Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Faysal Mahmutoğlu


Altılı Masanın Kürt Sorunu Çıkmazı

Yazarımız Faysal Mahmutoğlu'nun "yeni" yazısı...


Kürt sorunu ülkenin geleceğini adeta rehin almış durumda. Demokratikleşmeyi engellediği gibi dış politikada ülkenin manevra alanını daraltmaktadır. Bölgedeki Kürt kazanımlarını kendisine tehdit olarak algılayan anlayış, bölge barışına da katkı sunmamaktadır.

2019 yerel seçim sonuçları Kürt seçmenin Türkiye’nin politik geleceğinde belirleyici olacağını gösterdi. Dolayısıyla Kürtler, Türkiye’nin kaderinde belirleyici güç haline geldi.

Bu nedenle bütün politik tartışmalarda Kürtler olmamasına karşın Kürtler konu ediliyor.

İktidar ana seçmen kitlesi Kürtlerden oluşan HDP’yi kapatarak siyasi arenanın dışına atmak isterken, muhalefet partileri de bu kararı zımnen destekliyor.

Altılı masanın önemli bir bileşeni olan İYİ Parti lideri Akşener’in, Kürtlerin siyasi geleceği noktasında iktidar kanadından daha şahin davrandığı bilinmektedir.

HDP iktidarın yoğun saldırısı altında ve kapatılmayla karşı karşıya olmasına karşın kilit bir role sahip.

Mevcut tabloda Kürt seçmen kitlesinin desteğini almadan Cumhurbaşkanlığını kazanmak mümkün görünmemektedir.

Uzun zamandır oy desteğini yitiren iktidar, seçimleri kazanmasının belki de tek yolunun, Kürtlerin desteğini kazanmak olduğunun farkında.

Erdoğan’ın yeniden seçimi kazanması, muhafazakâr Kürtlerin oyunu yeniden almasına ve yeni bir “barış süreci” başlatarak HDP seçmeninin de desteğini sağlamasına bağlı.

İktidar İmralı-Demirtaş hattında kriz yaratarak –ki Demirtaş asıl hesabi Öcalan’a verecektir söylemi bu meyandadır- ve Öcalan üzerinden yeni bir açılım devreye sokarak bir şekilde Kürtlerin desteğini alma uğraşı içindedir. İki yıldan beri yakınlarıyla görüştürülmeyen Öcalan’la yeni bir yol bulma ve yol alma çabası içindedir.

Devlet görevlilerinin Öcalan’la görüştüğü sır değil. HDP sözcülerinin son zamanlardaki daha çok muhalefeti eleştiren açıklamaları bunu teyid eder niteliktedir. Bunu muhalefet sözcüleri de sıklıkla dile getiriyorlar ve muhalefet Öcalan’la yapılan görüşmelerden fevkalade tedirgin.

Salt seçim endeksli olarak Öcalan’ın devreye sokulması sonuç alıcı olmaz, iktidar da Öcalan da bunun bilincindedir.

Öcalan’ın çözüm odaklı olarak sahne alması, seçimi Erdoğan lehine çevirme potansiyeline sahip.

Ancak Kürt siyaseti içerisinde önemli bir konuma sahip olan Demirtaş’ın vereceği mesajın Kürt sokağında daha büyük karşılık bulacağını düşünüyorum ki bunu 2019 yerel seçimlerinde İstanbul, Adana, Mersin ve Antalya Belediye Başkanlığı seçimlerinde yaşayarak gördük.

Öcalan’ın devreye sokulmasının iktidar açısından bir başka getirisi, HDP ile muhalefetin arasını da açabilir ki bu daha etkin bir yol olur.

İktidar Kürt meselesi ve HDP’nin, Millet İttifakı’nın yumuşak karnı olduğunun farkında.

Başta CHP olmak üzere muhalefet Erdoğan’ın yeni bir “çözüm süreci” başlatacağı ihtimalini gündeme getiriyorlar ve Kürtlerin buna yanaşıp yanaşmayacağı tartışmalarını yürütüyorlar. Ancak kendileri çözüme yönelik bir fikir beyan etmiyorlar. Bu da muhalefetin yeni bir çözüm sürecine sıcak bakmadığını göstermektedir.

Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır gezisi kısmen coşkulu geçse de “dağ fare doğurdu” şeklinde yorumlandı. Kılıçdaroğlu Kürt sorununa yönelik ürkek ve mesafeli tavrını sürdürdü. Belediye başkanlarını Van’da toplayarak üç günlük kampa alması Kürt mahallesinde herhangi bir heyecan yaratmadı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu Van’da yaptığı değerlendirmede Osman Kavala’nın serbest bırakılması için Kürt halkına kendilerine katılma çağrısı yaptı. Kürt sorununu görmezden geldi.

Davutoğlu radikal çıkışlarına rağmen Kürt mahallesinde karşılık bulmadı. Bunun en önemli nedeni, Başbakanlığı döneminde 7 Haziran – 2 Kasım arasında bölgede, özellikle de Diyarbakır/Sur’da yaşanan çatışmaların sorumlusu olarak görülüyor olması. Davutoğlu bölgede Torosları gündeme taşıması ve Toledo ile anılıyor.

Ali Babacan ise Irak Kürdistan Bölgesi için Irak’ın Kuzeyi (bu kavramın patenti İlker Başbuğ’a ait) tabirini kullanmanın ötesine geçemedi.

Altılı masayı oluşturan muhalefet bloku, HDP ile diyalog kurmadan dışlayarak, HDP seçmeni dışındaki Kürtlerin taleplerini dikkate almadan şartsız destek talep ediyor. Adeta Kürtleri kendilerine mahkûm görüyor.

Bugün için Kürt seçmenin ağırlıklı bir kısmının muhalefete yakın durması, Kürtlerin muhalefete mahkûm olduğu, seçeneksiz olduğu anlamına gelmez.

Muhalefet “Kürt sorunu”ndaki tutumunu netleştirmek zorundadır. Siyasal iktidarın sürdürdüğü mevcut “güvenlikçi konsepte” karşı siyasi bir çözüm önerisi ortaya koymaması, mevcut politikaları desteklediği anlamına gelir.

Altılı masanın Kürt sorununun demokratik siyaset içinde çözümüne dair somut bir önerisi yok, bir projesi yok. Kürtlerle birlikte bir gelecek tasavvur edilmiyor.

Söz konusu muhalefet bloku, seçime endeksli olarak milliyetçiliği körüklemeye ve ekonomideki kötü gidişatı unutturmaya matuf olarak Rojava’ya yönelik muhtemel bir operasyona karşı çıkmamaktadır.

Dar milliyetçilik ve çözümsüzlük politikasıyla Kürt seçmen desteğini almak hayal.

İktidarın tutumuna karşı tavır belirlemek politika değildir. Muhalefet, iktidarın yaptıklarından ve yapacaklarından bağımsız olarak sorunun çözümüne yönelik politika geliştirmek zorundadır.

Muhalefet tutumunu değiştirip HDP’yi hesaba katmazsa üçüncü yol devreye girer ki, bu da Erdoğan’a önemli bir avantaj sağlar.

Kürtler salt Erdoğan düşmanlığının bir siyaset olmadığının farkındalar.

Kürtlerin Erdoğan yerine Akşener’i Başbakanlığa taşıma ihtimali yok. Erdoğan Kürtleri kazanmaya daha yakın.

 

Kaynak: Farklı Bakış

YAZARLAR