta yemez,

yedirirlerdi.

Onların yaşadığı dönemde yavanlaşmamış, tatsızlaşmamış,

iğretileşmemişti hayat. Doğallığını yitirmemişti. Solmamıştı. Böyle

ucuzlaşmamıştı. Hayat, hayattı.

Bazılarının -kendi değerlerini, güzelliklerini görmeyip- hayran olduğu

Batı, her şeye ekonomik gözle bakıyor. Yaşlıların yaşamalarını ekonomiye

zarar sayıyor. Yaşamalarından rahatsız oluyor. Seçerek alıyorlar hastaları

hastaneye. (Zaten hastaneleri de yetersiz.) Virüsten dolayı en çok ölenler

huzurevlerinde. Aslında Batılılar, bir sömürü aracı olarak kullandıkları silah

kadar insana değer vermiyorlar. Ne kadar küçük insanlar olduklarını bütün

dünya seyretti. Ellerinde yeterli sağlık malzemeleri yok. Ülkeler, gelen

yardım malzemelerini birbirinden çalmaya başladılar. Onların büyüklükleri,

büyük silahlara sahip oluşlarında. Silaha önem vermişler, yatırımı buna

yapmışlar, insana değil. Korona düşürdü hepsinin maskesini. Şaşkına

döndüler. Elleri, ayakları birbirine dolaştı. Perişan oldular. Virüsten

korunmak için ve yüzlerini saklamak için maske bile bulamıyorlar.

Siz, Batı gibi değilsiniz elbet. Fakat üzülerek söyleyeyim: Siz de,

evet siz de gereksiz bir “Batılılaşma” uğruna çoğu değerlerinizi yitirdiniz.

Siz de yaşlılarınızı yeterince önemsemediniz. “Kuşak farkı var.” dediniz.

“Zaman çok değişti.” dediniz. Onları bilgisizlikle, anlayışsızlıkla suçladınız,

dinlemediniz. Faydalanmadınız. Onlar altmış beş yaş üzeri çınarlar. Sizin

kadar tahsilleri yok belki ama bilgileri, görgüleri, tecrübeleri var. Çok

düşüp kalktılar. Gördüler. Yaşadılar. Geniş bir ufka sahipler…

Çoğu gitti, azı kaldı. Evdesiniz… Televizyonu, telefonu, bilgisayarı

biraz kapatın da onları dinleyin. Onların size anlatacakları -ibret alınacak,

ders alınacak- nice anıları var. Canlı tarih onlar. Kültür, medeniyet ve bilgi

hazinesi onlar. Altmış beş yaş üzeri çınarlar, yapay ve iğreti olmayan

gerçek hayatın ta kendisi. Onlardan öğreneceğiniz çok şey var.

Yarın aranızda olmayacaklar belki… Çok arayacaksınız onları.



YAZARLAR